Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, orman yangınlarını yazdığı köşe yazısında "Tasarrufu lüks yaşamdan yapmak yerine, can güvenliği mevzu bahis olan kurumlardan yapıyoruz. Bu yanlış politikalardan vazgeçilmez ise, üzülerek söylüyorum ki malesef yaşayacağımız acılarımız artarak devam edecek." dedi.
Yangın terörü gözümüzün içine baka baka canlarımızı, onar onar alarak içimizi dağlamaya devam ediyor. Teröristler dağda sembolik olarak silah bırakırken; şehirlerimizde ormanlarımızı yakarak, tüm ülkeyi nefessiz bırakıyor.
Yöneticilerimiz hergün bir suruşturma açıyor, ama sonuç malum; yangını söndürmek için kullanılacak suyu, uçaklar ve helikopterlerle taşımak yerine havanda dövüyoruz.
Teçhizat eksiği, personel eksiği, uçak eksiği ve daha bir sürü eksik. Yıllardır yangınlar var ama, biz hala tasarrufu lüks yaşamdan yapmak yerine, can güvenliği mevzu bahis olan kurumların teçhizat ve eğitimlerinden yapmaya devam ediyoruz. Bu yanlış politikalardan vazgeçilmez ise, üzülerek söylüyorum ki malesef yaşayacağımız acılarımız artarak devam edecek.
Bu acı hadiselerin karanlığında mevcut iktidar orman koruma ve geliştirme bütçesine bu yıl 32 milyar Türk Lirası ayırırken; sadece Haziran ayında faize 275,6 milyar TL ödediğini üzülerek görüyoruz. Elbette bu acı günlerde bir kıyas yaparak siyasi polimikle çıkar elde etmek için, bu eleştiriyi yapmıyorum. Güçlü devlet, güçlü ve iyi yönetimin yanında iyi olanı sahiplenirken, kötü olanında sorumluluğunu üstlenmeli, ona göre davranış ortaya koymalıdır diyorum.
Yani demem odur ki; keşke dış tehditlere karşı güvenliğimizi sağlamak ve düşmana gözdağı vermek için yaptığımız Sihaların, İhaların, füzelerin ve uçak gemilerinin gösteriminin yanında; iç güvenliğimizi sağlayacak yangın helikopterlerimizi, yangın uçaklarımızı, yangına dayanıklı giysilerimizi de üretip gösterimden ziyade, ihtiyaç dahilinde üretip kullanabilseydik diyorum.
Olan güzel hadiseler karşısında gururlanıp, güzel olanı sahiplenip bizim eserimiz derken; yaşanan acı tablolar karşısında en azından bir hükümet yetkilisinin de sorumluluğu üzerine alıp, istifa etme cesaretini gösterebilseydi diyorum.
Her olumsuzluğa rağmen, dün olduğu gibi bugün de inanarak diyorum ki; bu ülkenin her şeye gücü yeter! Her şeye kaynağı var. Ama yeter ki iyi yönetilsin...
Yine her zaman olduğu gibi sadece sorunlara muhalefet değil; ortak çözüm önerilerimizi de acizane sıralamak isterim:
1.) Öncelikle orman yangınlarını yalnızca doğal afet ya da mevsimsel kader olarak görmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Bu yangınlar, artık doğal afelerin yanında, kanlı terör örgütlerinin stratejik eylem alanına dönüştürüldüğü bir güvenlik sorunu haline gelmiştir.. Nasıl ki sınır güvenliğimiz için özel kuvvetler, insansız hava araçları ve istihbarat paylaşımı gerekiyorsa; ormanlarımızı korumak için de yüksek teknoloji, eğitimli personel ve kesintisiz finansman desteği şarttır.
2.) İkinci olarak, çok yönlü millî seferberlik kavramını sadece sıcak çatışmalar için değil, afet yönetimi ve orman yangınları için de hayata geçirmek zorundayız. Savunma sanayiinde elde edilen AR-GE birikimlerini, yangın söndürme helikopterleri, amfibi uçaklar, gece görüş sistemleri ve ısıya dayanıklı kıyafetler üretmek için de kullanmalıyız. "Aynı fabrikalar farklı bir vardiyada bu teçhizatları pekala rahatlıkla tasarlayabilir ve üretebilir."
3.) Üçüncü olarak, bütçe önceliklerinin toplumun can güvenliği ekseninde yeniden tanımlamalıyız. Faiz giderleri, görkemli bina projeleri ya da lüks makam araçlarından kesilecek yüzde 10’luk bir pay dahi Orman Genel Müdürlüğü’nün yangın filosunu ikiye hatta üçe katlayacaktır.
Tasarruflardan sağlanacak gelirlerin öncelikli adresi, kahraman orman işçilerinin giydiği yangına dayanıklı giysiler ve teknolojik yangına müdahale ekipmanları olmalıdır.
4.) Son olarak, toplumsal bilinçlenme ile gönüllü destek ağlarını büyütmek zorundayız. Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler tarafından düzenlenecek sertifikalı eğitim programları, binlerce gönüllüyü organize edecektir.
Velhasılı,
Yangın terörü, sadece ağaçlarımızı değil; kültürümüzü, nefesimizi, geleceğimizi de hedef alıyor. Bu mücadelenin kazananı olmak istiyorsak, savunma konseptlerimizi sınır güvenliğimizin yanında ormanlarımızı da vatan güvenliği kabul eden yeni bir anlayışı hakim kılmalıyız.
Vakit, sadece seyreden değil, seferber olan Türkiye olma vaktidir.
Ülkemizin ve milletimizin başı sağ olsun. Yüce Allah bu acıları tekraren yaşatmasın.






































