Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, Türklük tartışmaları ile ilgili yazdığı köşe yazısında Türk vatandaşının hukukun dili, Türk'ün ise ortak vicdanın adı olduğunu belirterek, "İsmimizi değil adalet çizgimizi değiştirelim" dedi.
Ne demek Türk?
Ne demek Türk vatandaşı? soruyu uzattıkça cevap kısalıyor, çünkü bu tartışma bazen kavramı büyütmüyor, kalpleri küçültüyor. İsimler üzerinden bir milletin omuzlarına yük bindiğinde, mesele artık dilbilgisi değil vicdandır. İtirazım adın kendisine değil, ad üzerinden açılan ucu açık kavgalara. Çünkü biliyorum: Kelimeler değil, adalet yıprandığında toplum dağılır.
Türk... Bu ülkenin tarihinde çoğul bir kelimedir. Sınırı haritadan değil, vicdandan çizer. Etnik bir daralma değil, ortak emek, ortak acı, ortak sevinçten kurulmuş geniş bir çatı. Kimi için nüfus cüzdanındaki bir satır, kimi için bin yıllık yürüyüşün ruhu. Benim gönlümde Türk, Nüfus Cüzdanındaki yazıyı aşan adaletin, merhametin, ağırlığını önceleyen bir kavramdır!
Başkasının adını küçültmeden kendi adını sevebilirsin. Başkasının yarasını görmezden gelmeden, kendi tarihine sahip çıkabilirsin.
'Milleti barıştıracağız' deyip milleti etiketlere ayıran her dil, ister istemez şüpheyi çoğaltır. Kimi buna tarihin kötü hatıralarını çağrıştıran adlar veriyor; adı ne olursa olsun, bizi birbirimizin yüzüne şüpheyle baktıran her söylem zararlıdır. Çünkü bir milleti ayakta tutan, kimlik kartının tasarımı değil, adalet terazisinin ayarıdır. Çifte standardın olduğu yerde, hiçbir ad korunamaz. Teraziyi düzeltmeden tabelayı değiştirmenin kimseye faydası da yoktur.
Gelin, tartışmanın eksenini değiştirelim;
Türk’ün adı ne olmalı? yerine Türk’ün adaleti kime nasıl düşüyor? sorusunu soralım. Zira birlik, anayasada yazmakla değil, adliyede yaşamakla olur, okulda, hastanede, karakolda, iş yerinde, sokakta... Adalet herkese eşitse 'biz' oluruz... Bazılarına fazla, bazılarına eksikse, en güzel kelime bile bizi kurtaramaz...
Türk vatandaşı hukukun dilidir; Türk ise ortak vicdanımızın adıdır. İkisini birbirine düşürmek yerine, yan yana yürütelim. Devlet, vatandaşına eşit mesafede durdukça; vatandaş, birbirinin hukukuna kefil oldukça 'Türk' kelimesi yeniden ışığını bulur. O zaman etiket mühendisliğine gerek kalmaz! Çünkü insan, kendini adaletin sıcaklığında zaten evinde hisseder.
Şimdi somut konuşalım:
1- Adaletin çizgisini düzeltelim: Yargıda, idarede, fırsatta herkes için aynı terazi. Ayrıcalık, ayrışmanın laboratuvarıdır; kaldırın.
2- Dilde özen: Medyada, kürsülerde, evlerimizde ayrıştıran yaftalar yerine birleştiren cümleler. 'Biz' dediğimizde kimseyi dışarıda bırakmayan bir ses.
3- Eğitimde ortak zemin: Ortak tarihi tartışmanın konusu değil, ortaklaşmanın zemini yapalım; farklılıkları saygıyla öğreten, ortak değerleri kuvvetlendiren bir dil.
4- Siyasette soğukkanlılık: Hızlı sloganın cazibesine kapılmadan, ağır hakikatin sabrına tutunalım. İcraat, kimlikten daha yüksek sesle konuşsun.
5- Günlük hayatta küçük tamirler: Komşunun diline, inancına, fikrine saygı; şehrin ortak alanlarında adabın ortaklaşması. Büyük barış küçük reflekslerle büyür.
Bir de şunu unutmayalım! Birlik, aynı olmak değildir; aynı hedefe yürümektir. Ayrışmayı reddetmek, farklılığı silmek değil; farklılığı insafla taşıyacak bir adalet ve dil kurmaktır. Bir milletin en güçlü propagandası, adaletinin şahididir. O şahitlik güçlüyse, bayrağın gölgesi herkese eşit düşer; adlar ve kimlikler tartışma konusu olmaktan çıkar, kalbimizin ve zihnimizin duvarındaki sessiz güvene dönüşür.
Ben, şahsen, kanunlarla çevrelenmiş bir vatandaşlık tanımından önce; ruh, tarih ve kültürde cem olmuş 'TÜRK' adının çoğul ve adil anlamını tercih ederim. Çünkü bu coğrafyayı büyük yapan, bir kelimenin hece sayısı değil, o kelimeyi taşıyanların adalete sığınan ahlakıdır. Türk kelimesi, adaletle genişlediğinde kimseyi itmez; merhametle derinleştiğinde kimseyi eksiltmez.
Son söz: İsmimizi değil, adalet çizgimizi değiştirelim. Tabelayı değil, teraziyi tamir edelim. Bir kez teraziyi düzelttik mi, kavramların etrafındaki sis dağılır. O zaman 'Türk' bir yarış değil, bir buluş olur; etnik bir daralma değil, vicdanın geniş avlusu olur.
Ayrışmayı reddediyorum; çünkü biliyorum ki bir milletin en sahici gücü, birbirinin hukukuna tuttuğu nöbettir. Biz, buna talibiz. En çok da toplum olarak buna layığız.







































İzim adı altında tartışan ların “ Türk “ hakkında bilmedikleri tarihi anlatmanız mutlu etti tebrik ederim ????????