Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, yeni köşe yazısında Öcalan’ın İmralı’dan "Demokrasi Silivri’den değil, İmralı’dan geçer" dediğine dair sözlere ilişkin yazdığı köşe yazısında, "Kürt vatandaşlarımızın haklarını, eşit yurttaşlığı, hukuku ve demokrasiyi savunmak için de İmralı’nın icazetine ihtiyacımız yok." ifadelerine yer verdi.
Kimi Kime Şikâyet Ediyorsunuz?
İnsan neler yazmak istiyor da eskilerin “Dil ile âbâd olan kalp, amel ile viran olur” sözü geliyor akla.
Çünkü siyasette de insanı sözü değil, sonunda verdiği karar anlatıyor.
Öcalan’ın İmralı’dan "Demokrasi Silivri’den değil, İmralı’dan geçer" dediği aktarılıyor.
Doğruysa söylenecek çok şey var.
Ama benim aklıma ilk gelen soru başka:
Kimi kime şikâyet ediyorsunuz?
Bugün bu sözlere öfkelenenler, daha dün bu sürecin hukuki ve siyasi zeminine “evet” dediyse, önce dönüp kendi kararlarına bakmak zorunda değil mi?
Yasayı okumadan mı 'evet' dediniz?
Okuduysanız, bugün karşı çıktığınız sonuçların doğabileceğini hiç mi görmediniz?
Anayasa’ya aykırılığı tartışılan bir düzenlemeye hangi gerekçeyle “evet” dediniz?
Çünkü siyasette bazı kararların sonucu verildiği gün çıkmaz karşınıza.
Bazen aylar sonra bir cümle olur, İmralı’dan gelir.
Mesele Öcalan’ın ne söylediğinden ibaret değil artık.
Asıl mesele, Öcalan’ın Türkiye’ye demokrasi tarifi yapabildiği siyasi zeminin nasıl oluştuğudur.
Türkiye’nin demokrasisinin ölçüsünü İmralı belirleyemez.
Terörün sona ermesini istemek başka şeydir; bir terör örgütü liderinin ülkenin demokratik geleceği hakkında siyasi referans noktası hâline gelmesine kapı açmak başka.
Kürt vatandaşlarımızın haklarını, eşit yurttaşlığı, hukuku ve demokrasiyi savunmak için de İmralı’nın icazetine ihtiyacımız yok.
Demokrasi ne İmralı’nın lütfudur ne herhangi bir siyasi pazarlığın karşılığı.
Demokrasi hepimizin hakkıdır.
Üstelik hukuk devleti, işimize geldiğinde savunup siyasi gerekçeler ortaya çıktığında kenara bırakabileceğimiz bir ilke değildir.
Başından beri söylenen de buydu.
"Amaç iyi."
"Terör bitsin."
"Silahlar sussun."
Elbette.
Ama bütün bunların sonunda, Anayasa’ya aykırılığı bu kadar tartışılan bir düzenlemeye “evet” diyorsanız, yarın o “evet”in siyasi sonuçlarıyla da karşılaşırsınız.
Eskilerin bir sözü daha vardır:
Fazla tevazunun sonu nasihat dinlemektir.
Siyasette yanlış yere verilen meşruiyetin sonu da bazen budur.
Dün kapısını araladığınız yerden bugün size demokrasi dersi veriliyorsa yalnızca konuşana kızamazsınız.
Biraz da o kapıyı kimin açtığına bakarsınız.
Ve insan ister istemez sorar:
Bu kapının açılmasına siz de “evet” demediniz mi?
Bazı yolların nereye çıktığını görmek için sonuna kadar yürümek gerekmez.
Başındaki tabelayı okumak yeterlidir.
Buradan dönmez; zorlamayın.










































