Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, dil, din ve ırk üzerinden kurulan tuzaklara ilişkin yazdığı köşe yazısında, "Eğer ayrılıkta hayır olsaydı, 'birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır' buyurulmazdı" dedi.
Dil din ve Irk Üzerinden Kurulan Tuzak
Ben bir âlim değilim, din ilmiyle hüküm verecek bir makamda hiç değilim. Fakat samimi bir vicdan sahibiyim. Araştırmayı, anlamayı, doğruyu yanlıştan ayırmayı seven, aklını vicdanıyla kucaklaştırmaya çalışan bir kulum. Bu yüzden amatörce de olsa bazı meselelerde sessiz kalmayı değil, hakikati hatırlatmayı görev biliyorum.
Bugün insanlık, özellikle de bizim coğrafyamız çok kritik bir dönemden geçiyor. Yüzyıllardır bu topraklarda huzurun, adaletin ve inancın sığınağı olmuş Türkiye, yeniden kuşatma altındadır. Bu kez silahla değil, daha sinsi bir yöntemle: Diller, ırklar ve mezhepler üzerinden...
Siyonizmin “Arz-ı Mevud” planı sadece Filistin’i, Kudüs’ü veya Ortadoğu’yu değil, bu milletin kalbini hedef almıştır. Çünkü bilirler ki Türkiye düşmeden bu topraklarda hiçbir zulüm kalıcı olamaz. Bu yüzden çabaları; kardeşi kardeşe düşürmek, milleti dil, ırk ve inanç farklarıyla parçalamaktır. Bugün kimi entelektüel, kimi siyasi çevrelerin “anadil”, “etnik özgürlük” gibi kılıflarla yürüttüğü tartışmaların arkasında ne yazık ki bu büyük projenin gölgesi vardır.
Oysa Rabbimiz İsra Suresi 44. ayette buyurur:
“Yedi gök, yer ve bunlar içinde bulunan herkes Allah’ı tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. Şüphesiz ki O, ceza vermekte acele etmeyen ve çok bağışlayandır.”
Bu ayet bize gösteriyor ki gökler, dağlar, taşlar, kuşlar, sular, topraklar, her biri kendi diliyle bir olan Allah’ı anıyor. Hepsi aynı hamdde birleşiyor. Farklı sesler olsa da tesbih tektir. Yani ayrılıklarda değil, birliğe yönelmiş farklılıkların içinde saklıdır hikmet.
İnsanoğlunun dillere, ırklara ayrılması bir eksiklik değil, bir imtihandır. O imtihanın adı da birlikte yaşamadır. Eğer ayrılıkta hayır olsaydı, “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” buyurulmazdı. İşte biz bu rahmeti kaybetmemek için ayağa kalkmak, uyanık olmak zorundayız.
Bu coğrafyada dil, kültür, etnik kimlik zenginliktir ama bu zenginlik fitneye dönüşürse bütünlüğümüz yara alır. Kim hangi dili konuşursa konuşsun, hangi soydan gelirse gelsin bu toprakların birliği her şeyin üzerindedir. Dil dayatması, kimlik siyaseti, mezhep kışkırtması sadece ve sadece düşmanın ekmeğine yağ sürer.
Bugün dünyanın dört bir yanında emperyal güçler, insanları kendi değerlerinden uzaklaştırarak yönetiyor. Onların derdi özgürlük değil, hâkimiyettir. Parçalanmış toplumları yönetmek kolaydır. Türkiye'nin hedef alınma nedeni de bu: Çünkü son kaledir. Bu kale düşerse, sadece bir ülke değil, bir ümmet dağılır.
Gelin bu dönemde nefreti değil merhameti, ayrılığı değil birliği büyütelim.
Kardeşliğimizi, vatanı, inancı ve adaleti koruyalım. Çünkü biz birliğimizi koruduğumuz sürece hiçbir küresel proje, hiçbir karanlık plan bu topraklarda tutunamayacaktır.
Bu dava bir milletin değil, insanlığın davasıdır. Allah’ı tesbih ettiği her şey gibi, biz de bu birliğin hamdine katılalım. Çünkü rahmet, ancak bir arada olanların üzerinedir.









































