Venezuela'da ne oldu? ABD, sessiz kalan herkes için tehdittir!
ABD'nin Venezuela'ya karşı başlattığı operasyon sonrası Nicolas Maduro'yu eşi ile birlikte ülke dışına çıkartması olayı tüm dünyanın gündemi olurken, Samsun Kent Haber köşe yazarı Ömer Süslü, 'Venezuela'da ne oldu' başlıklı köşe yazısında ABD Başkanı Donald Trump'a tepki göstererek, "ABD, sessiz kalan herkes için tehdittir." dedi.
Nicolas Maduro’nun yönetim tarzını savunmak mümkün değildi. Tek adam rejimiyle yönetilen Venezuela, sahip olduğu olağanüstü doğal zenginliklere rağmen yoksullaşmış, demokratik kurumları işlevsizleşmiş, son seçimleri ise açık biçimde şaibeli hale gelmişti. Maduro’nun meşruiyeti zaten ciddi biçimde aşınmıştı.
Ancak ABD’nin gerçekleştirdiği operasyonla Maduro ve eşinin saatler içinde esir alınarak ülke dışına çıkarılması, bir rejim değişikliğinden öte açık bir egemenlik ihlalidir. Uluslararası hukuk açısından savunulabilir hiçbir yanı yoktur.
Amerika’nın kendisini dünyanın sahibiymiş gibi konumlandırması ve ülkelerin kaderine zorla müdahale etmesi, küresel düzeni son derece tehlikeli bir noktaya taşımaktadır.
Özellikle Donald Trump’ın hukuku ve diplomasiyi hiçe sayan, kolayca iftiraya dönüşebilen söylemleri; dünyayı kurallarla değil güçle yönetilen bir sürece sürüklemektedir. Bu anlayış, yalnızca hedef alınan ülkeler için değil, sessiz kalan herkes için tehdittir.
Operasyonun bu denli kısa sürede sonuçlanması, Venezuela içindeki çözülmeyi de gözler önüne sermektedir. Böyle bir tablo, içeriden ciddi bir destek ve bilgi akışı olmadan mümkün değildir. Bu durum, Maduro’nun artık yalnız kaldığını; zorbalığın sadakat üretmediğini bir kez daha göstermiştir.
Ancak altını çizmek gerekir: Bir rejimin baskıcı olması, başka bir devletin o ülkenin liderini kaçırmasını meşru kılmaz. Demokrasi dışarıdan dayatılmaz; özgürlük ithal edilemez. Venezuela halkının gerçek kurtuluşu, başka başkentlerin planlarında değil; kendi içinden çıkacak, bağımsızlığı önceleyen bir kurucu iradede yatmaktadır. Kendi “Atatürk”ünü çıkaramayan toplumlar, başkalarının yazdığı senaryolarda rol almaya mahkûm kalır.
Bu tablo Türkiye için de ciddi bir uyarıdır. Kuvvetler ayrılığının zayıfladığı, denge-denetim mekanizmalarının aşındığı her ülkede benzer riskler doğar. Venezuela örneği bize şunu söylüyor: Kurumlar zayıfladığında, ülkeler dış müdahalelere açık hale gelir.
Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla merkezileşme değil; güçlü bir hukuk devleti ve yeniden parlamenter demokratik sisteme dönüştür.
Evet, Maduro gitmeliydi.
Ama bu şekilde değil.
Ortada bir demokrasi zaferi yok;
çıplak bir güç siyaseti var.
Ve asıl soru şudur:
Bugün Venezuela’da yapılan, yarın kimin için normalleştirilecek?
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.





