Yeşilyurt AVM

Türkiye’nin 28 Şubat tecrübesi Azerbaycan için bir ders olmalı!

Kuzey Anadolu Sağlık Fuarı Samsun

Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kurt, Azerbaycan’da okullarda uygulanmaya başlanan başörtüsü-türban yasağı ile ilgili Türkiye ve Azerbaycan arasında yaşanan tartışmalara yönelik yazdığı köşe yazısında, “Bizim birbirimize sırt çevirme lüksümüz yok. Türkiye’nin 28 Şubat tecrübesi Azerbaycan için bir ders olmalı, Azerbaycan’daki gelişmeler de kardeşliğimizi zedelememelidir.” dedi.

Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak geleceği, günlük tartışmalardan çok daha önemlidir.

Türkiye ve Azerbaycan’da birbirini hedef alan açıklamaları duydukça insan sormadan edemiyor:

Biz ne yapıyoruz? Hangi geleceği, hangi öfkeye kurban ediyoruz?

Azerbaycan’da başörtüsü üzerinden başlayan tartışmaların iki kardeş ülke arasında karşılıklı suçlamalara dönüşmesini endişeyle izliyorum.

Oysa bizim önümüzde çok daha büyük meseleler var.

Türk tarihinde devlet aklı vardır. Uzağı görmek, dostunu korumak ve bugünün kararlarının yarın doğuracağı sonuçları hesaplamak vardır.

Peki, nerede bu devlet aklı?

Biz bu filmi daha önce izlemiştik!

Türkiye, 28 Şubat 1997’de askerî ve bürokratik baskılarla başlayan bir süreç yaşadı. Laiklik gerekçesiyle başörtüsü yasakları yaygınlaştırıldı, eğitim sisteminde kısıtlamalar getirildi ve seçilmiş hükümet istifaya zorlandı.

O gün bu uygulamaları laikliği koruma adına destekleyenler vardı. Ancak süreç, toplumsal ayrışmaları derinleştirdi ve sonraki yıllarda Türkiye’nin siyasi dengelerini etkileyen önemli gelişmelerden biri oldu.

Refah Partisi ve ardından Fazilet Partisi kapatıldı. Yeni siyasi hareketler doğdu. 2002’de AK Parti tek başına iktidara geldi.

Bu değişimin tek nedeni 28 Şubat değildi. Ancak yaşananlar önemli bir gerçeği gösterdi:

Toplumu ayrıştıran uygulamalar, amaçlananın tam tersi siyasi sonuçlar doğurabilir.

Azerbaycan’ın bu tecrübeyi dikkate alması gerekiyor.

Bu tartışmadan kim yararlanacak?

Azerbaycan bugün son derece hassas bir jeopolitik konumda bulunuyor.

İran, Rusya, İsrail, Ermenistan, ABD ve Çin’in farklı çıkarlarının kesiştiği bir coğrafyada, Türkiye ile stratejik ortaklığını güçlendiriyor.

Böylesi bir dönemde başörtüsü üzerinden başlayan tartışmanın önce Azerbaycan toplumunu, ardından Türkiye ile Azerbaycan’ı karşı karşıya getirmesi kimin yararına?

Sanki bir yerlerde bir düğmeye basılmış gibi…

Elbette bunun planlı bir müdahale olduğunu söylemek için somut deliller gerekir. Ancak ortaya çıkan gerilimden farklı güçlerin yararlanabileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Türkiye’nin zayıflaması Azerbaycan’ı, Azerbaycan’ın zayıflaması Türkiye’yi etkiler.

Çünkü iki ülke birbirinin alternatifi değil, stratejik tamamlayıcısıdır.

Kardeşlik hesap defteri değildir

Türkiye’den Azerbaycan’a verilen desteklerin başa kakılmasını da Azerbaycan’dan Türkiye’ye yöneltilen ölçüsüz sözleri de doğru bulmuyorum.

Kardeşe yapılan iyiliğin faturası çıkarılmaz.

Azerbaycan’ın Millî Mücadele yıllarında Türkiye’ye gösterdiği dayanışma da Türkiye’nin Karabağ mücadelesinde Azerbaycan’ın yanında durması da ortak tarihimizin parçalarıdır.

Bazı silahlar parayla satın alınabilir. Ancak en zor gününüzde arkanızda duran siyasi irade, üstlenilen diplomatik riskler ve verilen stratejik destek yalnızca parayla ölçülemez.

Bunlar birbirimize karşı kullanılacak kozlar değil, kardeşliğimizin temelleridir.

Yanlışa itiraz etmek, kardeşliğe karşı çıkmak değildir

Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellendiğine ilişkin iddialar elbette sorgulanmalıdır.

Laiklik ile din ve vicdan özgürlüğü karşı karşıya getirilmemelidir.

Ancak bir uygulamayı eleştirmek başka, bu eleştiriyi Azerbaycan’a yönelik düşmanlığa dönüştürmek başkadır.

Aynı şekilde Türkiye’den gelen eleştirilere cevap vermek başka, Türk halkını hedef almak başkadır.

Kardeşlik yanlışa susmak değildir. Ama yanlışları konuşurken düşmanlık üretmemeyi de bilmektir.

Bizim birbirimize sırt çevirme lüksümüz yok

İran’daki Güney Azerbaycan Türklerinin geleceği, Rusya’daki Türk toplulukları, Kafkasya’nın güvenliği, Türkistan’la bütünleşme ve Orta Koridor’un geleceği önümüzde duruyor.

Bu kadar büyük meseleler varken enerjimizi birbirimizi incitmeye harcamak hangi ortak menfaatimize hizmet ediyor?

Türkiye’de Azerbaycan’a tepeden bakanlara da Azerbaycan’da Türkiye’ye ölçüsüz sözler söyleyenlere de çağrım aynı:

Tarihinizi hatırlayın. Coğrafyanıza bakın. Ortak geleceğinizi düşünün.

Başörtüsü meselesi hukuk ve eğitim hakkı çerçevesinde çözülmeli; bu tartışma ne Azerbaycan’da toplumsal kutuplaşmaya ne de iki ülke arasında siyasi gerilime dönüşmelidir.

Türkiye’nin 28 Şubat tecrübesi Azerbaycan için bir ders olmalı, Azerbaycan’daki gelişmeler de kardeşliğimizi zedelememelidir.

Meseleler konuşulsun, yanlışlar düzeltilsin, kardeşlik korunsun.

Bir millet, iki devlet demek kolaydır. Asıl mesele, öfkeliyken de bu sözün sorumluluğunu taşıyabilmektir.

Çünkü bizim birbirimize sırt çevirme lüksümüz yoktur.