Samsun'da kamu arazileri Kentsel Dönüşüm alanı denilerek alınıyor sonra plan değişikliği yapılarak özel mülkiyete satılıyor! Samsun Kent Haber köşe yazarı mimar İshak Memişoğlu, Atakum ilçesindeki Meteoroloji, Karayolları, YURTKUR binalarını örnek gösterdi, Samsun'un geleceği ve satılık kamu arsalarını yazdı.
Samsun'un geleceği ve satılık kamu arsaları!
Uzun yıllar uygulanan ve son yıllarda yoğunluk kazanan Samsun’da dikkat çekici bir eğilim giderek güçleniyor. Çeşitli kamu kurumlarından protokollerle, bazıları ise Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla, Samsun Büyükşehir Belediyesine devredilen kamu arazileri, çoğunlukla kentsel gelişim ve dönüşüm alanı gerekçesiyle, belediye mülkiyetine geçiriliyor.
Ancak daha sonra bu alanların önemli bir kısmında plan değişiklikleri yapılarak turizm, ticaret, ticaret ve konut veya yüksek rant üreten benzeri kullanımlar tanımlanıyor ve nihayetinde satışa çıkarılıyor.
Atakum Meteoroloji arazisinin ikinci kısmı, Ankara yolu üzerinde, Karayollarından devralınan arazisi, Atakum’da YURTKUR tarafından kullanılan yurt alanları ve benzeri örnekler, bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Burada sorulması gereken temel soru şudur! Bu araziler gerçekten kentsel dönüşüm amacıyla mı devralındı, yoksa zaman içerisinde kentsel dönüşüm gerekçesi bir araç haline gelerek, kamu mülkiyetinin özel mülkiyete aktarılmasının yolu mu açıldı?
Şehircilik açısından bakıldığında kentsel dönüşümün temel amacı yeni rant alanları oluşturmak değildir. Kentsel dönüşüm; afet risklerinin azaltılması, sağlıksız yapı stokunun yenilenmesi, sosyal ve teknik altyapının güçlendirilmesi, kamusal açık alanların artırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacıyla uygulanır.
Oysa Samsun’un özellikle Atakum ilçesinde yaşanan gelişmeler farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Atakum bugün Samsun’un en yoğun yapılaşma baskısı altındaki ilçesidir. Trafik yükü her geçen yıl artmakta, kişi başına düşen yeşil alan miktarı yetersiz kalmakta, otopark sorunları büyümekte ve sosyal donatı alanları nüfus artışının gerisinde kalmaktadır. Buna rağmen kentte kalan son büyük ölçekli kamu arazilerinin önemli bir kısmı rezerv alan olarak korunmak yerine yeni yapılaşma baskısına açılmaktadır.
Halbuki şehircilik bilimi tam tersini önermektedir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin temel yaklaşımı, planların kamu yararını gözetmesini, sosyal ve teknik altyapı dengesini korumasını, sürdürülebilir gelişmeyi sağlamasını ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını dikkate almasını öngörmektedir. Planlama; yalnızca bugünün yatırım taleplerine değil, yarının kent ihtiyaçlarına da cevap vermek zorundadır.
Bu nedenle kamu mülkiyetindeki büyük parseller, özellikle yoğun kent dokusu içerisinde bulunuyorlarsa, geleceğin okul alanları, sağlık tesisleri, parkları, afet toplanma alanları, sosyal konut alanları veya gerçek anlamda kentsel dönüşüm rezervleri olarak değerlendirilmelidir. Bugün satılan bir kamu arsasını yarın yeniden kamuya kazandırmak neredeyse imkânsızdır.
Kamu arazileri satıldıktan sonra geri dönüş çoğu zaman mümkün olmaz. Kentler ise yüz yıllık perspektifle planlanır. Dünyanın gelişmiş şehirlerinde belediyeler, merkezi konumlardaki kamu arazilerini satmak yerine korumaya çalışırken, Samsun’da elde kalan son büyük kamu rezervlerinin yapılaşmaya açılması ciddi bir planlama tartışmasını beraberinde getirmektedir.
Özellikle deprem ve afet risklerinin giderek daha fazla gündeme geldiği günümüzde, rezerv alan kavramı yalnızca kentsel dönüşüm mevzuatında yer alan teknik bir terim değildir. Rezerv alanlar aynı zamanda kentin gelecekteki ihtiyaçlarına cevap verecek stratejik güvence alanlarıdır.
Bu nedenle şu soru önemlidir: Samsun’un kentsel dönüşüm ihtiyacı gerçekten azalmış mıdır? İlkadım’da, Canik’te ve hatta Atakum’un bazı mahallelerinde dönüşüm ihtiyacı devam ederken, gelecekte kullanılabilecek rezerv alanların elden çıkarılması ne kadar doğrudur?
Bu noktada bir başka tartışma da kent dinamiklerinin tavrıdır. Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve kent hakkı savunucuları planlama süreçlerinde yeterince görünür müdür?
Birçok plan değişikliği askıya çıkmakta, itiraz süreleri geçmekte ve süreçler çoğu zaman sınırlı bir kamuoyu tartışmasıyla tamamlanmaktadır. Oysa planlama kararları yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların yaşam koşullarını da belirlemektedir.
Şehir plancıları, mimarlar, mühendisler, çevre örgütleri ve kent konseyleri bu nedenle yalnızca teknik değerlendirmeler yapmakla yetinmemeli; kamu yararı perspektifinden güçlü bir toplumsal tartışma zemini oluşturmalıdır. Özellikle kent konseylerine büyük iş düşmektedir.
Zira, Kent konseyleri; kentte katılımcılığı, şeffaflığı, ortak aklı ve sürdürülebilir kentsel gelişimi güçlendirmek amacıyla kurulmuş yapılardır. Temel görevleri, yerel yönetim kararlarına vatandaşların, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve diğer paydaşların katılımını sağlamaktır. İmar planı değişikliklerinde kent aleyhine sonuçlar doğurabilecek kararlar karşısında kent konseyleri; kamu yararını esas alan bilimsel ve teknik değerlendirmeler yapmalı, görüş ve önerilerini kamuoyu ile paylaşmalı, karar süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik talep etmeli ve kentin uzun vadeli çıkarlarını savunmalıdır. Kent konseylerinin temel yaklaşımı, belirli kişi veya grupların değil, bütün kentlilerin ortak menfaatini korumak olmalıdır.
Samsun' da gerek Büyükşehirde ve gerekse İlçelerin birçoğunda Kent Konseyi kurulmadığını biliyoruz. Kurulanların ise belediyeyi yöneten siyasi anlayışın doğrultusunda Belediye Başkanının tasdik mercii gibi çalıştıklarını da biliyoruz.
Samsun'da özellikle kamusal arsaların satışlarının yoğunlaştığı Atakum’da, görünür olmak için çeşitli çabalar içinde olan Atakum Kent Konseyi’nin, kentinin konseyi olduğunu hissettirmesi için bu arsa satışlarında tepki koyma rolü daha da önem kazanmaktadır.
Kent konseyi, mevzuat gereği belediye politikalarını onaylayan bir organ değil; katılımcılığı geliştiren, kent vizyonunu oluşturan ve kamuoyu oluşturan bir platformdur. Bu nedenle satış kararlarını, plan değişikliklerini ve kamu arazilerinin geleceğini şeffaf biçimde tartışmaya açmalı; uzman görüşlerini, üniversiteleri ve mahalle temsilcilerini sürece dahil etmelidir. Bir kent konseyi, kamu arazilerinin satılmasını destekleyebilir de eleştirebilir de. Ancak en temel görevi sessiz kalmak değil, kentin ortak geleceğini tartışmaya açmaktır.
Çünkü mesele birkaç parselin satışı değildir. Mesele, Samsun’un gelecek yıllarının nasıl şekilleneceğidir. Bugün satılan her kamu arazisi, yarın ihtiyaç duyulabilecek bir okul alanının, bir kent parkının, bir sosyal konut projesinin, bir afet toplanma alanının veya gerçek bir kentsel dönüşüm rezervinin kaybı anlamına gelebilir.
Kentler bina yaparak değil, kamusal alanlarını koruyarak yaşanabilir hale gelir.
Samsun’un önündeki asıl soru da budur: Kentin kalan son kamu rezervleri kısa vadeli gelir elde etmek için mi kullanılacaktır, yoksa gelecek kuşakların yaşam kalitesini güvence altına alacak stratejik varlıklar olarak mı korunacaktır?
Bu sorunun cevabı yalnızca belediyeyi değil, tüm Samsun’u ilgilendirmektedir.
Kente yapılacak yatırımların finansmanı için öncelikli yöntem, kamu varlıklarının tüketilmesi değil; sürdürülebilir mali kaynakların oluşturulması, etkin bütçe yönetimi ve kamu yararını esas alan planlama politikalarının geliştirilmesidir. Kamu arazileri, günü kurtarmak için satılacak birer ekonomik değer değil, gelecek kuşaklara aktarılması gereken ortak kent mirası olarak görülmelidir.










































Para için tasarruf yaparsın, harcamaları kısarsın vs para bulunur, yeter ki milleti düşün. Ama her tarafa doldurduğumuz ucube binalar şehrin sırtına saplanmış hançer gibi kalacak. Bazı şeylerin geri dönüşü çok zor. Şehirde boş yer olmasının(park, yeşillik vs) normal olduğunu anlamamız lazım, illa heryere bina dikmek zorunda değiliz.