Samsun Kent Haber köşe yazarı Çin'in Şanghay kentine yaptığı ziyaret ile ilgili izlenimlerini yazdığı köşe yazısında, "Gençlerimizi mutlaka Şanghay'a göndermeliyiz" dedi.
Aziz dostlar! 5 Haziran Cuma gününden itibaren, bazı dostlarla, bir kaç günlük Çin-Şanghay merkezli seyahatimiz devam etmektedir. Aslen iç Asya’dan gelen Anadolu insanının yabancısı olmadığı bu coğrafyadan, tüm dostlara en kalbi selam, sevgi ve muhabbetlerimi göndermek istiyorum.
Bir kere şunu samimi itiraf ve ifade edeyim ki, Şanghay Havaalanına ayak bastığım andan itibaren hiç tahmin, tasavvur ve tahayyül edemediğim bir Çin gerçeği ile karşılaştım.
Bir şeyin hakikati; ilmel yakin, aynen yakın ve hakkal yakın olarak bilinebilir. Eşyanın hakikatiyle görülen yüzü, hakikatte farklı olabilir. Onun için bakış zaviyelerimiz çok önemlidir. Bize iletişim ve bilgi kaynakları bazen hakikatin zıttı olan, bilgilerle farklı şeyler, hilaf-ı hakikat bazı yanıltıcı malumatlar sunabilir. Bugünkü sosyal medya ve iletişim araçları, ideolojik ve çok farklı amaçlara matuf, dezenformasyon dediğimiz kirli ve kirletici bilgiler sunabilir.
Bunun bazen yanınızda cereyan eden bir olayın tam zıttı bir şekilde, medyaya hatta bazen tarihi kaynaklara gerçekmiş gibi aktarıldığını görürüz. Nitekim gerek bizim yakın tarihimiz ve gerekse siyasal ve sosyal hadiseleri, farklı amaçlarla ve ideolojik maksatlarla çok olumsuz bir şekilde aktarıldığını birebir şahidi olarak görmekteyiz.
Binaenaleyh, ilim ve bilgi kaynaklarımızı sağlam değerlere istinat ettirmediğiniz müddetce, yanlış bilgilerle yanıltılmaya mahkum olabilirsiniz. Bazen de, aynel yakin dediğimiz görerek dahi yanılma ihtimaliniz vardır. Size polyanacılık oynanabilir, hilaf-ı hakikat şeyler sunulabilir.
Ancak takribi 1.5- milyarlık nüfusa sahip koskoca bir coğrafya ve dünyanın birincisi olmaya çalışan ikincisi konumundaki bir ülkenin, baştan sona varlığını böyle bir aldatıcılıkla ifade etmek mümkün değildir. 30 milyonluk, dünyanın yine ikinci veya üçüncü büyük kenti diye, ifade edilen devasa Şanghay’ı, şehircilik, alt ve üst yapısıyla, ulaşım, sanayi ve teknolojik görüntüsüyle aldatıcı bir tablo olarak kabul etmek elbette mümkün olamaz.
Ortada üç gündür gezmekte olduğum şehirleri ve bu coğrafyanın büyülü bir gelişim hikayesini, hem yerli hem de orada iş yapan yabancı insanlardan dinlediğimde, son 30-40 yıl içerisinde bu ülkede bir devrim yaşandığı ayan beyan görülmektedir. Rejimi, inanç ve insan hakları açısından sorunlu olan bu ülke nasıl oldu da, piyasa ekonomisine, tüm dünyaya mal üretip verebilecek, dünya ekonomisini, ciddi manada etkileyecek bir gelişmeyi kaydetti. Bunu bilmek gerekir.
Hatta ben bu konuda, Türkiye’de iktisat, ekonomi ve sosyal siyaset alanında eğitim alan gençliğin farklı ülkelere, özellikle hayranlığını bir türlü içimizden atmadığımız Avrupa ve ABD’ye gönderdiğimiz kadar, Çin’in dünyanın ilk 10 üniversitesi arasına giren, başarılı üniversitelerine kabiliyetli, milli ve manevi değerlerine bağlı gençleri mutlaka göndermeliyiz diyorum.
Hani asırlar önce Resulullah (SAV) efendimizin, "İlim Çin’de de olsa gidip alınız" peygamberi fermanını tahakkuk ettirmek, bu mucizevi 15 asırlık geçmişi olan mesaja, kulak vermek gerekir diye düşünüyorum.
Allah Resulü, ilmin milliyet ve cinsiyetinin, ideolojik ve siyasi coğrafyasının olmayacağını açıkça bize beyan ettiğini görüyoruz. Türkiye üniversitelerinde yıllarca hocalık, yönetim sistemi içerisinde üst düzeyde görev ve hatta siyasi sorumluluk almış bir profesör arkadaşımızın, bir sabah kahvaltısında Şanghay'da bana ve arkadaşlarıma söylediği şu gerçek unutulmamalıdır.
"Mutlaka ama mutlaka, bizim gençlerimiz değişik alanlarda Çin'de eğitim almalı, başarılı üniversitelerde yüksek lisans ve doktora çalışması yapmalı, bu ülke, bu devasa coğrafya çok kısa zamanda nasıl ayağa kaldırıldıysa, bu sır çözülüp, ülkemizin var olan gelişme trendini yetişilemez bir boyutta ve milletimizin o engin feraset ve dehasıyla birleştirerek, dünya devleri arasında yerimizi almalı, tarihteki misyonumuzu yeniden ortaya koymalıyız."
Hocamızın iki yıldır ikamet ettiği ve bize anlattığı Şanghay'daki bu gerçeği, bir heyetle beraber gezmekte olduğumuz, ülke şehirlerinde ziyadesiyle fark etmekteyiz. İdeoloji inanç ve inançsızlıkları kendilerine ait, ancak yapılan bu sosyal ve sınai devrimin gerçeklerini ve gerekçelerini yakalamak, bilgi ve tecrübe olarak transfer edebilecekleri ülkemize kalkınma hamlesi açısından transfer etmek çok önemlidir.
Bugüne kadar yaptıklarını düşünüyorum, ancak nasıl bir sonuç alındığını bilmediğim, Milli Eğitim ve üniversite sistemimizin, yani kısa adı YÖK olan en üst düzey eğitim kurumumuzun, 1980'lerin başından beri bu ülke çalışmalarına dair ne gibi inceleme ve araştırma yaptılar, hangi tecrübe ve bilgilere ulaştılar doğrusu o da bir ayrı merak konusudur.
Yabancı ülkelere gidildiği zaman, görülmesi ve anlaşılması gereken, ülkemize ziyadesiyle katkı sağlayacak neleri araştırıp araştırmadığımız yine öteden beri benim merakımı muciptir.
Âkif’in yıllar önce söylediği gibi,
"Alınız ilmini garbın, alınız sanatını,
Veriniz mesainize hem de son süratını…"
biz ne garbın ne de şarkın ilmini, maalesef kalkınma gerçeklerini değil, taklitçilik ve varsa ahlaki bozukluklarının tamamını transfer etmişiz.
Mesela, üç gündür buradayım, havaalanında uçaktan inen bagajları kontrol eden bir polis köpeği dışında, sokaklarda tek bir köpek görmedim. Oysaki bu ülke milyonlarca köpeğin etini yıl içerisinde yiyen bir ülke. Ne var ki sokaklarında başı boş köpek yok. Fakat biz de sokaklar, şimdi biraz toplanmış da olsa da başkentimiz Ankara’da bile köpekten geçilmiyor. Açıklık, saçıklık ve ahlaki dejenerasyon, ne Çin ne de batıda görülmediği kadar, biz de cereyan ediyorsa bir şeyleri yeniden ele alma vaktinin geldiğini düşünüyorum.
Yarın inşallah yazıma devam etmek üzere Allah’a emanet olunuz.
Not: Pazar günü yapılan 6 belde belediye seçimlerini, büyük bir başarıyla kazanan AK Partimiz ve Cumhur İttifakını, sağ duyusuyla da aziz milletimiz ve oy kullanan seçmenlerimizi tebrik ediyorum. Rehavete kapılmadan, Durmak yok, hak bildiğimiz yolda devam...









































