16 Temmuz 2019 Salı

Furkan Eren  ÖZDEMİR

Furkan Eren ÖZDEMİR

furkan.eren.ozdemir@hotmail.com

23 HAZİRAN

Hukuksuz bir şekilde alınan karar neticesinde bundan 6 ay kadar önce kimsenin tanımadığı, mütevazi bir ilçenin belediye başkanlığını yapmış olan, Karadenizli bir ailenin evladının alnından akan damlalar kadar helal olan başarısını gasp ettiniz. 

Sadece 17 yıllık iktidarınızdan kaynaklanan güç zehirlenmesiyle size muhalefet eden insanların umutlarını çalmadınız, sizlere ve yıllarca dayanağınız olan milli iradeye inanmış olan kendi seçmeninizin de sandığa olan güvenini ve inancını çaldınız. 
Yarın seçimin neticesi ne olursa olsun bazı toplumsal riskler bulunmaktadır.

Sandığın aynası sahalar olsa da 2014 yılında Samsun'un İlkadım Belediye Başkanlığı, 2014 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, 16 Nisan 2017 Referandumu gibi olumsuz örnek teşkil edebilecek seçimlerde sandığın sahadaki aynası kırılıp seçimlerin sandıkta bitmesi engellenebilmektedir.

Sizlere AKP Rejiminin hakim olduğu Türkiye'nin şartlarını göz önüne alarak, maalesef gerçekleşmesi pek muhtemel olan birkaç senaryo çizeceğim.
AKP yarın seçimi bir şekilde kazanırsa ne olur?

Biliniyor ki AKP seçmeninin seçim sonucuna etki edebilecek oranında bir bölümü 31 Mart'ta tepki olarak sandığa gitmemişti. 
Bunların içinde AKP Rejiminin anti demokratik uygulamalarından rahatsızlık duyan demokratlarından AKP-MHP ortaklığından rahatsızlık duyan Muhafazakâr-Kürtçü seçmenine, ekonomik krizin dar boğazına sıkışıp kalan işçisinden/işsizinden dini değerlerin ve mukaddesatlarımızın istismarından rahatsız olan dindarına kadar birçok seçmen profili var.

AKP teşkilâtları devlet gücünü ardına alarak 31 Mart'ta sandığa gitmeyen ve bazıları da belediyeler başta olmak üzere AKP'nin sağladığı olanaklarla yardım alan bu kişilerin listelerini ele geçirerek mümkünse evlerine kadar milletvekilinden, bakanlarına uzanan heyetlerle ulaştı. Birçoğunu daha önce yaptıkları gibi maddi/ekonomik olanaklarla ikna etmeye çalıştılar. Ancak ikna olan olmayan herkese "biz sizin attığınız adımı izliyoruz" mesajı(şantajı yapıldı) verildi.

Diğer taraftan Bebek Katili Öcalan üzerinden AKP seçmeni olan "Muhafazâr-Kürtçü" seçmene "yeniden çözüm" gözü kırpıldı.
Perde arkasında yaşanan tüm bunlar doğrultusunda AKP seçimi kazanmayı başarabilirse, Türkiye'de bundan sonra muhalefetin kazandığı her seçim tekrar edilecektir. Tehlikenin bir tarafı budur.

Peki 31 Mart'ta olduğu gibi seçimi Ekrem İmamoğlu kazanırsa ne olabilir? 
Özellikle seçimin son gününe gidilirken beni tedirgin eden bir mesele bulunmaktadır. 

AKP'li İYİ Parti'li, CHP'li MHP'li birçok teşkilat, topluluk veya vatandaşlar "İstanbul seçmeni" olmamasına rağmen İstanbul'a davet edildi. 
Bu durumun özellikle iktidarın üslubu ve kutuplaşmadan beslenen siyasi anlayışından ötürü büyük risk taşıdığını düşünüyorum. 
Tamamen bir aidiyet duygusuyla İstanbul'a giden vatandaşların içinde bulunduğu psikolojiyi anlayabilmek zor olmasa gerek.
Seçimin tekrar edilme kararından bugüne gelen süreçte en büyük endişem toplumsal gerilim ve provokasyonlar oldu.

Yarın Ekrem İmamoğlu'nun kazanması durumunda Ekrem İmamoğlu'na oy veren, gönül veren vatandaşların karşısında Cumhur İttifakı'nın yöneticileri eliyle karşı tarafı "azgın azınlık", "Terör işbirlikçisi", "Hırsız", "Pontus", "Yunan" şeklinde görmeye zorlanmış bir topluluk bulunmaktadır.
Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu'nun kazanması durumunda Cumhur İttifakı'nın yöneticilerinin seçim sonucuna dair göstereceği en ufak aykırı bir hareket, refleks veya vereceği demeçlerin son derece kutuplaştırılmış ve tahrik edilmiş bir topluluğa etkisini tahmin etmek güç olmamalıdır. 
Dolayısıyla yarın seçim sonucu ne olursa olsun, en azından sağduyulu vatandaşların oluşabilecek provokasyonlara fırsat vermemesi ulusal birliğimizin teminatı için hayati önemdedir. 

Seçimi kazanabilmek adına Bebek Katili Öcalan'ın sözcülüğünden bile medet uman bir anlayışın, kaybedeceği seçimin sonucunun meşruiyetini ortadan kaldırmak adına her şeyi yapabileceği bir ihtimal olarak unutulmamalıdır.

Oluşabilecek en ufak bir toplumsal sürtüşmenin hiç istenmeyecek noktalara ulaşabileceği ve birilerinin bu krizi fırsata çevirerek iktidar gücü eliyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini "seçim sonuçları toplumsal birlik ve beraberliğimizi hedef alan, tehlikeye sokan neticeler doğurmuştur/riskler taşımaktadır" şeklinde bir gerekçeye sarılarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na yapılan Kayyum Atamasının en azından devamlılığını sağlayabilecek bir ortam oluşturmaktan geri durmayacak bir tıynette olduğu unutulmamalıdır.

Seçimin neticesi ne olursa olsun Allah Türk Milletinin beraberliğini, Türk Devleti'nin devamlılığını muhafaza etsin.
Allah ülkemize ve milletimize zeval vermesin!

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR