Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, CHP ve Yeni Parti destekçileri arasında yaşananları yazdığı köşe yazısında, "Neden gittiler, neden kaldılar, kim ihanet etti, kim gerçek CHP'li" dedi.
Tarih Kimi Haklı Çıkaracak?
Ya bugün herkes yanlış soruyu soruyorsa?
Son günlerde aynı tartışmaların etrafında dönüp duruyoruz.
“Neden gittiler?”
“Neden kaldılar?”
“Kim ihanet etti?”
“Kim gerçek CHP’li?”
Oysa belki de bunların hiçbiri asıl mesele değil.
Çünkü tarih, siyasi hareketleri insanların birbirine söyledikleri sözlerle değil, ülkelerine bıraktıkları sonuçlarla hatırlar.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yaşanan tartışmaları izlerken dikkatimi çeken de tam olarak bu.
Kimileri ayrılanlara öfkeli.
“Atatürk’ün kurduğu partiyi nasıl bırakırsınız?” diyor.
Kimileri ise kalanlara kızıyor.
“Bu düzenin devam etmesine nasıl ortak olursunuz?” diye soruyor.
Yeni parti kuranlar oyları bölmekle suçlanıyor.
Partide kalanlar ise “mevcut yapıyı meşrulaştırmakla” eleştiriliyor.
Herkes birbirini yargılıyor.
Ama farkında olmadan aynı şeyi yapıyor.
Herkes kendi tercihinin doğru, karşı tarafın ise yanlış olduğundan emin konuşuyor.
Oysa siyaset, sonucu önceden bilinen bir matematik problemi değildir.
Bazen içeride kalıp mücadele etmek doğru sonuç verir.
Bazen dışarıdan yeni bir yol açmak.
Bazen de her iki yolun da beklenen sonucu vermediği olur.
Hangisinin doğru olduğu ise o günkü duygularla değil, yıllar içinde ortaya çıkan sonuçlarla anlaşılır.
Cumhuriyet Halk Partisi de yüz yılı aşan tarihinde ayrılıklar, dönüşümler ve yeniden ayağa kalkışlar yaşadı.
Bugün yaşananlar da muhtemelen bu uzun hikâyenin yeni bir sayfası olarak tarihte yerini alacak.
Belki de bu yüzden birbirimize sürekli aynı soruları sormaktan vazgeçmeliyiz.
“Sen neden gittin?”
“Sen neden kaldın?”
Belki de asıl soru şudur:
Bu tercih Türkiye’ye ne kazandıracak?
Çünkü tarih, siyasi hareketleri yalnızca sadakat tartışmalarıyla değil, ortaya çıkardıkları sonuçlarla hatırlar.
Zaman geçince polemiklerin sesi azalır.
Sonuçların etkisi ise büyür.
Elbette bugün savunulan yollardan biri diğerine göre daha başarılı olabilir.
Ama mesele, kimin haklı çıktığı değildir.
Siyasette en kolay şey haklı çıkmaktır. Çünkü eninde sonunda bir taraf mutlaka haklı çıkar.
Asıl zor olan ise, haklı çıkarken ülkenin kaybetmemesini sağlamaktır.
İşte bu yüzden birbirimizi peşinen mahkûm etmek yerine, biraz zamana kulak vermek gerekir.
Atatürk, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” derken yalnızca devlet yönetiminin temel ilkesini değil, siyasetin en büyük hakemini de işaret ediyordu.
Bugün kalanlar da, gidenler de kendi yollarının doğru olduğuna inanıyor olabilir.
Bu, demokratik siyasetin doğal sonucudur.
Ancak hangi tercihin Türkiye’ye daha fazla katkı sağlayacağını bugünden kesin hükümlerle söylemek mümkün değildir.
Çünkü siyasette son sözü ne genel başkanlar söyler…
Ne sosyal medya…
Ne televizyon ekranları…
Son sözü millet söyler.
Ve tarih, milletin verdiği hükmü yalnızca sandık sonuçlarıyla değil; o kararın ülkeye bıraktığı mirasla yazar.
Belki de yıllar sonra hatırlanacak olan, kimin haklı çıktığı değil; Türkiye’nin hangi tercih sayesinde daha güçlü, daha demokratik ve daha müreffeh bir geleceğe kavuştuğu olacaktır.









































