Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kurt, Hakikat mı, Sadakat mı Taraf mı? başlıklı köşe yazısında CHP Havza İlçe Danışma Kurulunda yaşananları değerlendirerek, eski Milletvekili Kemal Zeybek'e 'Tarafını göstermek zorundasın' ifadeleri ile gösterilen tepki ile ilgili "Bu söz siyasetin geldiği noktayı anlatan ve demokratik kültürü kaybetmiş bir zihniyetin dışa vurumudur" dedi.
Hakikat mı, Sadakat mı Taraf mı?
CHP Havza Danışma Kurulu toplantısında yaşanan bir diyalog, aslında sadece CHP’nin değil, Türkiye siyasetinin içine sürüklendiği yeni durumu özetleyen önemli bir fotoğraf verdi.
İki dönem Samsun milletvekilliği yapmış Kemal Zeybek konuşmasında:
"Kimsenin adamı değilim, Atatürk’ün kurduğu partinin bir neferiyim" dedi.
Bu sözler üzerine salondan yükselen cevap ise şuydu:
"Bu dönem o dönem değil, tarafını belli etmek zorundasın."
Aslında üzerinde durulması gereken cümle budur.
Çünkü bu tepki sadece bir kişiye verilmiş bir tepki değildir. Son yıllarda siyasetin geldiği noktayı anlatan, bir zihniyetin dışa vurumudur.
Artık insanlar ne söylediğinize değil, hangi tarafta durduğunuza bakıyor.
Bir düşüncenin doğruluğu veya yanlışlığı, içeriğine göre değil, onu söyleyen kişinin hangi ekipten, hangi klikten veya hangi hizipten olduğuna göre değerlendiriliyor.
Oysa hakikatin tarafı yoktur.
Bir düşünce doğruysa doğrudur, yanlışsa yanlıştır.
Onu söyleyen kişinin kim olduğu, hangi partiye mensup olduğu veya hangi grubun içinde yer aldığı gerçeği değiştirmez. Fakat siyaset giderek hakikat arayışından uzaklaşıp sadakat yarışına dönüşüyor.
Eskiden siyasi partilerde fikir yarışları vardı. Bugün ise parti içi yarışların yerini büyük ölçüde tek adaylı kongreler aldı. Eskiden milletvekillerini üyeler belirlerdi.
Bugün birçok partide milletin vekillerinden çok, Ankara’nın belirlediği isimler ön plana çıkıyor. Eskiden teşkilatlar aşağıdan yukarıya şekillenirdi.
Bugün yukarıdan aşağıya dizayn edilen yapılar görüyoruz. Eskiden üyeler yöneticileri seçerdi.
Bugün bazı yerlerde yöneticiler kendilerini seçecek üyeleri belirliyor. Bugün ülkedeki siyasi partilerin tamamına yakınında; Tavşan adayları, delege ağalarını, yapılmış gibi gösterilen mahalle delege seçimlerini, masa başında yazılan il ve ilçe delegelerini görmüyor muyuz?
Parti içi demokrasi yerine hilelerin, hüllelerin ve siyasi mühendislik çalışmalarının konuşulduğu bir ortamda, siyasi partiler topluma nasıl demokrasi vaat edebilir?
Üstelik bu eleştiriyi sadece CHP’ye yönelttiğim de düşünülmesin.
Bugün Türkiye’deki siyasi partilerin büyük bölümünde benzer sorunlar yaşanıyor.
Parti içi demokrasi zayıfladıkça taraflaşma güçleniyor. Taraflaşma güçlendikçe insanlar ilkelere değil kişilere bağlanıyor.
Kurumlar geri plana düşüyor, ekipler ve liderler ön plana çıkıyor. Bunun sonucunda da “Ben partinin neferiyim” diyen birine bile “Yetmez, tarafını seç” denilebiliyor.
Oysa siyasi partiler bir kişinin, bir grubun veya bir ekibin mülkü değildir.
Siyasi partiler, fikirlerin yarıştığı, insanların farklı görüşlerini özgürce ifade edebildiği demokratik kurumlardır.
Bir partide insanların önce hangi tarafta olduğunun sorgulanması, ne söylediğinin ikinci plana düşmesi sağlıklı bir durum değildir.
Çünkü bu anlayışın sonunda herkes bir kampa yerleşir.
Kimse düşünmez.
Kimse sorgulamaz.
Kimse kendi tarafının yanlışlarını gördüğü halde dile getiremez.
Çünkü modern siyaset, seçmeni düşünen bireylere değil, birbirine karşı konumlandırılmış taraftarlara dönüştürmenin yollarını keşfetmiştir.
Kutuplaşma arttıkça sorgulama azalır.
Aidiyet güçlendikçe muhakeme zayıflar.
Ve sonunda hakikat kaybolur.
Geriye sadece taraftara dönüşmüş taraflar kalır.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yeni taraflar seçmek değil, yeniden ilkeleri hatırlamaktır.
Çünkü bir yanlışı eleştirmek karşı tarafı savunmak değildir.
Bir doğruyu kabul etmek de, bir kişiye teslim olmak anlamına gelmez.
Bir kişi aynı anda, hem haklı hem haksız olabilir.
Bir kurum aynı anda, hem doğru işler yapıp, hem de ciddi hatalar işleyebilir.
Siyaset sadakat üzerine değil, ilke üzerine kurulursa güçlenir.
Aksi halde siyasetin görünmeyen kuralı haline gelen tek bir cümle kalır:
“Haklı olman yetmez, doğru tarafta da olmalısın.”
Oysa demokrasiler, tarafların değil fikirlerin yarıştığı rejimlerdir.
Çünkü bir ülkede insanlar düşüncelerine göre değil, taraflarına göre değerlendirilmeye başlanmışsa kaybedilen şey yalnızca bir parti içi tartışma değildir.
Kaybedilen, demokratik kültürün kendisidir.










































Sayın yazar, Bir ilçe danışma kurulunda yaşanan tek bir diyalogdan yola çıkarak Türkiye'de demokratik kültürün kaybedildiği sonucuna varmanız oldukça iddialı bir değerlendirmedir. "Tarafını belli et" sözü her zaman kör sadakat anlamına gelmez. Siyaset aynı zamanda tavır alma, sorumluluk üstlenme ve duruş gösterme alanıdır. Taraf olmayı demokrasiye aykırı göstermek, siyasetin doğasını görmezden gelmektir. Asıl sorun taraf olmak değil, ilkesiz tarafgirliktir. Bir partide veya bir siyasi mücadelede insanlardan duruş beklenmesini demokratik kültürün çöküşü olarak sunmak ise meseleyi fazlasıyla abartmaktır. Çünkü siyasette bazen haklı olmak yetmez; nerede durduğunu da açıkça göstermek gerekir.
gavaklı ben de senin gibi ak partılıyım .
Sayın yazar çok güzel belirtmişsiniz. Parayla partiyi satın almaya çalışan iBbanOĞLu ve onun kurduğu ekibin CHP’nin geldiği durum. Böyle tartışmalarda bilinçli çıkartılıyor olabilir. Yeni parti kuracaklar madur edebiyatı işe yarar düşüncesi. Tabiiki benim düşünce teorim böyle. Ben Gazi Mustafa Kemal in partisinden ayrılmam. Partiye paraları ile sahip olmak isteyenler amacına ulaşamadı. Ne mutlu Türküm Diyene
Burada taraf mı var da tarafı olacak kişilerin %2 lik Kk mu taraf yani pehh sesli güldük özelsiz chp %3