Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kırk yazdı! Turizmci turist beklemez, turist getirir. Turizmde kazananlar, bekleyenler değil harekete geçenlerdir
Turizm sektörü, doğası gereği durağanlığı kabul etmez. Beklemek, bu sektörün ruhuna aykırıdır. Çünkü turizm; hareket, vizyon, cesaret ve strateji işidir. Bu nedenle yıllardır söylenen, ama çoğu zaman içi doldurulamayan o cümleyi yeniden ve daha net ifade etmek gerekir; Turizmci turist beklemez, turist getirir.
Turist bekleyenler bu sektörün müflis hanutçularıdır
Bugün sektörün en büyük problemlerinden biri, pasif bir anlayışın giderek yaygınlaşmasıdır.
"Sezon gelsin, turist zaten gelir" düşüncesi, artık gerçeklikle bağını koparmış bir yaklaşımdır.
Dünya değişmiştir.
Turist davranışları değişmiştir.
Rekabet katlanarak artmıştır.
Artık hiçbir destinasyon kendiliğinden tercih edilen bir yer değildir.
Her ülke, her şehir, her tesis kendi hikayesini yazmak, anlatmak ve pazarlamak zorundadır.
Gerçek turizmci, masa başında müşteri bekleyen değil; sahaya inen, yeni pazarlar açan, risk alan ve strateji üreten kişidir. Riyad'da, Dubai'de, Kuveyt'te, Katar'da kapı kapı dolaşan, ben ve arkadaşlarım 10 yıl içerisinde 30'dan fazla B2B Workshop yapan, iş birlikleri kuran, dijital pazarlama yatırımı yapan, influencer ağları oluşturan, medya ile çalışan kişiler ve turizmcileriz.
Çünkü biliryoruz ki turist, davet edilmeden gelmez.
Turizm bir talep yönetimi değil, bir talep oluşturma işidir.
Bu ilkeleri benimsemeyenler, bu pazarda tutunamayacaklar.
Eğer siz hedef pazarlarda görünür değilseniz, rakipleriniz çoktan o boşluğu doldurmuştur.
Bugün İspanya, Yunanistan, İtalya ve diğer destinasyonlar sadece doğal güzellikleriyle değil; agresif tanıtım stratejileriyle öne çıkmaktadır.
Türkiye gibi güçlü bir turizm potansiyeline sahip bir ülkenin hala 'bekleme' refleksiyle hareket etmesi ise büyük bir çelişkidir. Daha da tehlikelisi, bu pasifliğin zamanla fırsatçılığa dönüşmesidir.
Sezon geldiğinde fiyatları kontrolsüz artıran, kısa vadeli kazanç peşinde koşan, hizmet kalitesini ikinci plana atan anlayış; turizmin en büyük düşmanıdır.
Çünkü turizm, güven ve sürdürülebilirlik üzerine kurulu bir sektördür.
Bir turistin memnuniyetsizliği, sadece bir kayıp değil; aynı zamanda onlarca potansiyel müşterinin de kaybıdır.
Oysa yapılması gereken bellidir! Planlı hareket etmek, hedef pazarlara odaklanmak ve sürdürülebilir bir turizm stratejisi oluşturmak. Körfez ülkeleri gibi yüksek harcama potansiyeline sahip pazarlarda güçlü ilişkiler kurmak, özel konseptler geliştirmek, VIP hizmetler sunmak ve deneyim odaklı turizm ürünleri oluşturmak artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Bugün turizmde başarı, otelin büyüklüğüyle değil, vizyonun genişliğiyle ölçülür.
En büyük tesis bile, yanlış stratejiyle boş kalabilirken, doğru pazarlama yapan daha küçük bir işletme yıl boyu doluluk sağlayabilir.
Çünkü mesele kapasite değil, o kapasiteyi doğru kitleyle buluşturabilmektir.
Turizmci; krizden korkan değil, krizi fırsata çeviren kişidir. Savaş olur, pandemi olur, ekonomik dalgalanmalar olur. Ama gerçek turizmci, her koşulda alternatif üretir. Yeni pazarlar bulur, yeni ürünler geliştirir, yeni yollar dener. Çünkü bilir ki beklemek, kaybetmektir.
Sonuç olarak; turizm sektörü 'Nasıl olsa gelirler' anlayışıyla değil, 'Nasıl getiririz' sorusuyla büyür.
Bu soruyu sormayan, bu soruya cevap aramayan hiç kimse turizmci değildir. Olsa olsa günü kurtarmaya çalışan bir hanutçu aktördür.
Ve unutulmamalıdır:
Turizmde kazananlar, bekleyenler değil; harekete geçenlerdir. Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım








































