Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, PKK ve teröristler için hazırlanan Çerçeve Yasa ile ilgili yazdığı köşe yazısında referandum çağrısı yaparak "Bu sıradan bir kanun teklifi falan değildir. Bu mesele bu ülkenin 86 milyonluk nüfusunun sinir ucudur. Bu vebal çok büyüktür" dedi.
Gelin lafı eveleyip gevelemeden ve uzatmadan, dos doğru ve içimizden geldiği gibi konuşalım. Aylardır beyinlerde ve zihinlerde gevelenip, dün bugün Meclis’te masaya yatırılan, adına çözüm, barış ya da, başka cicili bicili isimler verilen o kritik derin mevzudan bahsediyorum.
Bu mevzu sıradan bir kanun teklifi falan değildir. Bu işin sağcısı, solcusu, milliyetçisi muhafazakarı, komünisti, liberali yok! Bu mesele bu ülkenin 86 milyonluk nüfusunun, tamamının sinir ucudur, geçmişidir, geleceğidir.
Tarih, eline almış kalemi notunu almak ve yazmak için bekliyor. Ve o meclisde bu kritik karara, el kaldırıp imza atanlar, yarın bu milletin evlatları tarafından ya kahraman diye anılacak, ya da bu ülkenin başına gelen felaketlerin müsebbibi olarak tarihin karanlığına gömülecek. Yani kısaca ülke olarak dönüşü olmayan bir milat ve dönemeçteyiz.
Peki, neyi konuşuyoruz?
Ortada 40 yıldır, bu ülkenin canını okumuş, dağda askerimize, polisimize kurşun sıkmış, şehirde savcımızı, hakimimizi katletmiş, eli kanlı bir terör örgütü var. Daha da acısı o bölgede görev yapan, o yoksul Kürt çocuklarını okutmak için giden öğretmenleri, insanları iyileştirmekten başka gayesi olmayan sağlıkçıları, yol köprü hastane okul yapan inşaatçıyı, dağdaki çobanı, evdeki anneyi, beşikteki bebekleri dahi, gözünü kırpmadan ırkına ve soyuna bakmadan şehit eden bir yapıyla karşı karşıyayız.
Şimdi çıkmış, bunlara sanki bir lütufmuş gibi, hukuki yollar aralıyor, rıza gösterilmemiş bir zemin hazırlıyoruz. Bunun dışında dünya da ve içimizden, ki düşmanların gözündeki anlamı nedir bilir misiniz? Dağda silahla gezene, şehirde devlete meydan okuyana, kan dökerek hedefe varılabileceği mesajıdır.
"Bakın, bu teröristler devleti dize getirdi" algısıdır. Ey bu milletin seçilmişleri bunun geri dönüşü yoktur, olamaz!
Merhum Prof. Necmettin Erbakan Hoca’nın yıllar önce, bu mesele üzerine kurduğu o cümle bugün kulaklarımızda çınlıyor!
"Eğer Türk ile Kürdü ayırırsan, ortada ne Türk kalır ne Kürt! Ama Türk ile Kürt bir olursa, karşısında ne Amerika durabilir ne İsrail!"
Ve aynı hoca Refahyol iktidarında, bu terör örgütüne en büyük darbeyi yıllardır terör örgütünü besleyen, örgütleyen emperyal ve siyonist kurgunun askeri karargahı olan, çekiç gücü güney doğudan tek celsede kovarak vurmuştur ve terörü hemen hemen sıfırlamıştır.
Hoca, yıllar evvel dış güçlerin, emperyalistlerin ve siyonist akılların bu bölgeyi parça parça etmek için, nasıl planlar kurduğunu bas bas bağırmıştı. İşte tam da bugün, dağdaki teröriste ve İmralı'dakilere kapı aralayarak dışarıya taviz sinyali vermek, rahmetli Erbaka'nın aldığı ve söylediği kararların tersine, o emperyal devletlerin senaryosuna su taşımak gibidir. Bizi içeriden bölmek, Türk’ü Kürt’e düşman etmek, bu ülkeyi zayıflatıp el ovuşturarak izlemek tam da batılı merkezlerin isteğidir.
1. Dünya Savaşı sonrası yok olmak üzereyken, Kurtuluş Savaşı ile küllerinden tekrar doğmuş bu millet, kendi elleriyle kendi bacağına kurşun sıkar mı?
Burada bir yanlış var ve bu yanlışı hepimiz görüyoruz. Algılarla sağcısıda "Doğrudur, bu inat bu ülkeyi bitirir" diyor, solcusu da, muhafazakarı da!
"Hım, doğru söylüyorlar diye bu sürece, istemeye istemeye sessiz kalıyor.
Yok arkadaş yok! Bu kapı açılırsa, bir daha kapanmaz" diyenlerin sayısı inanın destek olanlardan kat be kat fazla.
O yüzden ey siyasetçi, ey kanun koyucu! Bu vebal çok büyüktür. Bu yükün altından hiç bir meclis aritmetiği, hiçbir parti kalkamaz. Eğer gerçekten bu milletin huzurunu istiyorsanız, bu işi Ankara’nın dar koridorlarında, kapalı kapılar ardında partilerin hesaplarına kurban etmeyin.
Bu memleketin sokağındaki vatandaşa, işçisine, köylüsüne, Türk’üne, Kürt’üne, Lazın'a, Çerkes'ine, Gürcü'süne yani hangi kökende olsa bir bütün, bir vücut, tek ruh olmuş, bu milletin tamamına kulak verin.
Bu iş meclis kürsülerinden aşıp, Cumhurbaşkanlığı masasına geldiğinde, Sayın Cumhurbaşkanı takdirini o 86 milyonun ortak iradesine sunmalıdır diyorum. Yani referanduma götürülmelidir.
İnanın milletin onay vermediği, milletle istişare edilmeyen hiçbir dayatma, bu topraklarda barış getirmez! Aksine, yıllar sonra kapanmayacak yaraların, kardeş kavgasının fitilini ateşler. Dağlardan şehirlere, sokaklardan kurumlara kadar genişletir. Elbette sorunlar çözülsün, elbette huzur gelsin diye hepimiz arzu ediyoruz. Ama biz diyoruz ki metodunuz yanlış, gittiğiniz yol yanlış... Gelin bu yanlıştan dönün.
Meclis kürsüsünde zulme rıza göstermemek adına Filistinli mazlumları savunurken bence şehit olan Hasan Bitmez vekilimizin konuşmasını bitirirken okuduğu Sezai Karakoç’un mısralarını hatırlatmak istiyorum.
"Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar."
Son olarak bu yazıda ismi geçen Merhum Prof.Dr Necmettin Erbakan ve şehit milletvekili Hasan Bitmez'e, tekrardan rahmet diliyor. Allah hepimize şuur nasip etsin diyorum.









































