Samsun Kent Haber köşe yazarı Doç.Dr. Zafer Şahin, 2025 yılı yaz ayında yaşanan orman yangınlarına yönelik yazdığı köşe yazısında, yanan ormanlık alanlarda başlatılan ağaçlandırma çalışmalarına dikkati çekerek, "Yanan orman alanlarının yerine tekrar çam ağaçları dikilmesini istemiyorum. O kadar ağaç türü varken neden çam ağaçlarında ısrar ediyoruz? Ağaçlandırma yapacağız diye çıra dikmekten vazgeçilmeli" dedi.
2025 Orman Yangınlarının Ardından: Ağaçlandırma Yapacağız Diye Çıra Dikmekten Vazgeçilmeli!
Bu yaz çok sıcak geçti. Hem biz sıcaktan yandık, kavrulduk hem de ormanlarımız yandı. 2025'te 2 bin 800 orman, 4 bin kırsal olmak üzere 6 bin 800 yangın çıktı. Bu yangınlarda toplam 80 bin hektar yani Samsun’un 10’da 1’i kadar bir alan yandı.
Kıymetli Samsun Kent Haber okuyucuları, öncelikle 2025 yazında oluşan orman yangınlarında yanan 80 bin hektar alanın ne kadar bir büyüklüğe sahip olduğunu sizlere açıklayarak yazıma başlamak istiyorum. Daha önceki yazılarımda orman yangınlarında yanan alanların günlük hayatta pek de kullanmadığımız hektar birimi yerine metrekare veya kilometrekare olarak belirtilmesinin önemi ve gerekliliğini yazmıştım.
Bu yaz 80 bin hektar alan yandı. Şimdi sormak istiyorum; bu miktar alanın yüzölçümü bakımından tam olarak karşılığı nedir, ne kadarlık bir bölgeye karşılık geliyor, bileniniz var mı? Daha açık ifadeyle belirtmek gerekirse, 80 bin hektar örneğin Samsun ölçeğinde ne kadarlık bir alana tekabül ediyor? Kaybettiklerimizi belirlemek ve durumun ciddiyetini kavramak için somut verilerle konuşmak zorundayız. Bu sebeple, tekrar ifade etmek istiyorum; “bu tür yangında etkilenen alanlar hektar yerine kilometre olarak ifade edilmelidir”. Yoksa vatandaş “2025’te 80 bin hektar alan yanmış” der geçer.
Kafayı neden böylesine ufak bir detaya takmış bu yazar diyebilirsiniz ama ben işin ciddiyetinin farkına varılmasının derdindeyim. Ayrıca bu mesele ufak da değildir. O sebeple 80 bin hektarın sizlere daha iyi anlayacağımız şekilde karşılığını sunduktan sonra yanan alanların tekrar ağaçlandırılmasında dikkat edilmesi gereken hususlara geçeceğim.
1 hektar 10.000 m2 alana yani 0,01 km2’ye karşılık geliyor. Dolayısıyla 100 hektar = 1 km² etmektedir. Bu orantıya göre, 80 bin hektar toplamda 800 km2’lik bir alana karşılık geliyor. Bunu birçoğumuzun ilgi alanı olan futbol sahası üzerinden ifade etmek gerekirse 2025 yılında yaklaşık 112 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan yandı ve kül oldu. Samsun’un toplam yüzölçümü yaklaşık 9.352 km²’dir. Samsun’un yüzölçümüne 2025 yılındaki yanan alanı orantılarsak; Samsun’un yaklaşık yüzde 8,5’ine tekabül etmektedir. Yani yanan 80.000 hektar, Samsun’un neredeyse 10’da 1’i kadar büyük bir alana karşılık gelmektedir. Durum ne kadar vahim değil mi?
Şimdi yetkililere düşen yanan bu devasa alanın tekrar ağaçlandırılmasıdır. Öncelikle Türkiye’nin ormanlarındaki ağaç türlerinin oranlarına bir göz atalım; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tarım ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, “Orman İstatistikleri verilerine göre Türkiye ormanlarının yüzde 29,4’ünü meşe, yüzde 22,85’ini kızılçam, yüzde 17,54’ünü karaçam oluşturmaktadır. Bu oranları sırasıyla Kayın, Ardıç, Sarıçam ve diğer ağaç türleri takip etmektedir. Bu durumdan en çok etkilenenler ise iğne yapraklı (ibreli) ağaçlar. Dallarında çok miktarda özsu bulundurduklarından çok hızlı tutuşabiliyorlar. Göknar, ladin, sedir gibi çamgiller ailesinin diğer mensupları bu ağaçlar arasında. Bu ağaçlar arasında çam türleri gibi iğne yapraklı orman alanlarının yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir.
İğne yapraklı ağaçlara neden odaklandığımın sebebine gelince, bu ağaçların dallarında çok miktarda yağlı madde bulundurduklarından dolayı çok hızlı tutuşabiliyor olmasıdır. İğne yapraklı ağaçların çok yanıcı türler olduğu bilinen bir gerçektir. Çam ağacı türleri bu tür ağaçlar arasında yer almaktadır.
Eskiden doğalgaz yoktu ve evlerde soba kullanılıyordu. Hatta doğalgazın olmadığı yerlerde ve kırsal alanlarda hala daha sobalar kullanılmaktadır. Sobayı yakmak için çırayla tutuştururduk. Benim yaş grubum çırayı ve enfes kokusunu iyi bilir. Evet, sobayı tutuşturmak için kullandığımız çıra aslında çam ağacı dalıdır. Yani bir tür yanıcı madde olan çıra, çam ağaçlarının reçineli kısımlarından elde edilen, yüksek oranda reçine içeren odun parçasıdır. Düşünsenize yanan çam ağacındaki kor hâline gelen kozalaklar ağaçtan düşüp, yuvarlanıyor ve böylece yangın dalga dalga diğer ağaçlara yayılıyor. Dolayısıyla çam ağaçları kolay tutuşmasının yanı sıra alevlerin diğer ağaçlara yayılmasında da rol almaktadır.
Türkiye’de ormanların yarısını çam ağacı türleri yani çıralar oluşturmaktadır. Bu çıra dikme sevdası nereden geliyor anlayabilmiş değilim. Yanan orman alanlarının yerine tekrar çam ağaçları dikilmesini istemiyorum. O kadar ağaç türü varken neden çam ağaçlarında ısrar ediyoruz?
Stratejik bir planlama ile yanan orman alanlarına iğne yapraklı çıra ağaçlarının yerine geniş yapraklı türler dikilmelidir. Bana sorarsanız ben meyve ağaçlarının da dikilmesi taraftarıyım. Hem böylece doğadaki hayvanlar da bu meyvelerden istifade etmiş olur. Buradan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerine seslenmek istiyorum: “Lütfen, çam ağacı yani çıra dikme sevdası veya alışkanlığından vazgeçin ve toprak yapısı analizlerine göre o alanlara uyumlu farklı ağaç türleri dikin”.
Zor tutuşan (yanmaya karşı dirençli) ağaç türleri, yoğun lif yapısı, yüksek nem içeriği, düşük reçine oranı ve kimyasal bileşimi sayesinde ateşe dayanıklıdır. Bu özellik, özellikle inşaat, mobilya, orman yangın yönetimi ve yangına dayanıklı ekosistemler açısından çok önemlidir. Bu ağaçlar arasında meşe, kayın, gürgen, pelit ve çınar ağaçları yer almaktadır. Benim naçizane önerim; kestane, zeytin ve sakız ağaçlarının yanı sıra elma, armut, ceviz, kestane, incir ve diğer meyvelerin de dikilmesidir. Bu nedenle, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerin bu yönde adım atması hem orman ekosisteminin korunması hem de ekonomik düzeyinin zenginleştirilmesi bakımından oldukça önemlidir. Örneğin sakız ağacı düzeyimiz yeterli değildir. Bu ağaçların ürünü olan sakızların ekonomik değeri oldukça yüksektir. Bu durum diğer meyve ağacı türleri için de geçerlidir.
Bundan sonrasında daha az orman yangını olması temennisiyle, bilinçli bir ağaçlandırma politikasının ülke kaynaklarını zenginleştirmedeki değeri tartışılmaz olduğunu vurgulamak isterim. İklim değişikliği yani küresel ısınma nedeniyle, insan kaynaklı sebeplerden dolayı, bundan sonraki yıllarda da orman yangınlarıyla yüzleşeceğimiz aşikardır. Keşke hiç yangın olmasa ama gereksiz yere “Polyannacılık” yani “olumluluk önyargısı” yapmanın da bir gereği yoktur. Bu tür konularda ciddi ve gerçekçi olmak zorundayız. Zaten küresel ısınma da insan eliyle ortaya çıkmış bir durumdur ve bununla mücadele etmek için devletimiz tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu sebeple kurulmuştur.
Yanan orman alanlarının yeniden ağaçlandırılması kadar ne tür ağaçların dikildiği de önemli bir husustur. Bu sebeple, konunun bilimsel verilere uygun şekilde ele alınıp, acil bir eylem planı hazırlanmalı ve derhal harekete geçilmelidir. Bu sayede hem ekonomik olarak hem de doğal habitat bakımından kayıpların olabildiğince telafi edilmesi mümkün hale gelebilir.
Bu konuda söyleyecek çok şeyler var ama sizleri de sıkmamak adına “şimdilik bu kadarı ile yetinelim” diyerek sözlerime son veriyorum. Yeşiliyle ve masmavi temiz denizleriyle güzel vatanımız Türkiye’de muasır medeniyetler düzeyine ulaşarak, doğa bilinci ve sevgisinin hâkim olduğu bir hayata ulaşmak için gayret göstermemizin önemini vurgulayarak, herkese esenlikler dilerim.









































“Lütfen, çam ağacı dikme sevdası veya alışkanlığından vazgeçin ve toprak yapısı analizlerine göre o alanlara uyumlu farklı ağaç türleri dikin. Zor tutuşan (yanmaya karşı dirençli) ağaç türleri, yoğun lif yapısı, yüksek nem içeriği, düşük reçine oranı ve kimyasal bileşimi sayesinde ateşe dayanıklıdır. Bu özellik, özellikle inşaat, mobilya, orman yangın yönetimi ve yangına dayanıklı ekosistemler açısından çok önemlidir. Bu ağaçlar arasında meşe, kayın, gürgen, pelit ve çınar ağaçları yer almaktadır. Benim naçizane önerim; kestane, zeytin ve sakız ağaçlarının yanı sıra elma, armut, ceviz, kestane, incir ve diğer meyvelerin de dikilmesidir.” Alıntıladığım bu önerilerinize kesinlikle katılıyorum. Yanmaya elverişli ağaçların daha çok yetiştirilmesi, orman yangınlarını daha da tetikleyebilir.
bu konuşarın tartışılmadığı ya da gelişi güzel yapıldığı, kısa vadeli düşünüldüğü iddası yersiz gibi. hem orman bakanlığı hem de tema gibi kuruluşlar bu konuda niye böyle bir politika uyguladıklarını açıklıyorlar. zaten ilk önce bölgenin önceki ağaç yapısı ne ise onu ekiyorlar. ama gelecek planında bölgede ki suyun yetersiz olacağı düşünülüyorsa o zaman farklı alternatifler, susuzluğa daha dirençli türler seçiliyor. orda da bilimsel veriler ışığında seçiliyor. meyve konusunda da aşağıdaki yoruma aynen katılıyorum. Yani bu konu sanıldığının aksine daha bilimsel ilerliyor. Hatta bu konuda bir yazı hazırlamanızı rica ediyorum.
Gelişmiş ülkelerde yangın sonrası ağaçlandırma politikası doğayı taklit etmeye, Türkiye’de ise doğayı yeniden inşa etmeye yöneliktir. İlki uzun vadede daha dirençli, çeşitli ve sürdürülebilir ekosistemler oluştururken; ikincisi kısa vadede görsel başarı sağlasa da ekolojik kırılganlığı artırır.
Ben de Sayın Hocama yüzde yüz katılıyorum. Özellikle ilgili coğrafya ve iklime uygun ağaçlar dikilmelidir. Ben de yilllardir neden meyve ağaçları dikilmiyor diye serzenişte bulunuyorum, Meyve fiyatları zaten çok pahalı, belki bu sayede biraz daha fiyatlar düşer.
Zafer hocam. Öncelikle eline sağlık. Meyve ağaçları dikme fikri ilk etapta kulağa hoş gelse de bakım budama ve fazlaca su istemesi ve ömrünün kısa olması nedeniyle geniş alanlarda tercih edilemeyeceğini düşünüyorum. Ayrıca çam türleri sanıldığı gibi ithal türler değil. Ülkemizde doğal olarak bulunan ve doğal olarak yetişebilen bir yapıda. Bununla birlikte tabiki alternatif ağaç türleri neler olabilir tartışılmalı ve yanan yerlere kazandırılmalı senin de dediğin gibi
BEN ŞAHSEN AĞACA KARŞIYIM. HER YERİN BETONLA BİNA İLE DOLMASI GEREKİYOR. DAHA ÇOK BİNA YAPILSIN. MÜTEAHHİTLER AÇMI KALSIN.
Güzel bir tespit. Aynı zamanda bilgilendirici.