Ülkede sandık mı kaldı artık? Hukuk yoksa güçlü haklı olur!

Samsun Kent Haber köşe yazarı Fatih Türkel yazdı! !Ülkede sandık mı kaldı artık? Hukuk yoksa güçlü olan haklı olur"
Bazen bir cümle duyarız. Duyduğumuz anda zihnimize yerleşir ve günlerce peşimizi bırakmaz. Ülkede sandık mı kaldı artık?
Bu soruyu duyduğumda aklıma seçim gelmiyor; insan geliyor. Sabah erkenden kalkıp sıraya giren, elindeki kimlikle bir umudu da cebinde taşıyan insan. Belki emekli bir öğretmen, belki ilk kez oy kullanan bir genç, belki de çocuğunun geleceğini düşünerek gece uyuyamamış bir anne. Çünkü sandık kimsenin malı olamaz; sahibi, ona umut taşıyan insandır. Sandık sadece bir kutudur. Onu anlamlı kılan, içine bırakılan umuttur.
İnsan oyunu verirken içinden şunu fısıldar;
"Sesim duyulsun, hakkım korunsun"
Peki ya bir gün buna inanmayı bırakırsa?
İşte o zaman mesele sandıktan çıkar, çok daha derin bir yere taşınır. Seçim yapılıyor olması, demokrasinin tamam olduğu anlamına gelmez. Seçime giden yolun adil olması gerekir. Herkes kendini eşit ifade edebilmeli, muhalefet özgürce siyaset yapabilmeli, basın farklı sesleri duyurabilmeli, yargı herkese aynı mesafede durabilmeli. Bunlar olmadan sandık, içi boşalmış bir törene dönüşür.
Dışarıdan bakanlar da aynı yere işaret ediyor. Avrupa Birliği'nin 2025 Türkiye Raporu, demokratik standartlar, hukuk devleti ve temel haklardaki kaygıların sürdüğünü söylüyor. Seçilmiş isimler, muhalefet temsilcileri, gazeteciler ve sivil toplum aktörleri hakkındaki soruşturma ve tutuklamalar da bu kaygıyı büyüten gelişmeler arasında sayılıyor. Freedom House'un 2026 değerlendirmesi de siyasi haklar ve sivil özgürlükler üzerindeki sınırlamalara dikkat çekiyor. Ama bir şeyi daha kayda geçiriyor. Muhalefetin yerel seçimlerdeki başarısını.
Yani sandık hâlâ konuşuyor. 31 Mart 2024 yerel seçimleri bunun en açık örneklerinden biriydi. Millet sözünü söyledi. Sonuçlar resmi kayıtlarda duruyor. Peki söylenen sözün ardından ne oluyor?
Mesele yalnızca oy verebilmek değil; o oyun karşılığında ne bulduğundur. Seçtiğin belediye başkanı görevinin başında kalabiliyor mu? Bir gazeteci yazmadan önce iki kez düşünmek, hatta korkmak zorunda kalıyor mu? Bir genç, sırf aykırı düşündüğü için hayallerinden vazgeçmek zorunda mı kalıyor? Sandık bu soruların cevabını vermez. Cevap mahkemede, basında ve seçime giden yolun adil olup olmadığında aranır.
Farklı partilere oy verebiliriz, farklı şeylere inanabiliriz. Ama üzerinde mutabık kalmamız gereken tek bir zemin var! Hukuk.
Hukuk yoksa güçlü olan haklı olur. Bugün başkasının hakkı yenirken sessiz kalan, yarın kendi hakkını savunmak istediğinde yanında kimseyi bulamayabilir. Sessizlik, bazen verilmemiş bir oy gibi görünür. Ama aslında insanın kendi geleceğinden eksilttiği bir paydır.
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir slogan değil, güven. Adalete güven. Sandığa güven. Birbirimize güven. Kendimize güven. Çünkü umudunu kaybeden bir toplum için sandık, içine kâğıt atılan bir kutudan ibaret kalır. Ve umut bir kez söndü mü, hiçbir seçim sonucu onu tek başına yeniden yakmaya yetmez.
O yüzden kendimize artık "Benim tarafım kazanacak mı?" diye sormak yerine, gece evde uyuyan çocuğumuzun yüzüne bakıp şunu sormalıyız!
"Benim çocuğum, yarın hangi tarafta olursa olsun, hakkının korunacağı bir ülkede büyüyecek mi?"
Bence asıl mesele budur. Çünkü mesele yalnızca bir seçimi kazanmak değildir. Mesele, seçimden sonra da birbirimizin yüzüne bakabileceğimiz bir ülke bırakmaktır.
Ve ben hala inanıyorum; Bu ülkenin insanında umut var. Vicdan var. Adalet duygusu var. Yeter ki birbirimize yeniden insan olarak bakalım. Yeter ki korkunun yerine cesareti, öfkenin yerine vicdanı, ayrışmanın yerine ortak geleceğimizi koyalım. Umutla.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.





