Samsun Yurt Savunma

Samsun'da kaldırımın ortasına bisiklet yolu! Peki yaya nerede?

Samsun'da 100. Yıl Bulvarında kaldırım üstüne yapılan bisiklet yolu üzerinden '100. Yıl Bulvarı'nda yapılanlar şehircilik mi?' başlıklı bir köşe yazısı yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı mimar İshak Memişoğlu, "Kaldırımın ortasına bisiklet yolu. Peki yaya nerede? Görme engelli nerede? Engelli nerede? Yaşlı vatandaş nerede?" diye sordu.

Samsun'da kaldırımın ortasına bisiklet yolu! Peki yaya nerede?

Samsun’un önemli ulaşım akslarından biri olan 100. Yıl Bulvarı yenileniyor.

Belediyenin açıklamalarına göre amaç; kentin önemli ulaşım akslarından birini daha güvenli, daha konforlu ve daha modern hale getirmek. Bu kapsamda kaldırım ve asfaltların yenileneceği, ulaşım konforunun artırılacağı kamuoyuna duyuruldu.

Elbette kentin ulaşım altyapısının yenilenmesi ve iyileştirilmesi olumlu bir gelişmedir.

Ancak ortaya çıkan uygulamaya bakınca insanın aklına şu soru geliyor:

Gerçekten ulaşım sorununu mu çözüyoruz, yoksa mevcut yol kesitine birbirinden kopuk işlevler yerleştirerek 'modern kent' görüntüsü mü oluşturmaya çalışıyoruz?

Çünkü 100. Yıl Bulvarı’nda yapılan çalışma yalnızca bir kaldırım ve asfalt yenilemesi değildir.

Bu uygulama, Samsun’da ulaşımın ve kamusal alanın nasıl tasarlandığı konusunda daha büyük bir şehircilik sorusunu gündeme getirmektedir.

Kaldırım mı, Bisiklet Yolu mu?

100. Yıl Bulvarı’nda yenilenen yaya kaldırımının ortasından mavi renkle belirlenmiş bir bisiklet güzergâhı geçiriliyor.

İlk bakışta kulağa hoş gelebilir: Bisiklet yolu yapılıyor!

Elbette Samsun’da bisiklet ulaşımının geliştirilmesine karşı çıkmak mümkün değildir. Tam tersine, kentte bisiklet kullanımının artırılması; karbon emisyonlarının azaltılması, kısa mesafeli otomobil yolculuklarının azaltılması, sağlıklı yaşam ve sürdürülebilir ulaşım açısından desteklenmelidir.

Nitekim Samsun’un kendi Bisiklet Ana Planı’nda da 100. Yıl Bulvarı bisiklet ağı içinde yer almaktadır. Daha önceki çalışmalarda 100. Yıl Bulvarı için yaklaşık 4,88 kilometrelik bisiklet güzergâhı planlandığı bilinmektedir.

Sorun bisiklet yolu yapılması değil.

Sorun, bisiklet yolunun nerede ve nasıl yapıldığıdır.

Çünkü kent planlamasında 'bisiklet yolu yaptım' demek tek başına yeterli değildir. Bisiklet yolu; yaya güvenliğini, erişilebilirliği, sürekliliği, kavşakları, toplu taşımayı, yol kesitini ve diğer ulaşım türleriyle ilişkisini dikkate alan bütüncül bir ulaşım tasarımının parçası olmalıdır.

Mevzuat Ne Diyor?

Burada artık estetik veya kişisel tercih tartışmasının dışına çıkıp mevzuata bakmak gerekiyor.

12 Aralık 2019 tarihli Bisiklet Yolları Yönetmeliğinin 4. maddesinde, yaya kaldırımı için ayrılan yerde bisiklet kullanılamayacağı hükme bağlanmaktadır. Aynı düzenlemede kent içinde öncelikle ayrılmış bisiklet yolu tesis edilmesi esas alınmakta; bisiklet yolunun taşıt yolu ile yaya kaldırımı arasında yer alması öngörülmektedir.

Yani çağdaş ulaşım anlayışının temel kurgusu:

Taşıt yolu, Bisiklet yolu, Yaya kaldırımı

şeklindedir.

Bunun yerine: Yaya kaldırımı, Bisiklet yolu, Yaya kaldırımı

şeklinde bir düzenleme yapılıyorsa bunun teknik ve hukuki gerekçesinin açıklanması gerekir.

Üstelik ayrılmış bisiklet yollarında fiziksel ayrım, kademe farkı, yeşil bant, refüj veya benzeri ayırıcıların kullanılması öngörülmektedir.

Dolayısıyla yalnızca kaldırımın ortasına mavi boya çekmek, 'bisiklet yolu' demek için yeterli midir?

Asıl tartışılması gereken soru budur.

Mavi Boya Güvenlik Önlemi Değildir

Bisikletli ile yayayı aynı yüzey üzerinde karşı karşıya getiriyorsanız, sadece renk farklılığı ile güvenli bir ulaşım sistemi oluşturamazsınız.

Çünkü bisiklet sessizdir.

Yaya ise her zaman bisikletliyi göremez.

Özellikle görme engelli vatandaş açısından sorun çok daha ciddi hale gelir.

Görme engelli vatandaşın kaldırımda ilerlerken referans aldığı şeyler; yüzey farklılıkları, bordürler, dokunsal zeminler, yönlendirmeler ve mekânsal sürekliliktir.

Kaldırımın ortasından geçen ve sadece mavi boya ile ayrılan bir bisiklet güzergâhı, bu güvenlik sisteminin içine yeni ve hareketli bir risk sokmaktadır.

Avrupa’nın Modern Kentleri Ne Yapıyor?

'Avrupa’da da bisiklet ve yaya aynı alanı kullanıyor' denilebilir.

Evet, bazı Avrupa kentlerinde paylaşımlı yaya-bisiklet alanları bulunmaktadır.

Fakat paylaşımlı alan, başıboş ve rastgele ortak kullanım alanı demek değildir.

Bu alanlarda hız, öncelik, erişilebilirlik, yüzey, yönlendirme ve güvenlik kriterleri birlikte tasarlanır. Özellikle görme engellilerin ve hareket kısıtlı kişilerin güvenliği ayrıca ele alınır.

Modern şehircilik; 'Mavi boya çek, bisiklet yolu olsun' anlayışından çok daha ileri bir noktadadır.

Asıl Mesele Kaldırım Değil, Yol Kesitidir

Şimdi gelelim daha büyük probleme.

100.Yıl Bulvarı gibi Samsun’un önemli ulaşım akslarından birinde temel soru şudur; Bu yolun kesiti hangi ulaşım amacına göre yeniden düzenleniyor?

Bir ana bulvarın yol kesiti; hareket halindeki taşıt trafiğini, toplu taşımayı, yaya hareketlerini, bisiklet ulaşımını, servis ve yükleme alanlarını, acil durum erişimini, kavşakları, yaya geçitlerini, engelli erişimini ve otopark ihtiyacını birlikte değerlendirmek zorundadır.

Bunlardan birini diğerinin üzerine koyarak çözüm üretmeye çalışırsanız, bir noktadaki sorunu çözerken başka bir noktada yeni sorun yaratırsınız.

Trafiği Rahatlatmak mı, Yol Kenarında Otopark Üretmek mi?

Burada Samsun’un yıllardır çözemediği başka bir mesele karşımıza çıkıyor:

Otopark.

Otopark sorununun çözümü için geçmişte vatandaşlardan otopark bedelleri toplandı.

1 Temmuz 1993 tarihinde Büyükşehirlere verilen otopark ücretlerini toplama, bölge ve genel otoparklar yapma yükümlülüğü getirildi. Özellikle bu tarih ile  2020 yılındaki mevzuat değişikliği sonrası İlçelere devredilen bu yükümlülük arasındaki dönemde, büyükşehirlerde otopark bedeli alınan parsellerin otopark ihtiyacının karşılanması ve toplanan kaynakların bölge ve genel otoparkların yapımında kullanılması konusunda Büyükşehir Belediyesine önemli sorumluluklar yüklenmişti.

Burada Samsun Büyükşehir Belediyesine çok basit ama önemli sorular sormak gerekiyor:

Geçmiş yıllarda otopark bedeli olarak ne kadar para toplandı?

Bu kaynakların ne kadarı otopark yapımında kullanıldı?

Bu paralarla kaç adet ve kaç araçlık bölge veya genel otopark yapıldı?

Bu soruların cevabı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Çünkü mevcut ulaşım akslarının yol kesitinden otopark alanı üretmek, geçmişte vatandaşlardan alınan otopark bedellerinin karşılığında yerine getirilmesi gereken bölge ve genel otopark üretme yükümlülüğünün karşılığı değildir.

Başka bir ifadeyle; Yol boyu otopark yapmak, Büyükşehir Belediyesinin otopark üretme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Kentte otopark ihtiyacını karşılamak amacıyla alınmış kaynakların karşılığında yapılması gereken otoparklar yeterince üretilmemişse, bugün mevcut bir ulaşım aksının bir bölümünü otomobillere tahsis ederek park alanı oluşturmak, bu geçmiş yükümlülüğün yerine getirildiği anlamına gelmez.

Çünkü burada iki farklı şey söz konusudur:

Birincisi; vatandaşlardan alınan otopark bedelleri karşılığında bölge ve genel otopark üretme yükümlülüğü.

İkincisi; esas işlevi ulaşımı sağlamak olan mevcut bir bulvarın yol kesitinden yol boyu parklanma alanı oluşturulması. Bunların birbirinin yerine geçirilmemesi gerekir.

Bir Şeridi Otoparka Ayırmak Ulaşımı Rahatlatır mı?

İki şerit gidiş, iki şerit geliş olarak çalışan bir ana arter düşünün.

Bu yolu daha konforlu hale getirmek, sıkışıklığı azaltmak ve ulaşım kapasitesini artırmak istiyorsanız, yol kesiminin hangi işlevlere ayrıldığını sorgulamak zorundasınız.

Bu yol kesitinin bir bölümünü yol boyu parklanma için kullanmaya başladığınızda, hareketli taşıt trafiğine ayrılmış kapasiteyi artırmış olmazsınız.

Otomobil sahibi açısından soru basittir:

'Arabamı nereye park edeceğim?'

Fakat kent planlamacısının sorusu farklıdır:

'Bu yolun önceliği hareket etmek mi, park etmek mi?'

Bir ana ulaşım aksının kapasitesini yol kenarında park eden araçlarla işgal ederken aynı anda 'trafiği rahatlatıyoruz' demek, kendi içinde ciddi bir planlama çelişkisi oluşturabilir.

Dahası, yol kenarı otoparkı kısa vadede kullanışlı görünse de uzun vadede otomobil kullanımını teşvik eden bir politika haline gelebilir.

Kent ulaşım politikasının amacı otomobili her yere daha kolay sokmak değil; insanların hedeflerine güvenli, erişilebilir, ekonomik ve sürdürülebilir biçimde ulaşmasını sağlamaktır.

Peki Yaya Nerede?

100. Yıl Bulvarı’nda tartışılması gereken noktalar var.

Bir tarafta yol kesitinin otomobiller lehine kullanılması…

Bir tarafta yol kenarı otoparkları

Bir tarafta kaldırımlar,

Kaldırımın ortasında bisiklet güzergâhı,

Peki yaya nerede?

Görme engelli vatandaş nerede?

Tekerlekli sandalye kullanan vatandaş nerede?

Çocuk arabası kullanan anne-baba nerede?

Yaşlı vatandaş nerede?

Kaldırımın temel işlevi nedir?

Yaya ulaşımını güvenli ve kesintisiz biçimde sağlamak.

Bu nedenle kaldırım, kentte 'boş kalan her yere başka bir fonksiyonun yerleştirilebileceği alan' değildir.

Kaldırım, kentin en önemli kamusal ulaşım altyapılarından biridir.

Samsun’un İhtiyacı 'Biraz Daha Asfalt' değil...

Samsun’un ulaşım problemi yalnızca yol problemi değildir.

Kentte ulaşım; otomobil, minibüs, otobüs, raylı sistem, yaya, bisiklet ve otopark ilişkisi içerisinde ele alınması gereken bütüncül bir sorundur.

Bu nedenle 100. Yıl Bulvarı’nın yenilenmesini yalnızca bir asfalt ve kaldırım çalışması olarak değerlendirmek doğru değildir.

Belediyenin bu önemli ulaşım aksını yeniden düzenlemesi, aynı zamanda Samsun’un ulaşım politikasını yeniden sorgulamak için bir fırsat olmalıdır.

Sadece yolu yenilemek değil, ulaşım sistemini yeniden düşünmek gerekir.

Bir ana arterin bir bölümünü park eden otomobillere tahsis edip aynı anda 'trafiği rahatlatıyoruz' demek yerine önce şu soruya cevap verilmelidir:

Bu caddenin 2040’taki işlevi ne olacaktır?

Samsun’un ulaşım geleceğini 2026’nın otomobil sayısıyla değil, 2040’ın kent modeliyle tasarlamak zorundayız.

Kaldırım Kimin?

Belki de 100. Yıl Bulvarı’ndaki tartışmanın en basit sorusu budur:

Kaldırım kimin?

Kaldırım otomobilin değildir.

Bisikletlinin de değildir.

Reklam panosunun, ticari işletmenin, elektrik direğinin, çöp konteynerinin, park eden aracın veya başka herhangi bir işlevin alanı da değildir.

Kaldırım öncelikle yayanındır.

Ve yaya dediğimiz insanın içinde çocuk vardır, yaşlı vardır, görme engelli vardır, işitme engelli vardır, tekerlekli sandalye kullanan vardır, baston kullanan vardır, bebek arabası süren vardır.

Şehircilik, en güçlü olanın değil; en kırılgan olanın da kentte güvenli biçimde hareket edebilmesini sağlama sorumluluğudur. Bisiklet elbette Samsun’un geleceğinde olmalıdır. Ancak Samsun’un ihtiyacı, birbirinin alanına taşan ulaşım türleri değil; iyi tasarlanmış, güvenli, erişilebilir ve birbirleriyle entegre edilmiş bir ulaşım sistemidir.

Çünkü çağdaş şehircilik;

“Her boşluğa bir işlev sığdırmak” değildir.

Çağdaş şehircilik, her ulaşım türüne kendi güvenli ve işlevsel alanını vermektir.

Son söz; 100.Yıl Bulvarı’nda yapılan düzenleme bize aslında çok daha büyük bir soruyu sorma fırsatı veriyor.

Samsun’da ulaşım yatırımlarını gerçekten bir kent ve ulaşım politikası içerisinde mi yapıyoruz, yoksa mevcut yol kesitindeki boşlukları farklı işlevlerle doldurarak günü mü kurtarıyoruz?

Bisiklet yolu elbette yapılmalı.

Otopark ihtiyacı elbette karşılanmalı.

Yollar elbette yenilenmeli.

Ancak bunların hiçbiri diğerinin alanını işgal ederek yapılmamalıdır.

Yaya yaya olarak, bisikletli bisikletli olarak, toplu taşıma toplu taşıma olarak, taşıt da taşıt olarak güvenli ve işlevsel bir alana sahip olmalıdır.

Asıl mesele budur.

Ve 100. Yıl Bulvarı için son sorumuz da şudur! Bir kenti gerçekten modernleştiriyor muyuz, yoksa sadece modern görünen çözümler mi üretiyoruz?