Samsun'da CHP İl Kadın Kolları ekonomik sorunlara dikkat çekmek için boş tencere eylemi yaptı.
Samsun sokaklarında tencerelere vurarak yürüyüş yapan CHP'li kadınların gerçekleştirdiği eyleme, CHP Milletvekili Op.Dr. Murat Çan, CHP Parti Meclis üyesi Zana Güneysi, CHP İl Başkanı Mehmet Özdağ ile birlikte partililer katıldı.
CHP Samsun İl Başkanlığı binası önünden başlayan tencereli yürüyüş Mecidiye Çarşısı üzerinden devam ederek, Cumhuriyet Meydanında son buldu. 
















Bu yürüşü yapanların tamamının sosyal medya hesaplarına bakın, sofralarında içkisinden yemeğine kadar yok yoktur. Yalandan güya tencere eylemi boş işler. Madem tenceresi kaynamayan insanlar var, ki olabilir, büyük şehirlerde kendi belediye başkanları milyarlarca paraları konser ve heykellere nasıl veriyorlar. Hiç samimi değiller.
bencede boş işler. millet acından cartayı çeksin. bize ne.. ver coşkuyuuuuuuu hüloğğğğğğğ
İktidarın sürekli olarak yurt dışı seyahatlerinde elde edildiğini iddia ettiği "büyük başarılar", ne yazık ki doğalgaz faturasına, manavdaki domates fiyatına ya da çocuğunun okul masrafına yansımıyor. Tam tersine, dış borcun devasa rakamlara ulaşması, rezervlerin erimesi ve sürekli kur şokları, milletin geleceği ipotek altına alınırken, ülkenin kaynaklarının şeffaflıktan uzak projelere ve israfa akıtılmasının bedelidir. Bu ekonomik kriz, sadece rakamların kötüleşmesi değil; toplumsal ahlakın ve güvenin çöküşüdür. Zenginle yoksul arasındaki uçurum, her gün daha da derinleşirken, iktidarın gözü, bu derin yoksulluktan çok, siyasi rakiplerini yargı yoluyla tasfiye etmeye ve kendi gücünü pekiştirmeye odaklanmıştır. Halk, kendi tenceresi boşken, iktidarın şatafatlı yaşam tarzını ve siyasi manevralarını öfkeyle izlemektedir. Tencerenin kaynamaması, iktidara yönelik en sert eleştiri ve en güçlü uyarıdır. Bu kriz, artık sadece ekonomik değil, derin bir yönetim krizidir.
Bu topraklarda yüz yıllardır süregelen bir söz vardır: "Tencere kaynamazsa, iktidar sallanır." Bugün, ne yazık ki, o tencere artık sadece kaynamıyor değil, dibi tutmuş durumda ve halkın sabrı taşıyor. Yaşanan bu ekonomik yıkım, doğal bir felaket değil; iktidarın şahsileştirilmiş, tek kişilik yanlış ekonomi yönetiminin kaçınılmaz sonucudur. Millet, artık sadece yoksul değil, derin bir itibar kaybı yaşıyor. Bir zamanlar "orta direk" diye tabir edilen milyonlar, hızla yoksulluk batağına sürüklenmiş durumda. Market alışverişi, cebinde parası olsa bile utanç verici bir matematik savaşına dönüşmüş durumda; insanlar, en temel gıdalardan bile çalmak zorunda kalıyor. Bu çaresizlik tablosunun baş sorumlusu, enflasyonu değil, faizi düşürmeyi siyasi bir inat haline getiren ve liyakati tamamen yok sayarak tüm yetkileri tek elde toplayan yönetimdir.
Tencerenin kaynamaması demek, sadece aç kalmak demek değildir; aynı zamanda umudun tükenmesi, gelecek planlarının rafa kalkması, gençlerin hayallerinin buharlaşması demektir. Halk, artık sadece karnını doyurmaya değil, ruhunu beslemeye de gücü kalmadığını derinden hissediyor. Bu ağır ekonomik buhran, biriken siyasi sorunların ve yanlış yönetimin acı meyvesidir ve bu yükü, maalesef ki en çok tenceresi boş kalan milyonlarca vatandaş çekmektedir. Bu sessiz çığlık, vicdan sahibi herkesin kulaklarında çınlamalıdır.
Eskiden evin temel direği olan babalar, bugün eve eli boş dönmekten, eşlerinin gözlerine bakamamaktan utanıyor. Sadece gıda değil, elektrik faturasının her geçen gün daha da kabarması, ısınma derdi, kiraların başını alıp gitmesi... Bu, ekonomik bir kriz değil; insani bir çöküştür. İnsanlar, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ek işler peşinde koşuyor, ikinci bir işte bedenlerini yıpratıyor, ancak ne yaparlarsa yapsınlar, hızla yükselen fiyat duvarını aşamıyorlar.
Artık tencere kaynamıyor. Bu cümle, kuru bir ekonomik terimden ibaret değil; milyonlarca evin mutfağında, boğazında düğümlenen acı bir çığlığın tercümesidir. Marketlerin ışıl ışıl reyonları, halkın ezici çoğunluğu için birer sergi alanından farksız. Enflasyonun ateşiyle kavrulan etiketler, asgari ücretlinin, emeklinin cüzdanını dakikalar içinde küle çeviriyor. Akşam ne yiyeceğini kara kara düşünen annelerin gözlerindeki çaresizlik, bir ülkenin en büyük trajedisidir. Çocukların "anne, baba şunu yiyebilir miyiz?" sorusu karşısında sessizliğe gömülen ebeveynlerin omuzlarına çöken ağırlık, sadece bir borç yükü değil, onur kırıcı bir yoksulluktur.