Samsun Yurt Savunma

Siyaset ve siyasi liderlerin en büyük açmazı! İhanet!

Metro Turizm

Samsun Kent Haber köşe yazarı Arzu Şenkan, siyasetin ve siyasi liderlerin en büyük açmazlarından biri olan 'İhanet' meselesini yazdı.

İhanetin ağırlığı, onu kimin yaptığından çok, kime güvenerek yola çıktığınızda saklıdır.

İnsan, karşısına dikilen düşmanından gelecek darbeye bir ölçüde hazırlıklıdır. Mesafesini bilir, tedbirini alır, gardını ona göre tutar. Fakat en acı darbeler, sırtınızı yasladığınız yerden gelir. Çünkü insanı asıl yaralayan darbenin şiddeti değil, o darbeyi hiç beklemediği birinden almış olmasıdır.

Eskilerin boşuna söylediği bir söz değildir: En acıtan taş, en yakından gelir.

Bu sözün siyasetteki karşılığı ise çok daha ağırdır. Çünkü siyaset yalnızca güç, makam, mevki ve iktidar mücadelesinden ibaret değildir. Aynı zamanda bir güven ilişkisidir. Birlikte yürümeye, ortak bir davaya inanmaya, zor zamanlarda omuz omuza durmaya dayanır. Hele ki bir liderin etrafında şekillenen siyasi hareketlerde sadakat, vefa ve güven, yol arkadaşlığının görünmez bağlarıdır.

Bir lider, kendisine açıkça muhalefet edenin ne düşündüğünü aşağı yukarı bilir. Rakibinin hesabını, itirazını, hatta kendisini yıpratmak için atacağı adımları öngörebilir. Fakat yıllarca yanında durmuş, en mahrem değerlendirmelerine tanıklık etmiş, güvenini kazanmış birinin bir gün bambaşka bir yerde durması, sıradan bir siyasi ayrışmadan çok daha derin bir sarsıntı yaratabilir.

Çünkü burada yalnızca bir fikir değişikliği yoktur; bazen geçmişe dönüp bakıldığında bütün yaşanmışlıkları sorgulatan bir kırılma vardır.

Sadakat, her şartta aynı fikirde olmak mıdır? Elbette hayır. Vefa, yanlış gördüğüne sessiz kalmak; bağlılık ise sorgulamadan itaat etmek değildir. İnsanların düşünceleri değişebilir, yolları ayrılabilir, siyasi tercihleri farklılaşabilir. Bunların hiç biri tek başına ihanet anlamına gelmez.

Asıl mesele, ayrılırken nasıl davrandığınızda, gücü elinizde tutarken neye bağlı kaldığınızda ve menfaatiniz değiştiğinde hangi değerleri koruduğunuzda saklıdır.

Vefa, işler yolundayken yan yana görünmek değildir. Asıl vefa, şartlar zorlaştığında, rüzgâr tersine döndüğünde, bir zamanlar birlikte yürüdüğünüz insanın gücü tartışılır hâle geldiğinde ortaya çıkar. Sadakat, alkışların yükseldiği günlerde değil, alkışlar kesildiğinde anlam kazanır.

Siyasetin en büyük açmazlarından biri de tam burada başlar: Bir lider, kendisine yöneltilen eleştirilerden değil, bazen en çok güvendiği insanların gerçek niyetini geç fark etmiş olmaktan yaralanır. Çünkü düşmanlık kendisini belli eder; samimiyetsizlik ise çoğu zaman dostluk görüntüsünün arkasına saklanır.

Üstelik siyasette hafıza, çoğu zaman çıkarların gerisinde kalır. Dün aynı sofrada oturanlar, aynı mücadeleyi verenler, aynı cümlelerle birbirlerine söz verenler; bugün şartlar değiştiğinde geçmişi kolayca unutabilir. Dün omuz omuza yürüdükleri insanı bugün yalnız bırakabilir, hatta bir zamanlar savundukları değerleri kendi konumlarını korumak uğruna yeniden yorumlayabilirler.

Böyle zamanlarda insanın aklına ister istemez şu soru gelir: Sadakatleri davaya mıydı, yoksa davanın sağladığı imkânlara mı?

Bu sorunun cevabı her zaman kolay değildir. Her ayrılığı ihanet saymak haksızlık olur. Her eleştiriyi vefasızlık olarak görmek de liderle yol arkadaşları arasındaki ilişkiyi sağlıksız bir bağlılığa dönüştürür. Ancak kişisel çıkarlar uğruna verilen sözler unutuluyor, geçmişteki emekler yok sayılıyor ve güven bir basamak olarak kullanılıyorsa orada sorgulanması gereken ciddi bir ahlaki mesele vardır.

Çünkü dava dediğimiz şey, yalnızca bir liderin etrafında toplanmak değildir. Bir davayı değerli kılan, o davaya inanan insanların karakteridir. Makamlar değişebilir, siyasi dengeler altüst olabilir, güç el değiştirebilir. Fakat insanın kendi sözüne, geçmişine ve birlikte yürüdüğü insanlara karşı sorumluluğu, bütün bu değişimlerin üzerinde durmalıdır.

Bir liderin büyüklüğü yalnızca arkasından yürüyenlerin sayısıyla ölçülemez. Etrafındaki insanların neden yanında durduğunu anlayabilmesi, kendisine duyulan güveni koruyabilmesi ve gerektiğinde samimi eleştiriye alan açabilmesi de önemlidir. Aynı şekilde bir yol arkadaşının değeri de yalnızca ne kadar yakınında durduğuyla değil, o yakınlığı nasıl taşıdığıyla anlaşılır.

Zira yakınlık, sadakatin kanıtı değildir; bazen yalnızca ihanete açılan mesafeyi kısaltır.

İnsan, en çok güvendiği kişinin kendisini hayal kırıklığına uğratmasıyla yalnızca o kişiye olan inancını kaybetmez. Bir süreliğine kendi muhakemesini de sorgular. Nasıl oldu da göremedim, hangi işareti gözden kaçırdım, hangi söze gereğinden fazla anlam yükledim, diye düşünür.

Siyasette de bu böyledir. Güvenin kırıldığı yerde yalnızca ilişkiler değil, kararlar ve geçmişe dair değerlendirmeler de yeniden gözden geçirilir. Bir liderin yaşadığı hayal kırıklığı, bazen etrafındaki insanları yeniden tanımasına; kimin gerçekten inandığını, kimin yalnızca koşullar elverdiği için yanında durduğunu ayırt etmesine neden olur.

Ne var ki her kırılma bir kayıp değildir. Bazen insanın gözünü açan, en çok canını acıtan olaydır. Bazen bir ayrılık, yıllardır cevabı ertelenen soruların cevabını verir. Bazen de en yakından gelen taş, insanın kime güveneceğini yeniden öğrenmesine vesile olur.

Belki de siyasetin en büyük imtihanı, gücü elde etmekten çok, güç etrafında oluşan ilişkilerin gerçek niteliğini anlayabilmektir. Çünkü güç, insanları yakınlaştırabilir; fakat o yakınlığın samimiyetini tek başına kanıtlayamaz. Bunun cevabını zaman, çıkar çatışmaları ve zor günlerde sergilenen tavırlar verir.

Ve günün sonunda geriye makamlar, unvanlar, koltuklar değil; insanların birbirlerine nasıl davrandıkları kalır. İhanetin acısı geçer, ama güvenin kırıldığı yerde insanın bakışı değişir. Bir zamanlar içtenlikle uzatılan elin, bir gün hangi hesaplarla tutulduğunu düşünmek bile yeterince ağırdır.

Bu yüzden mesele, kimin hangi siyasi safta durduğundan ibaret değildir. Mesele, insanın kendi geçmişine ne kadar sadık kaldığı, verdiği sözün arkasında ne ölçüde durduğu ve vefayı çıkarlarından bağımsız bir değer olarak görüp görmediğidir.

Çünkü siyaset değişir, güç dengeleri değişir, yollar ayrılır. Fakat karakter, bütün bu değişimlerin ortasında insanın kendisiyle baş başa kaldığında ortaya çıkar. Ve bazı gerçekler vardır ki onları en uzaktaki düşmanınız değil, en yakınızdaki insan öğretir.

En acıtan taş, en yakından gelir. Çünkü insan darbeyi sırtına aldığında değil, o darbeyi atan ele bir zamanlar güvenle tutunduğunu hatırladığında yanar.