Halkımızın arasında yaygın bir deyimdir. Bazı şeylerin kötüye gitmesi, arzu edilen olumlu neticelerin alınmaması karşısında kullanılan bir kavramdır; 'Gün be gün yevmu'l- beter' sözü.
Yani bugünkü Türkçe ile anlamı, her gün daha kötüye gidiyoruz. Bu durum kronik rahatsızlığı olan bir hastanın, her gün daha kötüye gitmesi gibi bir hal demektir. Sorulur hekime veya bilene onun da size kullandığı ifade, "Efendim her gün daha kötüye gidiyor" şeklindeki bir cevaptır.
Elbette ülkemde ve tüm dünyada çok güzel şeyler oluyor. Ne var ki, Epstein hadisesi, dünyayı hangi çukurlarda ve pisliklerde yaşayan siyasi liderlerin yönettiğini görmesi, göstermesi bakımından çok önemli olduğu kadar, bir o ölçekte de tehlikelidir.
Dünya jandarmalığına soyunan ABD’nin bugünkü ve dünkü cumhurbaşkanlarının milyonlarca belgelerde, ortaya konan rezaletleri bir kıyamet alameti değilse Allah aşkına nedir?
Bu konuda günlerdir yazılıp çizilenler ortada. Elbette bizim de söyleyeceğimiz çok şeyler vardır, ancak bugünkü yazımda bu konuda içe dönük bir kısım muhasebelerini yapma gereğini duyuyorum. Özellikle ülkemizde rahmetlik Özal’ın tabiriyle çağ atlatan adımlar, altyapı ve devletin temel kurumları konusundaki yenilenme ve güçlü devlet görünümü, tüm dünyayı gıpta ile izlemeye sevk eden gelişmelerdir. Bu konuda neredeyse çeyrek yüzyıla yaklaşan istikrarlı bir iktidarın, özellikle de güçlü bir başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmakta olan sayın Cumhurbaşkanmız Recep Tayyip Erdoğan beyin dönemi, inkar edilemez ve görmezden gelinemez, ciddi kalkınma hamlelerinin ve sistem dönüşümünün yaşandığı bir devre olarak, tarihe altın sahifelerle yazılacak bir hakikattir.
Bu kadar güzel şeylerin yapıldığı dönemde, ciddi yanlışların da olması mümkündür ve çok tabiidir. Çok konuşan da, çok iş yapanın da bazen bu işleri ve sözleri arasında, yanlış yapma ihtimali, yapmama ihtimalinden daha fazladır. Neticede hepimiz beşeriz. Ancak, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, bir numaralı sorun insan yetiştirebilme sorunudur.
Ahlakın, milli değerlerin, gelenek ve göreneklerin, din ve dince mukaddes olan vasıflarımızın korunması, yaşanması ve yaşatılması konusunda ciddi problemler görmekteyiz. Bu bizi eğitim sistemi açısından, çeyrek yüzyıllık süreçte sorgulatacak en büyük zaafımızdır. Toplumda model diye kabul edilebilecek hemen hemen hiçbir kesimde, sağlıklı ve güvenilir insan kalmamış gibi gözüküyor. Nereye tutuyorsanız elinize geliyor.
En büyük değerimiz, bizi biz yapan din ve bu alandaki ilim adamlarımızın topluma örneklik açısından bakılınca, hemen herkesin sorgulamakta olduğu akademik unvanlı bir yığın ilim adamının, gerek yaşantı gerekse söylem itibarıyla örnek alınabilecek, durumlarının değil sorgulanabilir, yanlarının daha çok olduğu görülmektedir. Neredeyse gencecik bir çocuk dahi, "Bu ilahiyatçı ehlisünnet değil, bu adamın şu hataları var, söylüyor, konuşuyor ama yapmıyor, benim için örnek bir din ve ilim adamı olamaz" yaklaşımını görüyoruz.
İlköğretimden üniversite sonuna kadar, çocuklarımızın kendilerine rol model seçebildikleri kaç tane öğretmen ve eğitimci var? Bana hem ilim, hem ahlak ve hem de meslek sevgisini kazandırdı, diyebileceğimiz kaç öğretmen yetiştirdik?
Dünyanın sağlıkta sınıfta kaldığı bir dönemde, ülkenin hemen her tarafında devasa Şehir Hastaneleri inşa eden, her bireri adeta beş yıldızlı otel niteliğindeki bu olağanüstü eserler, maalesef istisnaları olmakla beraber, naehil kadroların elinde, bütün bu fiziki güzelliklere rağmen vatandaş memnuniyetini, en hassas ve kırılgan olduğu hastalıkları döneminde, ya hasta veya hasta yakınlarının, yeteri kadar görememesinin sebebi, kaliteli insan yetiştirme konusundaki eğitim sistemimizin mefluç halidir.
Bir eve gelen misafire namutenahi nimetleri masada sergileyip, asık ve yüzüne bakılmaz bir ev sahipliğinin ortaya koyduğu sonuç gibidir. Sofra mükellef ancak, ev sahibi veya sahibesinin suratı, turşu satıyorsa o masanın leziz yemekleri misafire zehir olur.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’nın çok önemli bir Şehir Hastanesine hastam nedeniyle gitmiştim. Ben adeta gıpta ettim. Ne var ki çalışan personelin, kapıdaki güvenlikçiden, servisteki hasta bakıcı ve hemşirelere ve hele hele burnundan kıl aldırmayan buyurgan, hasta ve yakınına sağlıklı bilgi bir yana ilgi dahi göstermeyen bu kadrolarla, kolay kolay bir şeyi sevdirmeniz mümkün değil. Neticede hizmet insanla yapılıyor. Ne var ki insan malzememiz de bu!
Siyasete bakıyorsunuz! Adeta dip yapmış. Çökmüş iflas etmiş. Bir siyasi lider, en pespaye çirkef ve çirkin dili, bırakın sıradan insanlara kendi partisiden seçilmiş belediye başkanı ve seçilmişlere karşı kullanabiliyorsa, ağıza alınamayacak galiz küfürleri, hiçbir bahaneye sığınmaksızın sarf edebiliyorsa, TBMM zemininde, daha dün iki bakanın anayasal sorumluluğu ve yasal hakkı olan yemin yapma vazifesini ifa etmede bile, hiçbir sokağı, hiçbir mahalleyi, hiçbir kabadayıyı aratmayacak tarzda, saldırılar kavgalar küfürler yumruklaşmalar, 86 milyon insanın gözü önünde, işleniyorsa siyasetiniz de dip yapmış demektir.
Açıkça ifade edeyim, tüm bunların temel nedeni, yine insan ve yine eğitim sorunudur. Takriben yarım yüzyıldır bizi terörle meşgul eden ülke insanının, mekteplerden yetişmiş insanının, başımıza ördüğü belada da, ticaret hayatımızda da, siyaset hayatımızda da ve akademi dünyamızda tüm yaşanan bu sorgulanası zaaflar, yüzyıldır çizgisinden kopartıldığımız asli değerlerimizden, savrulduğumuz seküler batı kültürünün ve eğitim sisteminin bizi getirdiği noktadır. Artık bu önü alınamaz bir felakete dönmeden, iktidar ve tüm siyaset zemininin amasız, lakinsiz ve fakatsız olarak bu meseleyi ele alması gerekir.
Tek kelimeyle fabrika ayarlarıımıza, temel değerlerimize dönmeden, kurtarıcı bir hayat tarzı olarak, bütün insanlığın kurtuluş reçetesi olan nizami-i ezel ve ebed değerlerimize sarılmadan kurtuluş imkansıza dönüşmektedir. Kaybettiğimizi bulmaya, değerlerimizi yeniden yaşamaya, inanç ve hayat tarzımızı sorgulayarak gerçeğe, solmaz ve pörsümez yeniye dönmek zorundayız.
Özetle ifade edersek, din ve dini hayatımızın da, ticaret, siyaset, eğitim, kültür, sanat ve tümüyle kamu düzenimizin de sistemimizin, yeniden sağlıklı hale getirilmesi için adım atılmadığı, yazılı ve görsel medya, yayın hayatındaki kepazelikler, internet ve sosyal medyanın tahribatının önüne yasal ve zecri tedbirlerle geçilmediği ve geçemediği müddetce, önü alınamaz bir felaket kapımızda bekliyor demektir.
Başta ricali devlet olmak üzere, tüm sorumluluğu bulunan eşhas-ı muhteremeyi asli görevine davet ediyorum. Bu tablo ortadayken uyumak haramdır diye düşünüyorum. Saygı ve hürmetlerimle.










































-130 Milyar dolarlık borç sizin de içinde olduğunuz iktidar zamanında 550 Milyar dolar oldu. -Cumhuriyet döneminde yapılan tüm fabrikaları sattınız. -Devlet düğme yapmaz dediniz , Marketler açtınız. Onlarda diğer marketlerden pahalı. -Ecevit döneminde yağ kuyrukları var dediniz. Kendiniz milleti et kuyruğuna , patates kuyruğuna soktunuz. -Yap- İşlet modeli ile Yollar , Hava Alanları , Köprüler yaptınız, Şehir Hastaneleri yaptınız , deprem vergileri topladınız. Peki halktan toplanan vergileri ne yaptınız ? -Dindarız dediniz en çok sizin döneminizde dinsiz deist bir nesil yetiştirdiniz. -40 Bin kişinin katilini , Teröristbaşını kurucu önder yapıp meclise çağırırken , af isterken Belediye Başkanlarını hapse attınız. - Ülkenin Beyinleri yurt dışına giderken, bu ülkeyi soğan ekmek yiyenlere teslim ettiniz.
çok güzel yazmışsın imazmı atarım. saygılar.
Sayın yazar okadar sayıp dokmussun fakat yine emekliyi unutmuşsun?
akp ile maalesef 24 yılda dinden uzak dini sadece menfaatleri için kullanan bir kesim ortaya çıktı bu kesimi gören gençler maalesef dinimizden uzaklaştılar. gençlerin çoğu akp-pkk sayesinde ateist oldular. baktılar çalıyor ve bir şey olmuyor herkes soğudu. yazık yeminle.