Samsun Kent Haber köşe yazarı Doç.Dr. Zafer Şahin, Obezite Salgınını yazdığı köşe yazısında, obezite salgınının yayıldığını belirterek zayıflama iğnelerinin faydalı olup olmadığı ile ilgili kilo sorunu yaşayanların, mutlaka okuması gereken bilgilere yer verdi.
20. YÜZYILDA BAŞLAYAN SALGIN ARTARAK İLERLEMEYE DEVAM EDİYOR: OBEZİTE (ŞİŞMANLIK) NASIL DURDURULACAK?
Salgın deyince herkesin aklına doğal olarak COVİD-19 Pandemisi gelse de 1960’lardan itibaren başlayan obezite yani şişmanlık hızla ilerlemeye devam ediyor. Artık dünya nüfusunun 1 milyarı bu salgının pençesine yakalanmış durumda, yani dünya nüfusu düşünülürse her 8 kişiden 1’i obez demektir.
Üstelik bu salgın COVİD-19 gibi azalma eğiliminde değil, aksine katlanarak ilerlemeye devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) açıklamasına göre, eğer önlem alınmazsa 2030 yılında bu rakamın 2 milyara ulaşması öngörülüyor. Bu korkunç artışı önlemenin en sağlıklı yolu beslenme ve egzersiz yapma gibi hayat tarzı değişiklikleri olmasına rağmen, son dönemlerde zayıflama iğneleri popüler hale geldi. Peki zayıflama iğneleri tek başına yeterli mi?

Kıymetli Samsun Kent Haber okuyucuları, bir çoğumuz salgın kelimesine 2019-2020 yılları arasında başlayan COVİD-19 pandemisiyle aşina olmuş durumdayız. Çin'den dünyaya yayılan koronavirüs salgını ve buna bağlı ölümler sebebiyle sıkıntılı günler geçirdik çünkü hepimiz işin sonunun nereye varacağını kestiremiyorduk. Neyse ki koronavirüsün etkisi giderek zayıfladı ve mevsimsel bir grip haline dönüştü.
Salgın terimi her ne kadar bulaşıcı mikrobiyal hastalıklar için kullanılsa da Tıp Camiası obezite için de artık bu ifadeyi kullanıyor çünkü DSÖ tarafından obezite 2000’li yıllarda Enfeksiyöz Olmayan Pandemi olarak ilan edilmiştir. Yani mikrobiyal olmayan metabolik bir rahatsızlık olan obezite salgın şeklinde gelişmiş ülkeler başta olmak üzere yayılmaktadır. Türkiye’de bu ülkeler arasındadır.
İsterseniz obezitenin sanayileşme ve buna bağlı hayat tarzı değişiklikleriyle ilişkisine dair kronolojik olarak hayatımıza nasıl girdiğine bir göz atalım:
1960’lar Kilo Alma Eğiliminde Sessiz Bir Yükseliş Oldu
Bu yıllarda, sanayileşme, köyden şehre göç ve değişen hayat tarzına bağlı olarak; fiziksel aktivitede azalma ilk etkilerini göstermeye başlamıştır. Amerika ve Avrupa’da fazla kiloluluk oranları artmaya başlasa da salgın düzeyinde değildir.
1970’lerin Sonu: Obezite için Dönüm Noktası
İşlenmiş gıdaların, rafine karbonhidratların, şekerli içeceklerin yaygınlaşması beslenme alışkanlıklarımız bozarak, sağlıksız beslenme dönemini başlatmıştır. Bu yıllarda televizyonların da yaygınlaşmasıyla birlikte, ekran karşısında hareketsiz kalma davranışları artış göstermiştir. İnsanlar artık eskisine göre daha az hareket etme eğilimine girmiş ve buna bağlı olarak kilo alma eğilimi belirginleşmiştir fakat resmi olarak bu durum hâlâ salgın olarak adlandırılmamıştır.
1980’ler Obezite Salgını Resmen Başladı
Bilimsel kanıtlar ve Dünya Sağlık Örgütü’nün analizleri, küresel nitelikte bir obezite epidemisinin başlangıcını 1980’ler olduğunu göstermektedir. Bu dönemde olanlar:
Küresel obezite prevalansı yani görülme sıklığı hızla artmaya başladı.
Dünya genelinde obez erişkin sayısı 1980 sonrası yıllarda keskin şekilde yükseldi.
İlk kez küresel obezite salgını terimi tıp literatürüne girdi.
1990’lar DSÖ Obezitenin Niteliğini Değiştirdi
1997: yılında DSÖ, obeziteyi küresel epidemi ilan etti. Yani tıbben tanımlanmış resmi salgın sınıflaması bu tarihe dayanır.
2000’ler: Salgın Dünyayı Ele Geçirdi
Obezite oranları dünya genelinde her yaş grubunda hızla arttı. Çocukluk çağı obezitesi özellikle 2000–2010 arasında bariz şekilde yükseldi. 2000’lerin ortasında obezite için enfeksiyöz olmayan pandemi yani mikrobiyal olmayan salgın tanımlaması literatüre girdi.
2025: Kilo Kontrolü İçin Hayat Tarzı Değişikliklerinin Şart Olduğu Kesinleşti
Geçenlerde DSÖ Obezitenin önlenmesinde ve azaltılmasında sağlıklı hayat tarzı önerisini yeniledi ve son dönemlerde gündeme gelen zayıflama iğnelerinin kullanılabileceğini belirtti.
Peki nedir bu zayıflama iğneleri? Pek çok kişi obeziteye karşı zayıflama iğnelerine bel bağlıyor ama bu iğnelerin fayda-zarar hesabıyla ilgili tartışmalar da sürmektedir. DSÖ, Cenevre'de düzenlenen toplantıda zayıflama iğnelerinden yüksek beklentiler içine girilmemesi uyarısı yaptı. Obezite krizini ilaçlar tek başına çözemez" görüşünü açıklayan DSÖ, sağlıklı yaşam tarzının obeziteye karşı tedavinin bir parçası olması gerektiği uyarısında bulunarak; zayıflama iğnesi yaptırmanın sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin yerini almaması büyük önem taşıyor" açıklamasını yaptı.

Zayıflama İğneleri Nedir?
Zayıflama iğneleri GLP-1 (Glukagon Benzeri Peptit-1) etkisi gösteren maddeler içermektedir. DSÖ’nün açıkladığı rapor, liraglutid, semaglutid ve tirzepatid olmak üzere üç GLP-1 benzeri etken maddeyi kapsamaktadır. Normalde Tip 2 diyabet tedavisinde de kullanılan bu ilaçlar, vücudun doğal doğal hormonları olan glukagon hormonunu (kan şekerini yükseltip tokluk hissi oluşturan hormon) ve GLP-1 hormonunu taklit ederek mide boşalmasını geciktirerek; tok hissetme süresini uzatıyor ve böylece açlık hissini azaltarak fazla besin tüketimini önleyerek; daha az yemek yemeyi sağlıyor.
Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ), obezite hastalarında zayıflama iğnelerinin kullanılabileceğini belirtmekle birlikte, bu iğnelerin kullanımında hamileler ve Vücut-Kitle İndeksi 30'un altındaki obez olmayan kişileri hariç tutmaktadır. Dünya genelinde iğneye ulaşım imkanı özellikle fiyat ve bulunabilirlik bakımından özellikle gelişmemiş ülkeler için önemli bir engel oluşturmaktadır.
Zayıflama İğnelerinin Uzun Vadeli Etkileri Bilinmiyor
GLP-1 ilaçları başlangıçta diyabet hastaları için geliştirilmiş, daha sonra iştah azaltıcı etkisi ve bağırsaktan beyne gönderilen tokluk sinyallerini güçlendirmesi nedeniyle zayıflama amaçlı kullanılmaya başladı. Ancak GLP-1 ilaçlarının uzun vadeli etkileriyle ilgili elde henüz yeterli veri bulunmaması nedeniyle potansiyel riskler bakımından önemli bir belirsizlik söz konusudur. Yani kaş yapayım derken göz çıkartma hadisesi yaşanma riski henüz ortadan kaldırılmış değildir.
Artık bir salgın haline dönüşen ve iş gücü kaybı ve günlük hayatı olumsuz etkileyen obezite için benim naçizane tavsiyem beslenme alışkanlıklarımızı sağlıklı olacak şekilde değiştirmek ve hayat tarzımızı yeniden gözden geçirmektir. Bunun için en önemli adım bu konuda birikim sahibi bilim insanlarının ve DSÖ’nün tavsiyelerini hayata geçirmektir. Bunun için, kilo problemi olanların geniş çaplı bir sağlık taraması yaptırmaları ve özellikle hormonal veya metabolik bir bozukluğun olup olmadığını öğrenip, eğer varsa ilk önce bu tür rahatsızlıklarının tedavisini yaptırmaları gerekmektedir.
Bu konudaki bilimsel birikimim ve öngörüm obezite meselesinin çözümünün hiç de kolay olmayacağını göstermektedir. Bununla birlikte, küresel olarak obezitenin artış eğilimini azaltmak ve bireysel olarak da kendi sağlığımızı korumaya çalışmak yapılabilecek en akılcı çözümdür. Bu vesileyle, herkese sağlıklı günler dilerim.









































Zafer hocam, ALLAH celle celaluhu razı olsun Amin. Malumunuz; İşlenmiş gıdalar hepimizi esir aldı. Aşırı tüketimi ; Şişmanlık, Uyku apnesi, Nefes darlığı, Şeker hastalığı, Yüksek tansiyon,... ki bunların yanında bize göre en tehlikelisi vucüd içinde sinsice ilerleyen insanın başta beyin ve kalbine hükmeden ; tüm sistemini ele geçiren çağımızın hastalığına sebep olan PANİK ATAĞA ne demeli... İnsanlar çok geç olmadan kötü beslenme düzenini terk etmeli.
Her şeyin çoğu zarar, azı karar demiş Atalarımız. Bu sözü hayatımızın her alanında ölçü olarak kabul etsek. Davranışlarımızda ve kararlarımızda dengeli olsak zaten sorun yaşamayız. Buna sizin de belirttiğiniz gibi dengeli ve ölçülü beslenmede dahil. Hiç birşeyin bir anda olmadığı gibi bir anda düzelmesini de beklememeliyiz.
Toplumumuz her şey de olduğu gibi zayıflama konusunda da aceleci. İsteklerinin nedenlerini ve sonuçlarını düşünmeden aldığı kararlar ile maddi ve manevi ağır bedeller ödüyor.