Samsun Yurt Savunma

Atatürk, CHP’ye yalnızca bir ad ve amblem bırakmadı!

Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, CHP'nin 103. kuruluş yıldönümü sebebiyle yazdığı köşe yazısında, "Atatürk’ün partisiyiz demek tek başına yeterli değildir. Atatürk, CHP’ye yalnızca bir ad ve amblem bırakmadı" dedi.

CHP Genel Sekreteri Recep Peker, partiyle ilgili bir belgeyi imzalatmak üzere Atatürk’e götürür.

Atatürk, belgenin üzerine "Partim" yazar.

Recep Peker şaşırır:

"Paşam, niçin CHP yazmıyorsunuz?"

Atatürk’ün cevabı kısa ama düşündürücüdür:

"Ne bileyim sonuna kadar CHP’nin benim partim olarak kalacağını?"

Falih Rıfkı Atay’ın aktardığı bu anı, yalnızca bir kelime tercihinden ibaret değildir.

O "Partim" kelimesinin içinde, kurduğu esere duyduğu güven kadar, siyasetin ve kurumların zaman içinde nasıl değişebileceğini bilen bir devlet adamının ihtiyatı da vardır.

Bir partiyi Atatürk’ün partisi yapan, yalnızca onun tarafından kurulmuş olması değildir. Kurduğu Cumhuriyet’e, tam bağımsızlık anlayışına, laikliğe, ulusal bütünlüğe, akla ve bilime gerçekten sahip çıkmasıdır.

Çünkü kurucuya bağlılık, onun fotoğrafının önünde saygıyla durmakla değil, en temel meselelerde onun gösterdiği yerde durmakla kanıtlanır.

Bugün yaşadıklarımız, Atatürk’ün o gün neden özellikle "Partim" yazdığını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bugün partinin adı korunurken, onu var eden kurucu irade ve temel ilkeler giderek tartışmaya açılıyor.

Atatürk’ün daha o yıllarda gördüğü tehlike belki de tam olarak buydu: Bir partinin adı ve amblemi korunurken kuruluş iradesinden ve kurucusunun temel ilkelerinden uzaklaşılabilmesi...

Bu nedenle "Atatürk’ün partisiyiz" demek tek başına yeterli değildir.

Burada iki ayrı ifade vardır:

Atatürk’ün kurduğu parti olmak…

Atatürk’ün ilkelerinin partisi olarak kalmak…

Atatürk’ün kurduğu parti olmakla, Atatürk’ün ilkelerinin partisi olarak kalmak aynı şey değildir.

Birincisi tarihî bir bilgidir.

İkincisi ise her kuşağın yeniden hak etmesi gereken siyasi ve ahlaki bir sorumluluktur.

Atatürk, CHP’ye yalnızca bir ad ve amblem bırakmadı. Hangi koşullarda, hangi tarafta durulacağını gösteren bir siyasi istikamet bıraktı.

Yerimiz gerçekten Atatürk’ün yanıysa, yolumuz da onun gösterdiği bağımsız, laik, ulusal ve çağdaş Cumhuriyet yolu olmalıdır.

O yolun bazı bölümlerinde yürüyüp bazı bölümlerini siyasi şartlara göre değiştiremeyiz.

Bu nedenle 9 Eylül’de sorulması gereken soru yalnızca "CHP’yi kim kurdu?" değildir.

Onun cevabını hepimiz biliyoruz.

Asıl cevaplanması gereken şudur:

CHP bugün Atatürk’ün kurduğu parti olmanın ötesinde, hâlâ Atatürk’ün düşüncelerinin partisi midir?

Atatürk’ün "Ne bileyim…" sözündeki derinlik de burada saklıdır.

Sanki yalnızca kendi zamanına değil, kendisinden sonrasına, hatta bugüne bakmaktadır.

Partisine yalnızca bir ad değil, bir ölçü bırakmıştır:

Adınızın Cumhuriyet Halk Partisi olması, sonsuza kadar benim partim olduğunuz anlamına gelmez. Kurduğum Cumhuriyet’in temel değerlerine ve ortaya koyduğum ilkelere bağlı kaldığınız sürece “Partim” olabilirsiniz.

Şimdi CHP, kuruluşunun 103. yılında Ata’ya yürüyor.

Anlamlı bir yürüyüş

Fakat Ata’ya doğru yürümekle Atatürk’ün yolunda yürümek aynı şey değildir.

Bu nedenle herkesin kendisine sorması gereken soru şudur:

Yerimiz gerçekten belli mi?

Yolumuz hâlâ Atatürk’ün gösterdiği yol mu?

Ve hepsinden önemlisi

Atatürk bugün yaşasaydı, CHP’ye gönül rahatlığıyla yine aynı kelimeyi yazabilir miydi:

“Partim…”