Hayat pahalılığı, maaşı eriyenler ve faizden servetine servet katanlar!

Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, hayat pahalılığı üzerine yazdığı köşe yazısında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e seslenerek "Bir tarafta maaşı cebine girmeden eriyen milyonlar diğer tarafta faizden, dövizden ve borsadaki spekülasyondan servetine servet katanlar" dedi.
Anadolu insanının devletine ve bayrağına bağlılığı hiçbir zaman menfaate dayanmadı. Bu millet darda kaldığında kendi payından vazgeçti, devletine zeval gelmesin diye, gövdesini taşın altına koydu. Ancak bu kadirşinaslık yanlış anlaşılmamalıdır. Milletin sabrı zaaf, sessizliği de her yapılanı onaylamak değildir.
Bugünkü ekonomi politikasının başındaki Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in öz geçmişi kağıt üzerinde oldukça başarılıdır. Batman’ın Gercüş ilçesinde fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini ikincilikle bitirmiş, ardından devletimizin bursu ile Londra ve New York gibi dünya finans merkezlerinde önemli görevler üstlenmiştir.
Buna kimsenin itirazı var mı? Asla yok. Fakat Londra ve New York’ta başarılı görünen hesapların Anadolu’nun tarlasında, çarşısında ve mutfağında da karşılığı olmalıdır. Kağıt üzerinde ekonomik rakamlar, düzelirken vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülüyorsa ortada başarı değil, ciddi bir adalet sorunu vardır.
Enflasyonla elbette mücadele edilsin. Ancak bedeli neden sürekli asgari ücretliye, emekliye, çiftçiye ve küçük esnafa ödetiliyor? Bir tarafta maaşı cebine girmeden eriyen milyonlar, diğer tarafta faizden, dövizden ve borsadaki spekülasyondan servetine servet katanlar varsa, bu düzene adil bir düzen denilemez. Üretenin kaybettiği, paradan para kazananın büyüdüğü bir ekonomi milletin ekonomisi değildir.
Her zaman olduğu gibi bugün de akaryakıt fiyatlarını Almanya’yla karşılaştırmak büyük bir yanılgıdır. Eğer Sayın Bakan günü kurtarmak için akaryakıtın Almanya’daki litre fiyatını örnek gösteriyorsa, yine baltayı taşa vurmuş demektir. Çünkü oradaki asgari ücreti, alım gücünü ve devletin kira, elektrik ve çocuk yardımı gibi sosyal desteklerini de aynı teraziye koyarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Asıl bakılması gereken, bir çalışanın maaşıyla kaç litre akaryakıt alabildiği ve temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra cebinde ne kaldığıdır.
Almanya’nın gider fiyatını alıp, Türkiye’nin gelirini görmezden gelerek yapılan kıyaslama gerçeği yansıtmaz. Yani değerli Bakanım; Bu millet hayat pahalılığını açıklamalardan değil pazarda, markette, akaryakıt istasyonunda ve her ay ödediği faturalarda görüyor. Vatandaş bunları anlayamayacak kadar saf değildir. Ve bugünkü yönetime verilen destek de uygulanan bütün ekonomik politikaların onaylandığı anlamına gelmez.
Ve yine yani Sayın Bakanım, çevremiz ateş çemberiyken, savaşlar ve bölgesel gerilimler artarken insanlarımız devlet zayıflamasın, ülke iç karışıklığa sürüklenmesin diye birçok yanlışı sineye çekiyor. Bu sabır, faiz odaklı düzenin, özelleştirmelerin ve borca dayalı ekonominin doğru bulunduğu anlamına gelmez. Kısaca sessizliğimiz rıza, sabrımız ise zaafımız değildir. Mesele sadece sadakat, vicdan ve vatan sevgisidir.
Ve tabi ki, ve elbette ki İsral'in gölgesinde yaşanan Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki İran-ABD çatışmaları ve enerji yollarındaki krizler ekonomiyi etkiliyor. Fakat her sıkıntıyı dış gelişmelere bağlayarak sorumluluktan kaçamayız. Türkiye; su kaynakları, verimli tarım arazileri, yer altı zenginlikleri, insan gücü ve stratejik konumuyla büyük imkânlara sahiptir. Avrupa ile Orta Doğu arasında önemli bir ticaret ve enerji koridoru olan bu ülke, krizlerin yalnızca bedelini ödememeli; onları üretim ve kalkınma fırsatına çevirmelidir.
Bunun yolu sıcak paradan değil üretimden geçer. Tarımı ayağa kaldırmak, çiftçiyi toprağında tutmak, sanayiciyi ve küçük esnafı desteklemek gerekir. Bu milletin alın terine ve bu toprakların bereketine dayanmayan hiçbir ekonomik program kalıcı olamaz.
Tasarruf denildiğinde ilk akla gelen emeklinin ekmeği ve işçinin sofrası olmamalıdır. Gerçek tasarruf dar gelirlinin mutfağından değil; kamudaki israftan, lüksten ve ranttan yapılmalıdır. Çok kazanan daha çok, az kazanan daha az vergi ödemeli; faizden, dövizden ve spekülasyondan büyük kazanç sağlayanlar da adil bir vergi yüküyle tanışmalıdır.
Sayın Bakan’a iyi niyetle sesleniyorum: Bu milletin aklıyla alay etmeyin. Rakamlarla ve eksik kıyaslamalarla çarşıdaki yangını örtemezsiniz. Biraz da emeklinin boş filesine, işçinin ay sonuna ve çiftçinin tarlasındaki çaresizliğine bakın.
Adalet terazisini yeniden kurun. Tasarrufu dar gelirliden değil, ranttan ve israftan yapın. Çünkü bu millet sadakatinin sömürülmesini değil; emeğinin, alın terinin ve sabrının karşılığını hak ediyor.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.





