Samsun Yurt Savunma

Türkiye’de insanlar siyaseten dolandırılıyor!

Metro Turizm

Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, Türkiye’de insanların siyaseten dolandırıldığını yazdığı köşe yazısında, "İktidar vatandaşın korkularını, muhalefet ise umutlarını yönetiyor. Kendi irademizi, bizim adımıza pazarlık yapan siyasetçilere daha ne kadar teslim edeceğiz?" dedi.

Siyaseten Dolandırılıyoruz!

Türkiye’de insanların büyük bir bölümü değişim istiyor. Sandıkta değişim istiyor. Sokakta, evinde, işinde, sofrasında değişim istiyor.

Ama bir türlü değişim olmuyor. Peki neden?

Çünkü değişimi gerçekleştirmesini beklediğimiz siyasetçilerin önemli bir bölümü, halkın geleceğinden önce, kendi siyasi geleceğinin hesabını yapıyor.

Kim genel başkan olacak?

Kim milletvekili seçilecek?

Kim belediye başkan adayı gösterilecek?

Kim hangi sıraya yazılacak, kim koltuğunu koruyacak?

Siyasetin gündemi çoğu zaman bunlardan ibaret.

Millet geçinemiyormuş

Gençler ülkeden gitmek istiyormuş

Emekli pazarda çürük sebze topluyormuş

Bunlar da kürsülerde söylenecek birkaç cümleye dönüşüyor. Konuşma bitince vatandaşın derdi, yine vatandaşa kalıyor.

İktidar vatandaşın korkularını, muhalefet ise umutlarını yönetiyor.

Biri, "Benden sonrası felaket" diyor.

Diğeri, "Biraz daha bekleyin, geliyoruz" diyor.

Ama nedense gelen olmuyor. Bekleyen, bedel ödeyen ve her defasında hayal kırıklığına uğrayan yine vatandaş oluyor. Siyasetçi ise kaybetse bile başka bir koltukta kendisine yer buluyor.

Ben açık söyleyeyim:

Bu, yalnızca siyasi başarısızlık değildir. Halkın değişim arzusunun siyaseten kullanılmasıdır.

Daha da açık söyleyelim:

Türkiye’de insanlar siyaseten dolandırılıyor.

Seçmenden oy istenirken demokrasi deniliyor ama adaylar belirlenirken üyeye sorulmuyor. Liyakat savunuluyor ama görevler yine yakınlara dağıtılıyor.

Gençlere söz hakkı vermek yerine ellerine afiş tutuşturuluyor. Kadınlar karar masasına oturtulmuyor ama fotoğraf karesinde mutlaka yer almaları isteniyor.

Sonra buna 'değişim' deniliyor.

Oysa değişen çoğu zaman yalnızca koltuklar. O koltuklara oturanların siyasete bakışı, çalışma biçimi ve alışkanlıkları değişmiyor.

Sonra da dönüp, "Toplum siyasete neden güvenmiyor?" diye soruyoruz.

Sizce neden güvenmiyor?

Mesele yalnızca kimin genel başkan veya kimin iktidar olacağı değildir. Asıl mesele, siyasetin yeniden toplumun tamamına konuşabilmesi ve toplumun sözünün siyasetin içine girebilmesidir.

Siyasi partiler, topluma umut vermesi gereken yapılardır. Yöneticilerinin geleceğini koruyan, kendi iç hesaplarıyla uğraşan kapalı şirketlere dönüşmemelidir.

Peki çözüm nerede?

Çözüm elbette siyasetin dışında değil. Çünkü adaleti, ekonomiyi, eğitimi ve ülkenin kaynaklarının nasıl paylaşılacağını siyasi kararlar belirliyor.

Ama çözüm, bugünkü siyaset anlayışının içinde de bulunmuyor.

Yalnızca genel merkezlerde, liderlerin odalarında ve kapalı toplantılarda alınan kararlarla gerçek bir değişim olmaz. Toplumun da bu sürece katılması gerekir.

Sendikalarıyla, meslek kuruluşlarıyla, üniversiteleriyle, mahalleleriyle, yerel girişimleriyle, kadınlarıyla ve gençleriyle örgütlü bir toplum olmadan siyaset değişmez.

Bir de gençlere sürekli, "Bu ülkeyi siz kurtaracaksınız" diyoruz.

İyi de ülkenin bütün yükünü ve enkazını gençlerin omuzlarına bırakmak kolay değil mi?

Gençlerden sorumluluk bekliyorsak önce onlara yetki vermeliyiz. Ön seçimlerde aday olabilmeli; belediye meclislerinde, parlamentoda ve parti yönetimlerinde gerçekten karar verebilmeliler.

Elbette gençlerin de bugünkü siyasetin kötü alışkanlıklarını tekrarlamaması gerekir. Bir lidere değil, ilkelere bağlanmaları; kurtarıcı beklemek yerine örgütlenmeleri ve yalnızca itiraz etmekle kalmayıp çözüm üretmeleri gerekir.

En önemlisi de iktidara geldiklerinde, bugün eleştirdikleri insanlara dönüşmemeleridir.

Kolay mı?

Değil.

Başarısızlık ihtimali var mı?

Elbette var.

Belki bugün başarı ihtimali yalnızca yüzde 10’dur. Ama tarihte hangi büyük değişim, başarı garantisi verilerek başladı?

O yüzde 10; doğru insanlarla, sağlam ilkelerle, açık hesaplarla ve örgütlü bir toplumla önce yüzde 20’ye, sonra yüzde 40’a, sonunda çoğunluğa dönüşebilir.

Asıl tehlike başarısız olmak değildir.

Asıl tehlike, "Nasıl olsa hiçbir şey değişmez" diyerek meydanı yine aynı insanlara bırakmaktır. Türkiye’nin yeni bir parti tabelasından önce yeni bir siyaset kültürüne ihtiyacı var.

Ön seçime, görev süresi sınırına, şeffaf siyasi finansmana, hesap verebilen yöneticilere; gençlerin ve kadınların yalnızca görüntüde değil, karar mekanizmalarında yer aldığı demokratik yapılara ihtiyacı var.

Bunları kuramazsak isimler değişir, genel başkanlar değişir, partiler bölünür, yenileri kurulur...

Ama halkın siyaseten dolandırılma düzeni değişmez.

Öyleyse "Bizi kim kurtaracak?" diye sormadan önce kendimize başka bir soru soralım:

Kendi irademizi, bizim adımıza pazarlık yapan siyasetçilere daha ne kadar teslim edeceğiz?