Uluslararası turizm sektöründe, turistlerin harcama gücü, destinasyonların ekonomik başarısını belirleyen en önemli kriterlerden biridir. Dünya Turizm Örgütü ve uluslararası turizm verileri incelendiğinde, dünya genelinde en fazla turizm harcaması yapan ülkelerin başında, yaklaşık 250 milyar dolarlık yıllık harcamayla Çin gelmektedir. Çin'i yaklaşık 180 milyar dolarlık harcamayla Amerika Birleşik Devletleri takip ederken, Almanya ve Birleşik Krallık da listenin üst sıralarında yer almaktadır.
Bu ülkelerden gelen turistler sadece ziyaretçi sayılarıyla değil, kişi başına yaptıkları yüksek harcamalarla da turizm ekonomisinin temel taşı olarak görülmektedir. Oteller, restoranlar, alışveriş merkezleri ve yerel işletmeler açısından önemli olan unsur yalnızca turist sayısı değil, turistin destinasyonda bıraktığı ekonomik katma değerdir.
Bir dönem dünyanın en gözde turist profilleri arasında yer alan Arap turistler ise son yıllarda dikkat çekici bir değişim yaşamaktadır. Özellikle 2002-2012 yılları arasında kişi başına günlük tatil harcamalarında dünyanın en fazla para harcayan turist grupları arasında altıncı sırada gösterilen Arap turist profili, günümüzde önemli ölçüde gerilemiştir.

Sektör temsilcilerinin ve uluslararası turizm raporlarının değerlendirmelerine göre Arap turistlerin harcama potansiyeli son yıllarda ilk 15 pazar içerisinde son sıralara kadar düşmüş durumdadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, tatil tercihleri sırasında fiyat odaklı davranışların belirgin şekilde artmasıdır.
Bugün birçok turizm destinasyonunda işletmeler, Arap turistlerin büyük bölümünün rezervasyon aşamasından başlayarak sürekli indirim talep ettiğini ifade etmektedir. Otel konaklamalarında, günlük turlarda, restoran harcamalarında ve ulaşım hizmetlerinde yoğun pazarlık kültürünün öne çıkması, turizm sektörünün bu turist grubuna bakışını değiştirmeye başlamıştır.
Elbette her turist profilini aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir. Körfez ülkelerinden gelen yüksek gelir grubuna mensup turistler hâlâ dünyanın en yüksek harcama yapan ziyaretçileri arasında bulunmaktadır. Ancak genel ortalamaya bakıldığında, geçmiş yıllardaki yüksek harcama eğiliminin önemli ölçüde zayıfladığı görülmektedir.
Turizm ekonomisinde artık temel yaklaşım "çok turist" değil, "nitelikli turist" anlayışıdır. Bir destinasyona bir milyon turist gelmesi tek başına başarı göstergesi değildir. Asıl önemli olan, gelen turistlerin ne kadar harcama yaptığı, yerel ekonomiye ne kadar katkı sağladığı ve sürdürülebilir turizm gelirine ne ölçüde destek verdiğidir.
Bu nedenle birçok ülke son yıllarda stratejilerini değiştirmiştir. Japonya, Güney Kore, Singapur, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler yüksek harcama yapan turist segmentlerine yönelik özel kampanyalar geliştirirken, alışveriş, gastronomi, kültür ve lüks turizm yatırımlarını artırmaktadır.
Türkiye açısından da benzer bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Uzun yıllardır turist sayısına odaklanan turizm politikalarının yanında, kişi başı harcamayı artıracak stratejiler geliştirilmelidir. Yüksek gelir grubuna yönelik hizmet kalitesinin artırılması, alışveriş turizmi, sağlık turizmi, gastronomi turizmi ve kültür turizmi gibi alanlara daha fazla yatırım yapılması önem taşımaktadır.
Dünya turizminin yeni gerçeği şudur: Artık destinasyonlar sadece doluluk oranlarına değil, turistin bıraktığı ekonomik değere bakmaktadır. Harcama gücü yüksek, kaliteli hizmet talep eden ve yerel ekonomiye katkı sağlayan turist profilleri ön plana çıkarken; sürekli indirim arayan, minimum harcamayla maksimum hizmet beklentisi içinde olan turist grupları giderek daha az tercih edilen müşteri segmentleri haline gelmektedir.
Turizm sektöründe rekabet artık ziyaretçi sayısıyla değil, ziyaretçi kalitesiyle ölçülmektedir. Geleceğin kazanan destinasyonları da bu gerçeği doğru okuyabilen ülkeler olacaktır.








































