Mimarlar Odası Samsun Şubesinde istifa krizi! Güven sorunu giderildi mi?

Mimarlar Odası Samsun Şubesi Yönetiminde yaşanan istifa krizi ile ilgili yeni bir köşe yazısı yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı mimar İshak Memişoğlu, "Yönetimde sayısal eksiklik giderildi Peki 'Güven' sorunu giderildi mi?" dedi.
22 Eylül 2026 günü Mimarlar Odası Samsun Şubesinde Toplu istifalar yaşandı.Mimarlar Odası Samsun Şubesi’nde yaşananlar artık sıradan bir yönetim kurulu değişikliği olarak değerlendirilemez. Ortada birkaç kişinin kişisel gerekçelerle görevden ayrıldığı olağan bir süreç yoktur. Yedi kişilik asıl yönetim kurulunun altı üyesi, Başkan Burak Şener’in yönetim anlayışına yönelik ciddi eleştiriler ortaya koyarak 22 Eylül’de birlikte istifa etmiştir. Bir yedek yönetim kurulu üyesi de görevinden ayrılmıştır.
Üstelik istifalar yönetim kuruluyla sınırlı kalmamıştır. Yönetim kurulunun çalışmalarına katkı sunan yardımcı organlarda da ayrılıklar yaşanmış; ÇED Komisyonu Başkanı ve bazı üyeleri ile Kent İzleme Komisyonu’nun bazı üyeleri de Başkan Burak Şener’in yönetim anlayışına tepki göstererek görevlerinden istifa etmiştir.
Bu tabloyu yalnızca Başkan ile altı yönetim kurulu üyesi arasında yaşanan kişisel bir anlaşmazlık olarak açıklamak artık mümkün değildir. Yönetim kurulundan komisyonlara kadar uzanan istifalar, sorunun Odanın yönetim anlayışına ilişkin daha geniş bir güven tartışmasına dönüştüğünü göstermektedir.
Yönetim kurulunda geriye yalnızca Başkan Burak Şener kalmıştır.
Buradan sonra tartışılması gereken mesele, TMMOB Mimarlar Odası mevzuatının boşalan üyeliklere yedek üyelerin çağrılmasına izin verip vermediğinden ibaret değildir. Elbette yedek üyelik kurumu bunun için vardır. Bir veya birkaç asıl üyenin sağlık, iş, ailevi ya da başka nedenlerle ayrılması halinde yönetimin çalışmasını sürdürebilmesi gerekir.
Ama burada bir veya iki üyenin ayrılmasından değil, başkan dışındaki altı asıl yönetim kurulu üyesinin aynı anda istifasından söz ediyoruz.
Dahası, bu altı kişi Burak Şener’i kendi aralarındaki görev dağılımıyla başkanlık makamına getiren kişilerdir.
O halde asıl soru şudur:
Sizi başkan yapan altı yönetim kurulu üyesinin altısı da yönetim anlayışınızı eleştirerek görevi bırakıyorsa, yapılması gereken ilk şey yedek üyeleri çağırarak koltuğu korumak mıdır; yoksa “Beni başkan yapan insanların tamamına yakını neden artık benimle çalışmak istemiyor?” sorusunun cevabını aramak mıdır?
Yönetmelik görevi sürdürebilir; peki güveni?
Bir işlemin yönetmeliğe uygun olması, o işlemin etik ve demokratik açıdan tartışılmaz olduğu anlamına gelmez.
Mimarlar Odası gibi meslek örgütlerinde yönetimin yalnızca hukuken görevde bulunması yetmez. O yönetimin üyeleri karşısında güven taşıması, ortak karar üretmesi ve hesap verebilmesi de gerekir.
Altı yönetim kurulu üyesinin aynı anda istifası, sıradan bir nöbet değişimi değil, açık bir yönetim ve güven krizidir.
Üstelik ÇED ve Kent İzleme komisyonlarındaki istifalar da dikkate alındığında mesele, boşalan altı sandalyeye altı yeni isim bulmakla açıklanamayacak kadar ciddi hale gelmiştir.
Nitekim Başkan Burak Şener, istifaların ardından altı yedek üyeyi göreve çağırmış; 29 Eylül Salı günü, yani toplu istifadan yalnızca bir hafta sonra yeni üyelerle görev dağılımı yapılarak yönetim yeniden oluşturulmuştur.
Böylece yönetim kurulunun sayısal eksikliği giderilmiştir.
Peki güven sorunu giderilmiş midir?
İşte hukuki devamlılık ile etik meşruiyet arasındaki fark burada ortaya çıkmaktadır.
Altı kişinin gerekçesi mi, bir kişinin devam iradesi mi?
Bu noktada sorumluluk yalnızca Başkan Burak Şener’e ait değildir. Göreve çağrılan altı yedek üyenin de cevaplaması gereken ciddi sorular vardır.
Çünkü önlerinde çok açık bir tablo bulunmaktadır:
Bir tarafta Başkan’ın yönetim anlayışına itiraz ederek görevlerinden ayrılan altı asıl yönetim kurulu üyesi, bir yedek üye ve komisyonlardan istifa eden üyeler...
Diğer tarafta ise yönetimde kalmayı ve görevi sürdürmeyi tercih eden tek bir asıl yönetim kurulu üyesi: Başkan.
Burada “altı kişi çoğunluktur, o halde mutlaka haklıdır” gibi mekanik bir sayı hesabı yapılamaz. Altı kişinin aynı görüşte olması her iddialarını kendiliğinden doğru yapmayacağı gibi, bir kişinin yalnız kalması da onu kendiliğinden haksız yapmaz.
Fakat altıya karşı bir gibi olağanüstü bir tablo ortaya çıkmışsa, göreve çağrılan yedek üyelerden beklenen, en azından bu kopuşun nedenlerini sorgulamalarıdır.
İstifa eden altı asıl üyenin gerekçeleri nedir?
ÇED ve Kent İzleme komisyonlarındaki istifalar neden yaşanmıştır?
Başkan bu eleştirilere ne cevap vermektedir?
Yeni göreve gelenler hangi gerekçeleri haklı, hangilerini haksız bulmuştur?
Ve nihayet:
İstifa eden altı asıl yönetim kurulu üyesinin gerekçelerine itibar edilmeyip, yönetimde tek başına kalan üyenin görevi sürdürme iradesine itibar edilerek yönetime katılmak hangi değerlendirmeye dayanmaktadır?
Yedek üyelerin asıl açıklaması gereken mesele budur.
Çünkü görevi kabul ettikleri anda, isteseler de istemeseler de ortaya çıkan iki irade arasında fiilî bir tercih yapmış oldular.
Eğer istifa edenlerin gerekçelerini incelediler ve haklı bulmadılarsa, bunun nedenlerini açıklayabilirler.
Eğer Başkan’ın yönetim anlayışını doğru buldularsa, bunun gerekçesini ortaya koyabilirler.
Ama bu değerlendirmeler yapılmadan yalnızca “Yönetmelik gereği çağrıldık ve görevi kabul ettik” deniliyorsa, hukuki bir prosedür yerine getirilmiş olur; etik tartışma ise ortadan kalkmaz.
Bir haftada ne değişti?
22 Eylül’de altı asıl yönetim kurulu üyesi istifa ediyor.
29 Eylül’de altı yedek üye ile görev dağılımı yapılıyor.
Arada yalnızca bir hafta var.
Bu bir hafta içerisinde istifa gerekçelerinin hangisi tartışıldı? Başkan eleştirilerin hangisine cevap verdi? Yönetim anlayışında ne değişti? İstifa eden üyelerle görüşüldü mü? Komisyonlardaki ayrılıkların nedenleri araştırıldı mı?
Yoksa bütün mesele boşalan altı sandalyenin yeniden doldurulması olarak mı görüldü?
Eğer ikinci ihtimal geçerliyse, ortada krizin çözülmesinden değil, yönetim kurulunun aritmetik olarak yeniden tamamlanmasından söz edilebilir.
Çünkü altı kişinin topluca istifası demokratik bir kurumda yalnızca altı boş sandalye yaratmaz. Aynı zamanda cevaplandırılması gereken bir itiraz ortaya koyar.
O itiraz cevaplandırılmadan sandalyelerin doldurulması, sorunu çözmez; yalnızca görünmez hale getirmeye çalışır.
Bir başka sorun: Yönetim deneyimi
Yeni yönetim açısından üzerinde durulması gereken bir başka mesele de görev üstlenen üyelerin Oda yönetimindeki deneyimidir.
Göreve gelen üyelerin özellikle başkan yardımcılığı, sekreter üyelik, saymanlık ve yönetim kurulunun günlük icra süreçleri bakımından geçmişten gelen belirgin bir yönetim deneyiminin bulunmaması, içinde bulunulan olağanüstü koşullar nedeniyle düşündürücüdür.
Burada hiç kimsenin mesleki yeterliliği ya da iyi niyeti tartışılmıyor. Yeni insanların Oda yönetimlerinde görev alması son derece doğaldır ve kurumsal yenilenme açısından gereklidir.
Fakat bugünkü koşullar olağan değildir.
Yönetim kurulunun altı üyesinin aynı anda istifa ettiği, yardımcı organlarda görev yapan kişilerin de ayrıldığı ve başkanın yönetim anlayışının tartışıldığı bir dönemde oluşturulan yeni yönetimin, sıradan bir döneme göre çok daha güçlü bir kurumsal hafızaya, bağımsız karar verme iradesine ve sorgulama kapasitesine ihtiyacı vardır.
Bu nedenle yeni üyelerin Başkan’a sorması gereken ilk sorulardan biri şu olmalıydı:
“Sizinle birlikte seçilmiş altı arkadaşımız neden artık sizinle çalışmak istemiyor?”
Ardından da:
“Onların ayrılma gerekçelerini değil, sizin yönetimde kalma gerekçenizi neden esas almalıyız?”
Bu sorular cevaplandırılmadan görev dağılımına gidilmiş olması, yeni yönetimin daha göreve başladığı anda karşısına çıkan etik sorundur.
Görevi kabul etmek, sorumluluğu da kabul etmektir
29 Eylül’de yapılan görev dağılımından sonra göreve gelen altı kişi artık yalnızca “yedek üye” değildir.
O tarihten itibaren alınacak kararların, yapılacakların ve yapılmayacakların sorumluluğunu taşıyan asıl yönetim kurulu üyeleridir.
Bu nedenle ileride “Biz sonradan geldik”, “Önceki dönemde yaşananları bilmiyorduk” veya “Bizi çağırdılar, görevimizi yaptık” demek yeterli olmayacaktır.
Çünkü görevi kabul etmek yalnızca bundan sonra alınacak kararların sorumluluğunu değil, hangi koşullarda ve hangi yönetim anlayışının devamında göreve gelindiğinin sorumluluğunu da üstlenmek demektir.
Yeni yönetimin önünde bu nedenle açık bir sınav vardır: Başkan’ın önceki yönetim anlayışını sorgulamadan sürdürmek ya da altı asıl üyenin ve komisyonlarda görev yapan üyelerin istifasına yol açan sorunları masaya yatırarak kendi bağımsız yönetim iradesini ortaya koymak.
Kamuoyu da doğal olarak buna bakacaktır.
Mesele kişiler değil, kurumdur
Bu tartışmayı kişisel husumete indirgemek yanlış olur.
Mesele Burak Şener’in kişiliği değildir.
Mesele kurum kültürü, demokratik yönetim anlayışı ve yöneticilerin temsil ettikleri insanların güvenini ne ölçüde taşıdıklarıdır.
Mimarlar Odası’nın geçmişinden gelen bir kent mücadelesi ve kamu yararı geleneği vardır. Oda gerektiğinde imar planlarına itiraz eder, kamu yararına aykırı gördüğü işlemleri yargıya taşır, kıyıları ve kentsel değerleri savunur. Bu birikim kişilere değil, kuruma aittir.
Başkanlık makamı da kişiye ait değildir.
O makam Genel Kurul iradesinden doğar ve yönetim kurulunun ortak iradesiyle kullanılır.
Bir başkan, kendisini başkan yapan altı yönetim kurulu üyesinin altısını da kaybetmişse; bunun üzerine yardımcı organlarda da istifalar yaşanmışsa, bunun ciddi bir yönetsel ve etik anlamı vardır.
Yedek üyeleri çağırmak mümkün olabilir.
Görev dağılımı yapmak mümkün olabilir.
Yönetim kurulu kararlarını yeniden yedi imzayla almak da mümkün olabilir.
Ama bütün bunlar 22 Eylül’de o masanın neden boşaldığı sorusunu ortadan kaldırmaz.
29 Eylül’de yapılan görev dağılımı bu sorunun cevabı değildir.
Tam tersine, o tarihten itibaren soru artık yalnızca Başkan Burak Şener’e değil, görevi kabul eden altı yeni yönetim kurulu üyesine de yönelmiştir:
İstifa eden altı asıl üyenin, bir yedek üyenin ve komisyonlarda görev yapan üyelerin ortaya koyduğu tepkiye rağmen, yönetimde kalmayı tercih eden tek kişinin iradesinin devamına hangi gerekçeyle ortak oldunuz?
Mesele altı kişinin mutlaka haklı, bir kişinin mutlaka haksız olduğunu ilan etmek değildir.
Mesele, böylesine sıra dışı bir toplu istifa karşısında neyin sorgulandığı, kimlerin dinlendiği, hangi gerekçelerin tartıldığı ve hangi kurumsal muhakemeyle yola devam edildiğidir.
Çünkü meslek örgütlerinde meşruiyet yalnızca yönetmelik maddelerinden doğmaz.
Güvenden, ortak iradeden, hesap verebilirlikten ve gerektiğinde makamdan vazgeçebilme erdeminden de doğar.
Mimarlar Odası Samsun Şubesi’nin bugün cevaplaması gereken soru yeni yönetimin nasıl tamamlandığı değil, çok daha basittir:
22 Eylül’de o masa neden boşaldı?
Bu sorunun cevabı verilmeden 29 Eylül’de o sandalyelere kimlerin oturduğu, yaşanan kurumsal krizi ortadan kaldırmaz.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.





