Samsun'da Kurupelit'ten 19 Mayıs ilçesine kadar uzanan sahil bandında araç trafiği için açılan yolu yargı hukuksuz bulurken, Samsun Kent Haber köşe yazarı mimar İshak Memişoğlu, söz konusu yol ile ilgili yazdığı ikinci köşe yazısında, "Hukuka aykırı biçimde oluşturulan araç yolu, Kurupelit'ten 19 Mayıs ilçesine kadar uzanan sahilde kamu arazilerinin, mülkiyet sahipleri ve iş yerleri tarafından işgal edilmesinin önünü açtı" dedi.
Atakum Sahil Yolu/Araç Yolunun Görünmeyen Sonucu: Ticari Baskı ve Plansız Dönüşüm
Bir önceki yazımızda, kıyı bandında Kurupelitten 19 Mayıs İlçesine kadar oluşturulmak istenen araç yolunun yalnızca ulaşım sistemini değiştirmediğini, aynı zamanda sahil boyunca yeni bir ticari baskı oluşturduğunu ifade etmiştik. Bu durum şehircilik açısından beklenen bir sonuçtur. Çünkü ulaşım altyapısındaki her değişiklik, bulunduğu çevrede arazi değerlerini ve kullanım taleplerini doğrudan etkiler. Araç trafiğine açılan kıyı bandı, zamanla ticaret baskısını artırmakta; bu baskı da konut olarak planlanmış yapıların ticari kullanıma dönüştürülmesi yönünde talepleri beraberinde getirmektedir.
Bugün Kurupelit'ten 19 Mayıs ilçesine kadar uzanan kıyı bandında gözlenen gelişmeler, bu tespitin somut yansıması niteliğindedir. Araç trafiğinin fiilen sağlanmasıyla birlikte, özellikle sahile 1. Parsellerdeki yapıların ticari kullanıma dönüştürülmesine yönelik taleplerin arttığı görülmektedir.
Özellikle büyük bölümü konut kullanımına ayrılmış alanlarda, ticari faaliyetlere izin verilmesinin hangi plan kararlarına, hangi mevzuat hükümlerine ve hangi teknik raporlara dayandığının kamuoyuna açık biçimde ortaya konulması, şeffaf yönetimin bir gereğidir.
İşte tam bu noktada, kamu idarelerinin sorumluluğu daha da önem kazanmaktadır.
Bu bölgede yapılan iş yeri açma ve çalışma ruhsatı başvurularının, yapı ruhsatlarının, kullanım amacı değişikliklerinin ve tadilat izinlerinin; yürürlükteki imar planları, plan notları, 3194 sayılı İmar Kanunu, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat bakımından ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekmektedir.
Şehircilikte temel ilke açıktır. Bir yapının kullanım amacı, fiilî taleplere veya ekonomik baskılara göre değil, yürürlükteki plan kararlarına göre belirlenir. Plan kararı değiştirilmeden, fiilen oluşan ticari baskının ruhsatlandırma süreçlerini yönlendirmesi, planlama disiplini açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Oysa sahil bandının önemli bir bölümünde hâkim plan kararının konut kullanımı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, plan kararı değişmeden veya kullanım değişikliğine hukuki dayanak oluşturan planlama süreci tamamlanmadan gerçekleştirilen ticari ruhsatlandırma işlemlerinin, hukuki dayanaklarının ve şehircilik ilkeleri bakımından yeterliliğinin kamuoyu önünde açıklığa kavuşturulması gerekir.
Aynı şekilde, özellikle sahil bandında Kıyı Kenar Çizgisi içerisinde kalması sebebiyle kaçak durumda olan yapılardan, İmar Barışı kapsamında Yapı Kayıt Belgesi almış olanlarda, plan kararlarına uyumlu biçimde ticari kullanıma geçiş sürecinde gerçekleştirilen tadilatların da teknik ve hukuki yönden ayrıca değerlendirilmesi zorunludur.
Yapı Kayıt Belgesi, bir yapının her türlü kullanım değişikliğine veya ilave yapılaşmaya sınırsız hak tanıyan bir belge değildir. Ticari kullanıma dönüşüm; yangın güvenliği, taşıyıcı sistem yeterliliği, engelli erişimi, otopark, sığınak, mekanik tesisat, elektrik altyapısı ve diğer teknik standartlar bakımından yeniden değerlendirilmesini gerektirir.
Bu süreçte, taşıyıcı sistem elemanlarına müdahale edildiği, kolon ve perdelerde değişiklik yapıldığı veya yapı güvenliğini etkileyebilecek uygulamaların bulunduğuna ilişkin gözlem, tespit ve iddialar varsa, bunların teknik incelemelerle ortaya konulması ve gerekli denetimlerin eksiksiz yapılması kamu güvenliği açısından kamusal zorunludur.
Çünkü deprem kuşağında bulunan ülkemizde, yapı güvenliği hiçbir ekonomik beklentinin gerisinde bırakılamaz. Bu noktada sorumluluk yalnızca ruhsat vermekle sınırlı değildir.
Ruhsatlandırma süreçlerini yürüten belediyeler kadar, yapı denetimi ve imar mevzuatının uygulanmasını gözetmekle görevli diğer kamu idarelerinin de kendi yetki alanları çerçevesinde etkin denetim yükümlülüğü bulunmaktadır. Kamuoyunun beklentisi; tüm ruhsatlandırma ve tadilat süreçlerinin, mevzuata uygunluk, plan kararlarına bağlılık ve kamu güvenliği açısından şeffaf biçimde incelenmesi; varsa aykırılıkların gecikmeksizin giderilmesidir.
Çünkü bugün göz ardı edilen her teknik eksiklik, yarın telafisi mümkün olmayan can ve mal kayıplarına yol açabilir.
Buradaki amaç herhangi bir kurumu peşinen eleştirmek değildir. Amaç, kamuoyunu doğrudan ilgilendiren şu soruların açık ve denetlenebilir biçimde cevaplandırılmasıdır:
Sahil bandında ticari kullanıma izin verilen yapıların tamamı yürürlükteki imar planlarına uygun mudur?
Verilen ruhsatların hukuki ve teknik dayanakları kamuoyuna açıklanabilir nitelikte midir?
Kullanım değişiklikleri sırasında yapı güvenliği, yangın güvenliği, erişilebilirlik ve otopark gibi teknik koşullar eksiksiz olarak sağlanmış mıdır?
Yapılan tadilatlar proje ve statik hesaplara uygun şekilde denetlenmiş midir?
Bu sorulara verilecek şeffaf ve hukuka uygun cevaplar, yalnızca mevcut uygulamaların meşruiyetini güçlendirmekle kalmayacak; aynı zamanda Samsun kıyılarının geleceğine duyulan toplumsal güveni de artıracaktır.
Kurupelitten başlayarak 19 Mayıs İlçesine kadar uzanan sahil bandında yürürlükteki Yasa ve yönetmeliklere aykırı biçimde oluşturulmaya çalışılan Sahil Araç yolu, sahilin sağlıklı düzenlenmesi olanağını ortadan kaldırdığı gibi, geçmişte proje kapsamında özel kullanımlardan geri alınan kamu arazilerinin, gecikmeden ve kontrolsüzlükten kaynaklı olarak mülkiyet sahiplerince yeniden işgal edilmeleri sonucunu doğurmaktadır.
Sahil bandı, kendiliğinden oluşan ticari talepler doğrultusunda dönüşen bir alan değil; bilimsel planlama ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi gereken kamusal bir yaşam koridorudur.
Hukuka aykırı biçimde oluşturulan araç yolu ile başlayan süreç, eğer planlama disiplini içinde yönetilmezse; kıyının karakterini değiştiren, konut alanlarını plansız biçimde ticaret baskısı altına alan ve yapı güvenliğini ikinci plana iten bir dönüşüme dönüşebilir.
İşte bu nedenle bugün tartışılması gereken konu yalnızca yeni açılan iş yerleri değildir.
Asıl tartışılması gereken; bu dönüşümün yürürlükteki şehircilik ilkelerine, imar mevzuatına, kamu yararına ve hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yönetilip yönetilmediğidir.
Samsun'un kıyıları, günü kurtaran uygulamalarla değil; hukukun üstünlüğü, bilimsel planlama ve kamu güvenliği esas alınarak yönetildiği ölçüde gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde aktarılabilecektir.
Kıyılar yalnızca yatırım alanı değildir; kamu güvenliğinin, şehircilik ilkelerinin ve hukuk devletinin birlikte korunması gereken ortak yaşam alanlarıdır.










































Mevcut açilan yol incesudan ɓaslayip cakırlar yalı mah catalcam tam bir ölum yolu ,can güvenligi yok 80 100 km ile gecen araclar var ters yol duz yol kimsenin umrunda bile degil kamyon kepce dozer otobus motor atv belediye araclari hepsi ,kimse kanun nizam tanimiyor ,zabitler yetersiz kolluk yetrsiz cadirci ,karavanci ,muptela sı ahlksizi ne ararsan var , sonra ticari isletmelere kiralama isi cikti ,nasil bir duzensizlik akil ermiyor gercekten bir evin yanina ticari isletme acilmasi yan komsunun sen ya sat yada sende kiraya ver demesi oluyor cunku orada oturmak imkansiz hale geliyor parlayan yildiz sa atakum yolun o kalabalik trafigi kaldiracak , simdi incesunun ustu taflana kadar 1 1 doldu ne olacak 5 yil sonra 10 yil sonra kesmekes cok buyuk heryeri bina ile doldurmak ,ben turizm sehriyim slogani atmak herseyin tamamsa ancak olur ,kervan yolda duzulur mantigiyla degil .saygilar
Biz vatandaşlar olarak yolu kaldırımı işgal edenlerle baş edemiyoruz(örnek Atakum Azerbaycan CD,Atakent CD gibi sokaklar....market, manav,ayakkabı terlik başta olmak üzere) devletin hiç bir kurumuda baş edemiyor. sahili hiç dusunemiyorum.kafa yormaya gerek yok kendinkendimize stres yapıyoruz.