Değerli dostlar, Türkiye'nin savaşta olmadığı gibi, yanlış bir algı var. Dünyada hiç bir zaman savaşlar bitmedi ve bitmeyecek. Devletler ve milletler mücadelesi hep var olmuştur ve var olmaya devam edecektir.
Biz Türkiye olarak bu günkü savaşların ve sıcak coğrafyanın tam da göbeğindeyiz. Savaşlar her zaman soğuk olarak, devam ederken zaman zaman da sıcak ortamlara dönüşür. ABD, İsrail, İran savaşına tüm Ortadoğuyu ve Afrikayı'da katmak zorundayız. Bunun yanında, Afganistan, Pakistan, Hindistan sıcak savaşlarda yerini almıştır. Şimdi bir soru soralım. Savaşlar neden yapılır? En kısa cevapla çıkarlar için, kazanımlar elde etmek için yapılır.
Türkiye bu savaş coğrafyalarında zaman zaman, kısıtlı ve kısmi olarak sıcak savaş ortamlarına girmiştir. Buna operasyonel müdahale şekliyle Suriye örneğini verebiliriz. Bir çok yerde de, vekil güçler aracılığı ile olmuştur. Burada Türkiye'nin emperyalist, Siyonistlerden farklı olarak, mazlum coğrafyalarda mazlumların yanında olmuştur. Öldürmeyi değil yaşatmayı öncelemiştir.
Gelinen noktada son yıllarda ısınan dünyadaki savaşı kim kazandı? Tabi ki Türkiye ve mazlumlar kazandı. Yani en az maliyetle, en büyük kazanımı elde eden Türkiye olmuştur. Bu kazanımlar geçici değil kalıcıdır. Sömürgeci Fransa, Afrika'dan kovulmuştur. ABD ve İsrail'in İran'da tuttuğu balık, ürküttüğü kurbağaya değmemiştir. Dünyadaki, itibar ve güvenlerini kaybetmişlerdir. Olaya uzun vadeli bakmak gerekir. Uzun vadede, bu coğrafyada gelecekleri yoktur.
İran savaştaki enerjisini İsrail'e vurarak harcasaydı, hem itibarını kazanır hem de kesin ve net bir sonuç alabilirdi. Asıl düşmanı, ikinci plana atıp sonsuza kadar yanyana komşu olarak yaşamak zorunda olduğu ülkelere saldırarak geleceğini de kararttı. Bunu yaparken, tabi ki şaşırtmadı. İran halkı, tüm mazlum coğrafyalarda olduğu gibi, Türkiye'den medet umarken yönetimi farklı yol izledi ve bize güvenmedi. Bunun da bedelini ödemeye devam edecektir.
Gelelim Türkiye'ye. Başkanlık sisteminden önce, istikrarsız ve çok kısa ömürlü hükümetler döneminde, perişan vaziyette bir Türkiye vardı. 1999 yılında Marmara depreminde ölü sayısı 80 binlere giderken, ne olduysa rakam revize edildi ve 50 bin civarında açıklandı. Bu kadar can kaybı ve yıkım sadece bir dakikada olmuştu.
7- 8 il kısmi veya tamamen çok ciddi yıkım yaşadı. Ardından Bolu- Düzce depremleri. Yine binlerce can kaybı. Sanki birkaç tane atom bombası atılmış gibi. Bu yaraların sarılması, şehirlerin yeniden inşaası, uzun zaman ve çok çok büyük maliyetlere mal oldu. Ardından, zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, başbakan Bülent Ecevit'in suratına anayasa kitabını fırlatması ile, bir anda borsa çökmüş, TL'de değer kaybı yüzde yüze yaklaşmış, borçluların borcu ikiye katlanmış, insanlar ev ve arabaları başta her şeyini kaybetmiş, gecelik faiz yüzde 2500 olmuş, 25 tane banka batmıştır.
2001 krizi, o yokluk zamanında devlete 51 milyar dolara mal olmuştur. O yıl Türkiye'nin konsolide bütçe büyüklüğü, yaklaşık 65 milyar dolar. Bu arada sel ve diğer doğal afetler çekilmez dertler ayyuka çıkmıştır. Bu yaraların sarılması çok uzun yıllar almıştır. Koalisyon hükümetleri ile bir yere varılamayacağını gören Türk Milleti, yeni kurulan ve şahsımın da kurucular kuruluna davet edildiği ve siyaset yaparsam bu MHP'de olur diyerek kabul etmediğim Adalet ve Kalkınma Partisi'ni, tek başına iktidara getirmiştir.
Türkiye'nin yeni döneminde, Siyonist emperyalistler ve onun uşakları FETÖ - PKK ve diğer terör örgütleri, sisli havaları pek sevmiş ve hain darbe kalkışmasına gelene kadar gelmiştir. Hain kalkışmanın ardından Cumhur İttifakı, sokakta Türk Milleti tarafından kurulmuş ve Bilge lider sayın Devlet Bahçeli tarafından da sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile mutabakat ile adı konulmuştur. İstikrarlı ve güçlü hükümetlerle, Türkiye'miz ilim, bilim, fen ve teknolojide hızla ilerlemiştir. Polisimizin tabancasını dahi yapamayan bir ülkeden, bu günlere geldik. Bu arada 6 Şubat 2023'de 11 ilimizde 300 bin bina yıkıldı ve 50 binden fazla canımızı bir dakikada kaybettik. Halen bu yaralar sarılmaya çalışılıyor. Bütün bu felaketler, bir savaştan çok daha fazla, çok daha öte bir şey.
An itibariyle kendi öz savunma sistemlerini yapmış, kendi yerli silahlarını üretmiş, yakın coğrafyamızda oyun kurucu ve söz sahibi, karar verici, bizi küçümseyen, alay eden bir dünyadan kapımızda sıra bekleyen bir dünya oluşmuş, çok güçlü bir Türkiye birilerini rahatsız ediyor. Ekonomi çok mu mükemmel? Tabi ki hayır. Ekonomi yarın, daha iyi olur ama önce güvenlik gelir. Çok şükür bu yolda mükemmel gidiyoruz. Güvenlik yoksa, özgürlük yoktur. Tok köle olmaktansa aç ama özgür olmak yeğdir. Kaldı ki kimse aç da değildir. Geçim sıkıntısı vardır. Açlık başka bir şeydir. Sadece açlık edebiyatı vardır. İnanın ekonomi de düzelecektir. Yeter ki kendimize inanalım. Yakın coğrafyamızda etki alanımız güçlenmiş ve enerji kaynaklarına erişim imkanları hızla artmaktadır. Muhalefetimiz de birbirleri hakkında suç duyuruları ve mahkemeye verme krizlerini atlatıp da gerçek bir, milli muhalefet dönemine geçse çok daha faydalı olacak. Muhalefetin kendi iç sorunlarını, mahkemelerde çözmeye kalkışması yerine, gerçek demokrasiyi önce kendi içinde uygulaması, daha güzel olacaktır. Hep birlikte el ele aynı hedefe ilerlemek gerekmez mi?
İnanıyoruz ki sonunda kazanan hep Türkiye olacaktır. Biz ne acılar yaşadık.
Klişe bir söz var. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmazmış.










































Osman Kandıra; zat-ı aliniz ömrü hayatımda mütalaa ettiğim en malumatsız, en liyakatsiz fıkra muharririsiniz (güya). El insaf yahu! İnsan hiç olmazsa ahvale bir nazar eder, cemiyetin şu vaziyetine bir bakar. Hâlâ makam sahiplerine yaranmak ve teveccüh kazanmak sevdasıyla binbir takla atıyorsunuz. Bu millet sizin cemaziyülevvelinizi pekâlâ bilir, sizi gayet iyi tanır. Yegâne meşgaleniz Cumhuriyet Halk Fırkası'na bühtan etmek ve hilaf-ı hakikat sözler sarf etmektir. Bir defa olsun vatandaşın menfaati namına, ahali için tenkitkâr bir makale kaleme almadınız. Bir kere olsun sokağın feryadını, halkın şikâyetlerini tahrir etmediniz. Daima husumetkâr bir eda, mütemadiyen bir taarruz hâli... Yazıktır, eseftir, ayıptır!
hayatımda bu kadar boş bir yazar görmedim. MKE Kırıkkale,Sarsılmaz Kılınç 2000,Yavuz 16 bunları kim üretiyordu? ayrıca şu anda isim vermek istemiyorum üretilen silahların yabancı orağı kim onuda söyle!! her tarafından yalan akıyor.
Bu adam saçmalamış eğer devlette işe yerleştirmeler olmasaydı açlığı görürdün sen ?
Osman Bey, harika bir yazı olmuş! "Ne kadar saçmalanır acaba?" diye düşünülürken, Osman Bey hep daha iyisini yapıyor. Baştan aşağı saçmalık, yalan ve manipülatif cümleler var. Halkı alenen kin ve öfkeye sevk ederek suç işlenen bir yazı. Bizler o günleri yaşayanlar olarak biliyoruz ki; o gün yaşanılan ekonomik kriz, bugün yaşanılan açlığın ve sefaletin yanında Karun gibi kalır. Bugün insanlar bakkaldan alışveriş yapamıyorken, o gün o kriz dediğiniz ortamda "Hangi evi alsak?" diye düşünüyordu. O gün demokrasi, insan hakları, hak, hukuk ve adalet varken; bugün otoriter bir rejim, istenileni hapse atan bir düzen var. Sizde tabii bunu söyleyecek ne yürek ne de duruş var. Sizler azıcık yürekli olup AKP'nin PKK ile olan iş birliğini bile yazamazken, altta yazılarınızda CHP'ye attığınız PKK iftiraları boy boy durmakta. Hepsi kayıtlı. Gün gelecek, bunlar için ne söyleyeceksiniz merakla bekliyoruz. Selam ve dua ile...
yazar diyor ki; "1999 yılında Marmara depreminde ölü sayısı 80 binlere giderken, ne olduysa rakam revize edildi ve 50 bin civarında açıklandı. Bu kadar can kaybı ve yıkım sadece bir dakikada olmuştu. " halbuki bilgi çağındayız, 3 sn. içinde resmi sayının 18.373 kişi olduğunu bulabiliriz. bazıları için hayat çok güzel. çok rahat para kazanılıyor. gençler de dışarıda iş arasın.
Haklısınız. Can kaybı yaklaşık 50.000 cıvarı idi revize edildi. Düzeltmeyi atlamışız. Ancak o tarihte ben Kocaeli'de idim. Sayı açıklanandan çok fazla. Fakat bu rakam hatası konunun özünü ve ana fikrini değiştirmez.