Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, eğitim sistemine yönelik eleştiri getirdiği köşe yazısında, zeki çocukların ayrı sınıflarda toplanması ve özel okullarda yüksek puanlıların elit bir tabaka haline getirilmesi meselesi ile ilgili "Bu durum toplumun kalan kesimini dışlamaya ve ötekileştirme psikolojisine sürüklemiştir" dedi.
Eğitim, bir toplumun akli ve ahlaki geleceğini şekillendiren en önemli unsurdur. Ancak modern çağın hızlı yarışında eğitim sadece zekayı ölçme düzeyine indirgenince, insanın kalbi, vicdanı ve ruhu göz ardı edilmiştir.
Zeki çocukların ayrı sınıflarda toplanması, özel okullarda yüksek puanlıların elit bir tabaka haline getirilmesi, toplumun kalan kesimini dışlamaya ve ötekileştirme psikolojisine sürüklemiştir. Bu durum, uzun vadede ne ilimde, ne teknolojide, ne de adalette hayır getirmemiştir.
Tarih bize gösteriyor ki, toplumdan koparılmış bir üst zihin tabakası genellikle halkın gerçek ihtiyaçlarını okuyamaz. Toplumla bağını kaybeden bir zeka, şefkati unutur ve çoğu zaman aklını çıkarın, makamın ve egonun hizmetine sunar. Bu da bilimde ilerleme getirir gibi görünse de insanlıkta gerilemeye yol açar.
Nice okuma yazması olmayan peygamberler, nice sade ömürlü zanaatkarlar, toplumlarını ıslah etmiş, insanlığa adalet ve merhamet taşımıştır. Tarih boyunca bunu görebiliriz:
– Kralın eğitimsiz gördüğü Musa, Firavun’un sarayına değil, mazlumların kalbine hükmetti. – Çobanlıkla büyüyen Davud, ilimle ve adaletle bir millete önder oldu.
– Efendimiz Muhammed (S.A.V), okur yazarlığı olmadan cehaletin karanlığında rahmet ve medeniyet güneşi doğurdu.
Öte yandan aklıyla kibirlenen nice elit sınıf toplumları felaketlere sürükledi. 20. yüzyılın iki büyük savaşını başlatanlar, yüksek eğitim almış ama merhametten uzak aydınlardı. Atomun sırrını çözen beyinler, o sırla şehirleri yakmayı da meşru gördü. Aklın terbiyesi ilimle olur, fakat aklın kemali iman ve ahlakla mümkündür. Çünkü akıl, kalpten koparsa sahibini yüceltmez; helaka sürükler.
Bugün ülkemizde de aynı tabloyu görmekteyiz. Her iktidar döneminde müfredat yeniden yazılıyor, ezbercilik hakim oluyor, değer eğitimi zayıflıyor. Gençlik bilgiye boğuluyor ama anlamdan uzaklaşıyor. Sonuç; uyuşturucu, umutsuzluk, kimlik bunalımı! Çünkü ilim kalpten kopunca, bilgili ama boş bir insan tipi doğuyor.
O yüzden mesele, kimin zeki olduğu değil, kimin faydalı ve merhametli olduğudur. Eğitim, ayrıştırmak yerine birleştirmeli; aklı kalple, zekâyı vicdanla buluşturmalıdır. Her bireyin yeteneği elbette önemlidir, fakat o yetenek toplumun yarasına merhem olacaksa anlam kazanır.
Tarihte nice büyük bilgin ve sanatkar, gösterişli okulların değil, sade hayatların, hatta başarısız sayılan eğitim geçmişlerinin ürünüdür.
– Albert Einstein, tembel öğrenci diye okuldan uzaklaştırılmıştı; ama evrenin yasalarını yeni baştan yazdı.
– Thomas Edison, öğretmeni tarafından öğrenemiyor diye okuldan alındı, ama insanlığa ışık oldu.
– Mimar Sinan’ın dehası, medreselerde değil usta-çırak ocağında yoğruldu.
– Yunus Emre, ne bir akademi ne de bir aristokrat mektebin öğrencisiydi; irfanı kalplerden derledi.
– Leonardo da Vinci, eğitimini yarıda bırakmış bir yetim olarak çağları aşan bir sanat ve bilimin sembolü oldu.
Bu örnekler gösteriyor ki, başarı ve hikmet yalnızca zekanın değil, ilahi takdirin de lütfudur. İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, gönülden bir gayretle çıktığı yolda Allah dilemedikçe netice alamaz. İlahi takdir, ihlasla çalışan, niyetini arı tutan, insanlık için gayret edenlerin yanındadır.
Tevfik bizden, takdir Haktandır. Kurtuluş, ne test puanlarında ne de rozetli okullardadır. Kurtuluş; bilginin rehberliğinde, imanın sıcaklığında yeşeren ahlakta saklıdır.









































