Samsun'da benzin istasyonuna ayrıcalıklı imar, sonra satış, şimdi de yıkım kararı!
Samsun'un Atakum ilçesi Alaçam caddesi üzerindeki benzin istasyonunun heyelan nedeniyle mühürlenmesi ve yıkım kararı alınması ile ilgili köşe yazısı yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı mimar İshak Memişoğlu, belediyenin söz konusu akaryakıt istasyonuna ayrıcalıklı imar hakkı tanıdıdığını ve şimdi ise bu benzin istasyonunu yıkma kararı almasını eleştirdi.
SAMSUN'DA BENZİN İSTASYONUNA ÖNCE AYRICALIKLI İMAR, SONRA SATIŞ ŞİMDİ DE YIKIM KARARI!
Samsun Büyükşehir Belediyesinin akaryakıt istasyonu üzerinden verdiği hukuk ve şehircilik sınavı
Samsun Hedef Halk Gazetesi köşe yazarı Cemil Ciğerim’in kaleme aldığı yazı ve Kent Haber Genel Yayın Yönetmeni Haydar Öztürk’ün haberine göre; Atakum ilçesinde, Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı ile Alaçam Caddesi’nin kesişiminde bulunan akaryakıt istasyonu, bölgede yaşanan zemin hareketleri ve heyelan tehlikesi nedeniyle Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından mühürlenerek kapatıldı. Tesis hakkında yıkım kararı da alındığı belirtiliyor. Ancak basına yansıyan bu gelişme, yalnızca bir akaryakıt istasyonunun yapı güvenliği sorunundan ibaret değil. Söz konusu taşınmazın geçmişinde, Samsun Büyükşehir Belediyesince tanınan ayrıcalıklı imar hakları, Mimarlar Odasının açtığı dava sonucunda verilen iptal kararı ve belediyenin taşınmazı elden çıkarması gibi ciddi biçimde sorgulanması gereken işlemler bulunuyor. Bu nedenle bugün alınan mühürleme ve yıkım kararını değerlendirirken, olayın yıllar öncesine uzanan imar ve hukuk geçmişini de hatırlamak gereği ile söze başlamak istiyorum.
İlk bakışta can ve mal güvenliğini korumaya yönelik bir belediye uygulaması olarak görülebilecek bu kararın arkasında, hukuka, şehircilik ve planlama ilkellerine aykırı sürdürülen yönetim ve planlama anlayışı, yıllara yayılan bir imar hukuku tartışması, mahkeme kararı, belediyeye ait taşınmazın satışı ve yargı kararına rağmen sürdürülen yapılaşma arayışları bulunuyor.
Bugün gelinen noktayı yalnızca bir heyelan ve yapı güvenliği meselesi olarak değerlendirmek, bu sürecin asıl sorumlularını ve nedenlerini görmezden gelmek olur.

Çünkü bu istasyonun hikâyesi, doğanın değil, önce belediyenin imar kararlarının yarattığı bir sorunla başladı.
Belediye önce kendi taşınmazına ayrıcalıklı imar hakkı tanıdı!
Atakum ilçesi Balaç Mahallesi, 1189 ada 3 parselde bulunan akaryakıt istasyonu için Samsun Büyükşehir Belediye Meclisinin 16.04.2021 tarih ve 167 sayılı kararıyla 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği yapıldı.
Bu değişiklikle, söz konusu parsele özel iki plan notu getirildi.
Birinci plan notuyla, akaryakıt ve servis istasyonuna ait bütün yapıların kotlandırılmasında Alaçam Caddesi'nin +0.00 kotunun esas alınması öngörüldü.
İkinci plan notuyla ise parselin yollara cepheli ön bahçelerinde ve yan bahçesinde, arazi ve yapı kademelendirilmeden düzenleme yapılmasına, ortaya çıkacak yüksekliklerde istinat duvarları oluşturulmasına olanak tanındı.
Bunlar sıradan teknik düzenlemeler değildi.
Eğimli bir arazide yapıların hangi yoldan kotlandırılacağı, zeminin nasıl düzenleneceği, kademelendirme yapılıp yapılmayacağı ve istinat duvarlarının hangi koşullarda oluşturulacağı, parselin kullanılabilir alanını ve yapılaşma biçimini doğrudan etkiler.
Üstelik bu düzenlemeler, bölgenin tamamı için geçerli genel planlama kararları olarak değil, belediyenin mülkiyetindeki tek bir parsel için özel olarak hazırlanmıştı.
İmar planlarının temel amacı, belirli bir taşınmazın yapılaşma olanaklarını artırmak değil, kentin gelişimini kamu yararı, eşitlik ve plan bütünlüğü içerisinde düzenlemektir.
Samsun Büyükşehir Belediyesi ise kendi taşınmazı söz konusu olduğunda bu ilkeleri ne ölçüde gözetti?
İşte Mimarlar Odası Samsun Şubesinin itirazı da tam bu noktada başladı.
Mimarlar Odası itiraz etti, belediye reddetti, mahkeme iptal etti
TMMOB Mimarlar Odası Samsun Şubesi, söz konusu plan değişikliğinin hukuka, kamu yararına, şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, tek bir parsele ayrıcalıklı yapılaşma hakları sağladığı gerekçesiyle Samsun Büyükşehir Belediyesine itiraz etti.
Ancak belediye meclisi, 15.06.2021 tarih ve 243 sayılı kararıyla bu itirazı reddetti.
Bunun üzerine Mimarlar Odası, plan değişikliğinin ve itirazın reddine ilişkin kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı.
Samsun 3. İdare Mahkemesinde görülen davada bilirkişi incelemesi yaptırıldı. Dosyadaki belgeler ve bilirkişi raporu değerlendirildikten sonra mahkeme, belediyenin her iki işlemini de oy birliğiyle iptal etti. Mahkemenin gerekçesi, Samsun Büyükşehir Belediyesinin imar planlama anlayışı bakımından son derece dikkat çekicidir.
Kararda, getirilen plan notlarının yapılaşmaya ilişkin hükümler içerdiği, bu tür düzenlemelerin 1/5000 ölçekli nazım imar planında değil, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında yer alması gerektiği belirtildi. Ancak mahkeme yalnızca planlama kademeleri arasındaki yetki ve içerik sorununu tespit etmekle kalmadı.
Kararda şu açık değerlendirmeye de yer verildi:
“Davaya konu plan notlarının tek bir parsel üzerinde getirilmiş ayrıcalıklı yapılaşma hakları sağlayan bir plan notu olduğu, bu nedenle davaya konu plan notlarının planlama ve eşitlik ilkesine de aykırı olduğu...”
Bu tespit, olayın özünü ortaya koymaktadır. Mahkeme, belediyenin bir parsele özel olarak tanıdığı yapılaşma olanaklarının planlama ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğunu belirlemiştir.
Başka bir ifadeyle, Mimarlar Odasının itiraz ettiği ayrıcalıklı imar düzenlemesinin hukuka aykırılığı yargı kararıyla ortaya konulmuştur.
Burada tartışılan, belediyenin bir imar planında yaptığı basit bir teknik hata değildir. Mahkeme, tek bir parsele ayrıcalıklı yapılaşma hakkı tanındığını açıkça tespit etmiştir.
Peki belediye, kendi planlama kararına ilişkin bu yargı kararından ne kadar ders çıkardı?
Dava devam ederken belediye taşınmazı sattı!
Sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri de imar planı hakkında dava devam ederken Samsun Büyükşehir Belediyesinin taşınmazı satışa çıkarmasıdır.
Burada üzerinde durulması gereken, yalnızca satış ve bedeli değildir.
Belediye, kendi mülkiyetindeki taşınmaz için önce özel imar hükümleri oluşturmuş, ardından bu düzenlemelerin hukuka uygunluğu yargı denetimi altındayken taşınmazı elden çıkarmıştır.
Belediye, mahkemede iptal edilme ihtimali bulunan imar haklarına dayanarak değer kazanan taşınmazını satarken, alıcıyı devam eden dava ve olası sonuçları konusunda bilgilendirmiş midir?
Yargı kararı sonrasında ortaya çıkabilecek ruhsat, kullanım ve mülkiyet sorunları değerlendirilmiş midir?
Bunlar cevapsız bırakılabilecek sorular değildir.
Çünkü belediye yalnızca imar planını hazırlayan idare değil, aynı zamanda taşınmazın sahibi ve satıştan gelir elde eden taraftır.
Kamu gücüyle imar hakkı oluşturulması ve bu hakkın ekonomik değere dönüştürülmesi, belediyenin planlama yetkisi ile taşınmaz gelirleri arasındaki ilişkinin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Mahkeme kararı var, peki gereği neden zamanında yapılmadı?
Satışın ardından imar planı değişikliğinin iptal edilmesiyle istasyonun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunlu hale geldi.
Burada bir hukuki saptama yapmak gerekiyor:Planın iptal edilmesi, ilgili yapı ruhsatlarının hukuki dayanaklarının ve yapılaşmanın mevzuata uygunluğunun incelenmesini gerektirir.
Anayasa'nın 138. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi, idarelerin mahkeme kararlarının gereklerini yerine getirme yükümlülüğünü açıkça düzenlemektedir.
Peki Samsun Büyükşehir Belediyesi, mahkemenin iptal kararından sonra ne yaptı?
İstasyonun yapı ruhsatını, yapı kullanma izin belgesini ve mevcut yapılaşma koşullarını hangi işlemlerle yeniden değerlendirdi?
Hukuka aykırılığı belirlenen plan notlarına dayanılarak gerçekleştirilmiş yapılaşma hakkında hangi kararları aldı?
Bu soruların cevapları kamuoyuna açıklanmış değildir.
Aktarılan sürece göre belediye, iptal kararının ardından yeni imar planı ve plan notu düzenlemeleriyle mevcut istasyonu hukuki zemine oturtmaya yönelik girişimlerde bulundu.
Eğer bu girişimler mahkemenin iptal gerekçelerini ortadan kaldırmak yerine aynı ayrıcalıkları farklı düzenlemelerle sürdürmeyi amaçlıyorsa, bunun adı hukuka uygun planlama değil, yargı kararının sonuçlarını etkisizleştirme çabasıdır.
Mahkeme kararlarının gereğini yerine getirmek, yalnızca iptal edilen planın yerine yeni bir plan hazırlamak değildir. İptale neden olan hukuka aykırılıkları ortadan kaldırmaktır.
Belediyenin önceliği mevcut yapıyı her koşulda korumak değil, mahkeme kararına uygun işlemleri gerçekleştirmek olmalıydı.
Hukukun gereği zamanında yapılmadı, şimdi heyelan gerekçe gösteriliyor!
Bugün akaryakıt istasyonu, bölgede yaşanan zemin hareketleri ve heyelan tehlikesi nedeniyle mühürlenmiş durumda. Hakkında yıkım kararı alındığı belirtiliyor.
Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı'ndaki yol genişletme ve köprülü kavşak çalışmaları ve komşu parsellerdeki yapılaşmalarla birlikte ortaya çıkan zemin hareketlerinin istasyonun istinat duvarları ve yer altı tesisleri üzerindeki etkileri de araştırılması gereken bir başka konudur.
Özellikle akaryakıt depolama tanklarının, boru hatlarının ve diğer altyapı sistemlerinin bulunduğu bir tesiste zemin hareketleri, sıradan bir yapı hasarının ötesinde tehlikeler yaratabilir.
Bu nedenle can ve mal güvenliğini tehdit eden bir durum varsa tesisin kapatılması elbette gereklidir.
Ancak bugünkü güvenlik tedbirlerinin haklılığı, geçmişteki imar kararlarının ve yargı kararı sonrasındaki idari işlemlerin sorgulanmasına engel değildir.
Mahkemenin ayrıcalıklı yapılaşma hakkı tanındığını tespit ederek iptal ettiği planın sonuçları zamanında değerlendirilmezken, belediyenin bugün heyelan tehlikesi karşısında harekete geçmesi ciddi bir yönetim çelişkisidir.
Üstelik 2021 yılında kabul edilen plan notlarında, parselin kademelendirilmeden düzenlenmesine ve ortaya çıkacak yüksekliklerde istinat duvarları yapılmasına özel olarak izin verilmişti.
Bugün aynı taşınmazda zemin hareketleri ve istinat duvarlarının güvenliği tartışılıyorsa, o tarihte hazırlanan jeolojik ve geoteknik raporların, istinat duvarı projelerinin ve zemin stabilitesi hesaplarının yeniden incelenmesi gerekir.
Plan notlarının heyelana neden olduğunu teknik inceleme yapılmadan söylemek doğru olmaz. Ancak geçmişte tanınan yapılaşma koşullarıyla bugünkü zemin güvenliği sorunları arasında herhangi bir ilişki bulunup bulunmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Belediye bugün yapıyı tehlikeli buluyorsa, bu tehlikenin oluşumunda geçmiş planlama, projelendirme ve denetim kararlarının payı olup olmadığını da açıklamalıdır.
Aynı bulvarda benzer imar ayrıcalıkları neden sürdürülüyor?
Asıl düşündürücü olan, bu uygulamanın tek bir akaryakıt istasyonuyla sınırlı kalmamasıdır.
Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı üzerinde, Samsun Büyükşehir Belediyesine ait başka taşınmazlarda da yakın zamanda imar planı değişiklikleri yapılarak akaryakıt istasyonu kullanımları oluşturulmuştur.
Bu parseller için getirilen özel yapılaşma ve kotlandırma hükümlerinin, mahkeme tarafından iptal edilen 1189 ada 3 parsele ilişkin düzenlemelerle benzerlik göstermesi, belediyenin aynı planlama anlayışını sürdürdüğü yönündeki eleştirileri güçlendirmektedir.
Burada belediyeye sormak gerekiyor:
Bir parsele ayrıcalıklı yapılaşma hakkı tanındığı gerekçesiyle mahkeme tarafından iptal edilen planlama yaklaşımı, neden aynı bulvar üzerindeki başka belediye taşınmazlarında yeniden uygulanmaktadır?
Mahkeme kararının ortaya koyduğu eşitlik ve plan bütünlüğü ilkeleri, yalnızca dava konusu parsel için mi geçerlidir?
Bir belediyenin kendi taşınmazları söz konusu olduğunda özel imar hükümleri üretmesi, ardından bu taşınmazları ticari kullanımlara açması, planlama yetkisinin hangi amaçla kullanıldığını sorgulatmaktadır.
Elbette belediyeler mülkiyetlerindeki taşınmazları değerlendirebilir, imar planlarında kamu yararına dayalı değişiklikler yapabilir ve kanuni koşullar çerçevesinde satış gerçekleştirebilir.
Ancak bu yetkiler, kamu taşınmazlarına çevredeki parsellerden farklı ve teknik gerekçesi bulunmayan yapılaşma ayrıcalıkları tanınabileceği anlamına gelmez.
Samsun Büyükşehir Belediyesi, aynı bulvar üzerinde akaryakıt istasyonuna dönüştürdüğü diğer parsellerin plan notlarını, yapılaşma koşullarını ve bu düzenlemelerin teknik gerekçelerini kamuoyuyla paylaşmalıdır.
Çünkü mahkeme kararından ders çıkarmak, yalnızca iptal edilen planı değiştirmek değil, aynı hukuka aykırılığın başka parsellerde tekrarlanmasını önlemektir.
Mimarlar Odası haklı çıktı, ama kent ne kazandı?
Bu süreç, meslek odalarının imar planlarına yönelik itirazlarının ve kent savunması üzerindeki ısrarlarının neden gerekli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Mimarlar Odası Samsun Şubesi, daha 2021 yılında belediyenin plan kararına itiraz etmiş, itirazının reddedilmesi üzerine dava açmış ve plan değişikliğinin iptalini sağlamıştır.
Mahkeme de Mimarlar Odasının ileri sürdüğü ayrıcalıklı yapılaşma eleştirisini doğrulayan tespitlerde bulunmuştur.
Peki bu hukuki mücadelenin ardından ne olmuştur?
İmar planı iptal edilmiş, belediye mülkünü satmış, mevcut yapılaşmanın korunmasına yönelik yeni plan girişimleri gündeme gelmiş ve sonunda istasyon yapı güvenliği gerekçesiyle mühürlenmiştir.
Ortada üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo bulunmaktadır.
Meslek odasının hukuka aykırılık uyarısı yargı kararıyla doğrulanmış, fakat bu kararın gereğinin zamanında ve eksiksiz yerine getirilip getirilmediği belirsiz kalmıştır.
Meslek odalarının görevi, belediyelerin aldığı her kararı onaylamak değildir. Kentin planlama ilkelerine, hukuka ve kamu yararına aykırı uygulamalarını sorgulamak da mesleki sorumluluğun bir parçasıdır.
Bu nedenle Mimarlar Odasının açtığı dava, bir yatırımın engellenmesi olarak değil, kamu gücünün kullanımına karşı gerçekleştirilen hukuki denetimolarak değerlendirilmelidir.
Yıkım kararı geçmişteki sorumlulukları ortadan kaldırmaz!
Bugün Samsun Büyükşehir Belediyesinin önünde yalnızca mühürlenmiş bir akaryakıt istasyonu bulunmuyor.
Mahkeme tarafından iptal edilmiş bir imar düzenlemesi, devam eden dava sırasında gerçekleştirilmiş 75 milyon TL'lik bir taşınmaz satışı, sonradan gündeme gelen yeni plan kararları ve nihayet yapı güvenliği nedeniyle kapatılmış bir tesis bulunuyor.
Bu sürecin her aşaması idari, hukuki ve mali yönden açıklığa kavuşturulmalıdır.
Belediye, taşınmazı satarken alıcıya hangi güvenceleri verdiğini, mahkeme kararından sonra ruhsatlar hakkında hangi işlemleri yaptığını, istasyondaki zemin hareketlerini ne zaman tespit ettiğini ve yıkım kararının hangi teknik raporlara dayandığını açıklamalıdır.
Çünkü bu süreçte alınan hatalı kararlar nedeniyle ortaya çıkabilecek tazminat yükümlülükleri, yalnızca kararları alan yöneticilerin değil, belediye bütçesinin ve dolayısıyla Samsun halkının sorunu haline gelebilir.
Bir başka ifadeyle, ayrıcalıklı imar kararlarının ekonomik getirisiyle bu kararların hukuki ve mali sonuçlarının kimin üzerinde kaldığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Samsun Büyükşehir Belediyesinin bu olayda sorgulanması gereken yönetim anlayışı tam da budur.
Önce kendi taşınmazına özel imar hakları tanımak, ardından taşınmazı satmak, mahkemenin iptal kararından sonra mevcut yapılaşmayı koruyacak yeni düzenlemeler aramak ve nihayet fiziksel tehlike belirginleştiğinde mühürleme ve yıkım yoluna gitmek, öngörülü ve hukuka bağlı bir belediyecilik anlayışıyla bağdaşmaz.
Belediyecilik, önce ayrıcalıklı imar hakkı üretip sonra ortaya çıkan sorunları yıkım kararlarıyla çözmek değildir.
Belediyecilik, imar planını hazırlarken hukuku gözetmek, kamu mülkiyetini kamu yararına kullanmak, mahkeme kararlarını zamanında uygulamak ve yapı güvenliğini tehlike ortaya çıkmadan sağlamaktır.
Samsun Büyükşehir Belediyesi bugün istasyonu mühürleyerek can ve mal güvenliği bakımından gerekli bir tedbir almış olabilir. Ancak bu karar, 2021 yılında başlayan imar ayrıcalığı tartışmasını, mahkemenin açık iptal gerekçelerini ve sonraki idari tercihleri geçmişten silmez.
Samsun'un ihtiyacı, hukuka uygun planlama yapan, kamu mülkiyetini kamu yararına kullanan, mahkeme kararlarını gecikmeden uygulayan ve yapı güvenliğini tehlike kapıya dayanmadan denetleyen bir yerel yönetim anlayışıdır.
Çünkü şehircilikte asıl başarı, yanlış yapılmış bir binayı yıkmak değil, o yanlışın yapılmasına daha başlangıçta izin vermemektir.
Ve unutulmamalıdır:
Mahkeme kararını uygulamayan idarenin sorumluluğu, yıllar sonra aldığı yıkım kararıyla ortadan kalkmaz.
Çünkü bir yapının yıkılması, o yapının ortaya çıkmasına yol açan yanlış imar kararlarının sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.
Yerel yönetimlerin öncelikli görevi, yanlışları felaket tehlikesi kapıya dayandığında fark eden değil, o yanlışların oluşmasını daha başlangıçta önleyen bir belediyeciliktir.
Yorumlar (5)
Mustafa Demir ölmeseydi sorun yoktu madem böyle birşey vardı neden yaptı sattı bir sürü kişiyi ekmeğinden etti yazıklar olsun
Yanıtla
Bilirkişi gözü ile konu ile ilgili aciklayici güzel bir yazı olmuş üstat. Ama burada benim anlayamadığım konu Akaryakit istasyonu oluşabilecek bir heyelan tehlikesi için mühürlenip kapatılırken. Aynı binada bulunan ve günlük yüzlerce kişiye hizmet veren restorant açık ve faaliyetine devam ediyor. Buda demek oluyorki B.sehirden calisma ruhsatli yerde heyelan tehlikesi var Atakum bld.den çalışma ruhsatli yerde heyelan tehlikesi yok.
Yanıtla
Tebrik ediyorum.
Çok güzel izah etmişsiniz. 👏
Yanıtla
İYİDE ORDAKİ yol,binalar,hastane kaymıyor dimi?vay vay
Yanıtla
Bu benzinlik yapılırken kimler rant elde etti acaba.Bld için heyalanmis yok toprak kaymasi varmış yeterki o gibi yerlerde rant ve akceli iş varsa Bld umurunda olmaz yikilacakmis yok kayacakmis umurlarinda değil yeterki akceli iş olsun





