Yeşilyurt AVM

Toplumsal çürümeye alışıyor muyuz?

Samsun Kent Haber köşe yazarı Arzu Şenkan, toplumsal çürüme üzerine yazdığı köşe yazısında, "Bu mesele sağın, solun, bir partinin meselesi değil! Vicdanın ve insan olmanın meselesi! Toplumsal çürümeye alışıyor muyuz?" dedi.

Bu mesele sağın, solun, bir partinin ya da bir görüşün meselesi değil; vicdanın ve insan olmanın meselesi. Biz ne ara bu kadar sessizleştik?

Yanlışlar sıradanlaşıyor, ayıplar önemsizleşiyor, değerlerimiz hızla değişiyor, dün karşısında durduğumuz şeyleri bugün konuşmadan geçiştiriyoruz. Bir zamanlar tepki göstereceğimiz olaylara artık şaşırmıyor, hatta zamanla alışıyoruz. Belki de asıl tehlike tam olarak burada başlıyor.

Bir şeyin yanlış olduğunu bilmek başka, o yanlışa ses çıkarmak başka. Herkes görüyor ama herkes susuyorsa, bir süre sonra yanlış yapanlar değil, itiraz edenler göze batmaya başlıyor. Haksızlığa karşı çıkanlar huzur bozan, doğruları söyleyenler geçimsiz, vicdanının sesini dinleyenler ise fazla hassas ilan ediliyor.

Sonra insan ister istemez kendine soruyor; Biz mi değiştik, yoksa yanlışlar mı bu kadar normalleşti?

Elbette her meselede sesimizi yükseltmek zorunda değiliz. Ama konu ahlaksa, adaletse, insan onuruysa, bir başkasının hakkıysa; susmanın da bir bedeli olduğunu unutmamalıyız.

Bazen insanlar başına iş açılmasın diye susar, bazen dışlanmamak için, bazen de kendisine dokunmayan yılan bin yaşasın diye… Oysa bugün görmezden geldiğimiz bir haksızlık, yarın kapımızı çalabilir. Ve o gün bizim sesimizi duyacak birilerini aradığımızda, belki de herkes bizim gibi susmayı seçer.

Toplumsal çürüme bir sabah uyanıp aniden karşılaştığımız bir şey değildir. Küçük yanlışları görmezden geldikçe, haksızlıkları çıkarımıza dokunmadığı sürece önemsemedikçe, doğruları söyleyenleri yalnız bıraktıkça büyür.

Beni en çok düşündüren de şu! Yanlış yapanların cesaretinden çok, doğruyu bildiği hâlde susanların çoğalması...

Çünkü bir toplumda herkesin her konuda aynı düşünmesi gerekmez. Ama doğruyla yanlış arasındaki çizgi silinmeye başladığında, insanın vicdanıyla kurduğu bağ da zayıflar.

Belki de kendimize sormamız gereken soru şu: Biz gerçekten yanlışlara mı alışıyoruz, yoksa sessiz kalmayı kendimize daha kolay bir hayatın bedeli olarak mı seçiyoruz?

Unutmayalım; her sessizlik tarafsızlık değildir. Bazen sessizlik, yanlışın karşısında ona alan açmaktır.

Ve bir toplumda yanlışlar normalleşirken doğruyu söyleyenler yalnızlaşıyorsa, orada yalnızca ahlakı değil, vicdanı da yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü insan her şeye alışabilir. Asıl mesele, alışmaması gereken şeylere alışmamayı başarabilmektir.