Samsun Kent Haber köşe yazarı Erdem Erol, Emanete Hıyanet başlıklı köşe yazısında kitabın ortasından yazarak "Emanete hıyanet çalıyor ama çalışıyor, diğerleri çalmadı mı, diğerleri de böyle yapmadı mı, çalmayan mı var, yapmayan mı var? Savunma cümleleriyle sıradanlaştı" dedi.
Bir milletvekilinin çocuğunun Bafra Belediyesi Özel Kalem'den memuriyete ayrıcalıklı olarak giriş yapması...
Bir Üniversite Rektörü'nün eski gelini, Samsun Belediye eski Başkanı'nın kızının adrese teslim açılan kadroyla öğretim görevlisi olarak atanması...
Yıllardır yaşananların devamının bir göstergesidir.
***
Ülkenin her köşesinde benzer olayların çok daha büyükleri, çok daha fazlaları yaşanmakta...
Kaldı ki bu şehir...
Cuma namazı çıkışı sonrasında, "Belediyeye akrabalarını doldurdun" diye eleştiride bulunan vatandaşa...
"Hutbede imamının okuduklarını duymadın mı? Ayette bile Allah 'akrabaya cömert olmayı ' emrediyor" diyerek cevap veren belediye başkanlarını gördü...
Ayetin aslının "Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız, diye size böyle öğüt veriyor. (Nahl, 16/90)" olduğunu bildiği halde.
***
Bu şehir...
Samsunlunun oyuyla girdikleri meclislerde parti ayrımı yapmaksızın yakınlarının işe alındığı belediye meclis üyelerini gördü...
İlçe belediyelerinde 'Dürüstlik timsali" diye gösterilmeye çalışılan başkanların, ilk icraatlarının baldızlarını, yeğenlerini, onların eşlerini belediye kadrolarına yerleştirdiğine şahit oldu...
Hangi parti belediyeyi kazanırsa; o belediyelerin ihalelerinin, şirketlerinin doğrudan alımlarının, hukuksal işlerinin il ve ilçe yönetim kurulu üyeleri arasında üleştirilmesi yadırganmadı bu şehirde, bu ülkede...
Yazılı sınavlarda başarılı olan gençlerin, mülakat girdaplarında haklarına el konulduğu yıllardır devam eden bir adaletsizlik olmaya devam ediyor!
Yani...
Bu şehirde de, ülkenin her köşesinde olduğu gibi EMANETE HIYANET yerleşti, siyasetin el attığı her kurum ve kuruluşa...
***
"Çalıyor ama çalışıyor..."
"Diğerleri çalmadı mı?"
"Diğerleri de böyle yapmadı mı?"
"Çalmayan mı var, yapmayan mı var?"
***
Savunma cümleleriyle sıradanlaştı EMANETE HIYANET!
Kutuplaştırılan, kutuplaşan toplum arasında...
"Yandaşı almayacağım da düşmanının adamını mı işe alacağım/ ihale vereceğim/ ondan mal alacağım" sözlerine mağlup edildi...
Ve taraftar buldu EMANETE HIYANET!
***
Oysa Türkiye'nin her yerindeki seçmen gibi Samsunlu da...
Verdiği oylarla 1 milyon 387bin 560 kişinin hak sahibi olduğu kurumlar ve kuruluşlara 'EMANET'ci olarak seçilmişlerdi...
Harcanan paralar hiç birisinin babasından kalan miras değildi...
Hiç bir kurum aile şirketi olarak kaydedilmemişti...
Hepsi milletindi...
Her kuruşta, her makamda, her iş kontenjanında 1,4 milyon Samsunlunun hakkı vardı.
Hadi onu da geçtim...
O partiye oy veren binlerce kişinin oğlu, kızı, eşi, torunu işsiz gezerken...
O kontenjanlar, o doğrudan alımlar, o ihaleler onlar arasında adaletle bile pay edilmezken...
Sadece seçilenler ve bir yerlere çöreklenenlere bu pastanın dağıtılması...
EMANETE HIYANET değildir de nedir?
***
Sebebi ne olursa olsun...
EMANETE HIYANET edenlerle...
Bile bile destek verenler de...
Aynı Kul Hakkının sorumlusudur bence!
Artık bu dünyada 'Bu hakkı' soran olmaz belki ama...
O müthiş 'DİN GÜNÜ'nde hesabın kaçınılmaz olduğu bilinmeli...
En azından 'İNANAN'larca...










































Çalan adam çalışmaz. Ülkenin 20 yıl önceki durumu malûm. Çalan adam bunların hiçbirini yapamaz. Örneğin İstanbul 2019'da metroları bitirecegim diye Avrupa'dan 3 milyar dolar aldı, sonuç paralar ortada yok, metrolar bitmedi. Zaten bitmiş iki metro hattını millete ben yaptım diye yutturdu.
Rahatınız bozulmasın diye hangi doğrudan vazgeçtiyseniz işte o fiyata satıldınız demektir.
Liyakatin olmadığı yerde adalet, adaletin olmadığı yerde ise sadece birilerinin cebini doldurduğu koca bir enkaz kalır. Bu düzeni "taraftarlık" uğruna alkışlayanlar, gün gelip kendi çocukları o adaletsiz mülakatlarda elendiğinde gerçeği anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak.
liyakatin tabutuna çakılan son çivinin, adaletin ise sadece dillerde pelesenk olduğu bir düzenin çarpıcı bir özeti. "Akrabaya cömertlik" ayetini, kamunun hakkını eşe dosta peşkeş çekmek için kılıf yapanlar, aslında sadece yasaları değil, sığındıkları o kutsal değerleri de çiğneyip geçiyorlar. Bir yanda dirsek çürüten, mülakat odalarında hayalleri çalınan binlerce pırıl pırıl genç; diğer yanda ise soyadı avantajıyla, "adrese teslim" kadrolarla makam sahibi olanlar... Bu sadece bir yerel siyaset sorunu değil, toplumsal bir çürümenin, "emanete hıyanetin" sıradanlaşmış halidir. "Çalıyor ama çalışıyor" diyerek bu talanı meşrulaştıranlar, bu haksızlığa sessiz kalanlar da en az o ihaleleri pay edenler kadar bu vebale ortaktır. Belediye kasasını babasının mirası, devlet makamını aile şirketi sanan zihniyet bilmeli ki; 1.4 milyon insanın hakkı ne bu dünyaya ne de o çok korktuklarını söyledikleri hesap gününe sığar.
Hangi inanç herkes kendi inandığı Müslümanligi yaşıyor Allahın emrettiği ile değil?