Barışın Yetim Bırakıldığı Dünya ve Atatürk'ün Unutulan İlkesi
Dünya bugün akıl tarafından değil, ihtiras tarafından yönetiliyor. Üstelik bu ihtiras; vizyon sahibi liderlerin değil, miadı dolmuş, meşruiyetini çoktan yitirmiş siyasal figürlerin ihtirasıdır. Bu nedenle barış, tarihte belki de hiç olmadığı kadar mahzun, hiç olmadığı kadar sahipsizdir.
Amerika Birleşik Devletleri, kendisini hala 'özgür dünyanın lideri' olarak sunmaktadır. Oysa Washington’un ürettiği şey özgürlük değil, krizdir. Demokrasi söylemi silah sanayisinin reklam metnine, insan hakları ise çıkar hesabının aparatına dönüşmüştür. Barış, ABD dış politikasında bir hedef değil; gerektiğinde bozulan, gerektiğinde dondurulan geçici bir durumdur.
Rusya, geçmişin hayaletleriyle iktidar sürdürmektedir. İçeride umudu, dışarıda savaşı büyüten bu anlayış, Ukrayna’da sadece şehirleri değil, Rus halkının geleceğini de yıkmaktadır. Tarih bize defalarca göstermiştir: Meşruiyetini halktan alamayan iktidarlar, meşruiyet arayışını cephelerde arar. Çin, çatışmadan kaçınır gibi görünürken barışı da bilinçli olarak ertelemektedir. Tank yerine borç, asker yerine bağımlılık kullanan bu model; güç üretir ama adalet üretmez. Sessizlikle kurulan bu hegemonya, istikrar görüntüsü altında derin bir baskı rejimi taşımaktadır.
İsrail’de barış artık sadece ertelenen bir ihtimal değil, sistemli biçimde boğulan bir olgudur. Güvenlik söylemi, hukukun ve insanlığın önüne geçirilmiştir. İşgal kalıcı, zulüm sıradan, ölüm istatistik haline getirilmiştir. Barış, bu siyasal akıl için bir çözüm değil; iktidarın sonunu getirecek bir tehdittir.
İran’da ise devrim çoktan tükenmiş, geriye yalnızca baskı kalmıştır. Halkına özgürlük ve refah sunamayan rejim, meşruiyetini dış düşman söylemiyle ayakta tutmaktadır. İçeride kadınları ve gençleri susturan iktidar; dışarıda vekâlet savaşlarıyla varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. İran yönetimi için barış, ideolojik iflasın ilanıdır.
Tam da bu karanlık tablo karşısında, bir asır önce Anadolu’dan yükselen bir ilke bugün hâlâ insanlığın önünde durmaktadır:
'Yurtta sulh, cihanda sulh.'
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, bu sözü bir temenni olarak değil, bir devlet aklı olarak ifade etmiştir. Barışı zayıflık değil, aklın ve egemenliğin en ileri biçimi olarak tanımlamıştır. Kendi ülkesinde huzuru sağlamadan dünyada barış iddiasında bulunmanın ikiyüzlülüğünü; dünyada barışı savunmadan içeride huzur kurmanın ise imkansızlığını çok net görmüştür.
Bugün dünyayı yönetenler Atatürk’ün bu ilkesini anlamadıkları için değil, işlerine gelmediği için yok saymaktadır. Çünkü barış; rant üretmez, korku satmaz, iktidarı tahkim etmez. Barış, hesap sorar. Barış, yüzleşme ister. Barış, temiz siyaset ister.
Bu yüzden barış mahzundur.
Bu yüzden barış yetimdir.
Ve belki de bu yüzden, Atatürk’ün sözü bugün her zamankinden daha günceldir.
Çünkü dünya, barışı yeniden akıl ile düşünmeye muhtaçtır.










































Siyaset sınavsız yapılabilecek tek iştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, benim aciz vücudum bir gün yok olacaktır. ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır, demiştir. Atatürk, aydınlanmanın ve gelişmişliğin tarafıdır. o günkü dönemin şartlarına göre davranmıştır. bugün yaşasa idi, muhakkak bugünün şartlarına göre davranırdı. ABD, Venezüellayi.... Rusya, Ukraynayi.... Çin ise Tayvan i alacak... kapalı kapılar ardında anlaşmışlar.... biz de krizi fırsata çevirmeliyiz. Suriye'nin kuzeyindeki pkk uzantısı sdg yi yok etmeli, uzun yıllar PKK ya destek olan İran'ın devrilmesine veya zayıflatılmasına destek olmalıyız. mevcut durumu biz yapmadık. ama mevcut durumun şartlarına göre ülkemizin menfaatini gozetmeliyiz. RTE yi cumhur ittifakını destekliyorum. Rahmetli Atatürk'ün izlediği siyaseti devam ettiriyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, gün geldi Yunan'a karşı savaştı... gün geldi masaya oturdu ve anlaşma imzaladı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anıyorum. ışıklar içinde uyusun.