Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, dış ticaret açığının 60 milyar doları aştığını yazdığı köşe yazısında, "Döviz bulamayınca kur fırlıyor kuru frenlemek için faiz artırılıyor, faiz artınca enflasyon patlıyor" dedi, çözüm önerileri sundu
Sürekli Büyüyen Cari Açık
Ağustos sonu itibarıyla dış ticaret açığımız 60 milyar doları aştı. Geçen yıl aynı dönemde açık 54,8 milyar dolardı. Yani toz pembe rüyalarda sloganik naralarla, dünya devi söyleminde yaşarken, reel de batan ekonomi içinde giderek büyüyen bir cari açıkla karşı karşıyayız.
Üstelik hükümetin 2025 yılı için koyduğu hedef de 89,4 milyar dolar açık. Dikkat edilmesi gereken husus, artık açık vermemek değil, daha kontrollü bir şekilde, büyük açık vermek için planlar yapılması.
Biraz geriye gidelim. Cumhuriyet’in ilk 80 yılında yani 1923’ten 2002’ye kadar toplam dış ticaret açığımız 193 milyar dolar civarında. Yani neredeyse bir asırda verilen açık, bugünkü yıllık seviyelere yakın. AK Parti iktidara geldiğinde, 2002 sonunda dış ticaret açığı sadece 15,5 milyar dolardı. Ama ondan sonra tablo dramatik biçimde değişti. 2003-2024 yani 21 yılda verilen toplam dış ticaret açığı 1,4 trilyon doları geçti. Evet, yanlış duymadınız: trilyon dolar.
Peki bu ne anlama geliyor?
Aslında çok basit, biz ihracat yapıyoruz ama onu yapabilmek için daha da fazla ithalat yapıyoruz. Kendi arabamızı, telefonumuzu, yazılımımızı ya da enerji kaynağımızı üretiğimizi söylüyoruz ama, tüm önemli parçaları yurt dışından ithal ediyoruz. Ve kesin son, hep yurtdışına bağımlı kalıyoruz. Kazandığımız 3 doların yanında 5 dolar harcıyoruz. Bu da kasamızı sürekli ekside bırakıyor.
Sorun sadece ticaret açığıyla kalmıyor. Bu açığı kapatmak için dışarıdan borç bulmamız gerekiyor. Borç demek döviz ihtiyacı demek. Döviz bulamayınca kur fırlıyor, kuru frenlemek için faiz artırılıyor, faiz artınca enflasyon patlıyor. Yani marketteki fiyatlardan, faturalarımıza kadar her şey bu dış ticaret açığıyla doğrudan bağlantılı olmuş oluyor.
Yani aslında sorun da çözüm de belli:
1-Enerjide bağımsızlık olmadan bu iş yürümez. Her yıl milyarlarca dolar enerji ithalatına gidiyor.
2- Yüksek teknoloji üretmeden ihracatımız hep düşük katma değerli kalacak. Ucuz işçilik modeliyle sadece fason üretici olabiliyoruz.
3- Çin’den al, Avrupa’ya sat düzeniyle nereye kadar gidebiliriz? Türkiye kendi markasını yaratmadıkça bu kısır döngü değişmez.
Sonuç olarak, 20 yıldır büyüte büyüte sürdürdüğümüz bu dış ticaret açığı aslında ekonomimizin en büyük kamburu. Hep sırtımızda taşıyoruz. Bugün 60 milyar dolarlık açık, sadece bir rakam değil; halkın sofrasındaki ekmeğin küçülmesi, cebindeki paranın erimesi demektir.
Asıl mesele açıkları nasıl kapatacağımız değil, o açıkların neden sürekli yeniden ortaya çıktığını ortaya koyup gidişatı değiştirmek. Yoksa her yıl yeni rekor açık haberlerine alışmaya devam ederken geleceğimiz gözlerimizin önünde heder olmaya devam edecek...









































çözüm çok basit. özümüze geri dönmek.