Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, belediye meclis üyeliği görevi ile ilgili yazdığı yeni köşe yazısında, "Bir belediyeyi verilen cevaplar değil, sorulmayan sorular yanlış yönetir! Seçilmek Başlangıçtır" dedi.
Geçtiğimiz haftaki yazımda belediye meclis üyeliğinin neden sıradan bir temsil görevi olmadığını anlatmış, bu görevin gerektirdiği bilgi ve donanımı ayrıca ele alacağımı söylemiştim.
Araya hızla değişen gündem girdi. Ancak bazı konular vardır ki bir günün değil, yılların meselesidir. Belediye meclis üyeliği de bunlardan biridir.
Çünkü şehirleri yalnızca belediye başkanları değil, belediye meclisleri de yönetir. Bu yüzden mesele sadece “Kim seçildi?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Seçilen kişi, bu sorumluluğu taşımaya ne kadar hazır?”
Bir şirketin yönetim kuruluna üye seçeceğinizi düşünün.
Milyarlarca liralık bütçeyi yönetecek, yatırımlara karar verecek ve şirketin geleceğini etkileyecek imzaları atacak.
İlk sorunuz ne olurdu?
“Bu işi yapabilecek bilgiye sahip mi?”
Peki aynı soruyu belediye meclis üyeleri için neden yeterince sormuyoruz?
Elbette hiç kimsenin hukukçu, mali müşavir, şehir plancısı ya da mühendis olması beklenemez. Belediye meclisi toplumun farklı kesimlerini temsil eder. İşçi de, öğretmen de, çiftçi de, esnaf da, doktor da, mühendis de bu mecliste yer alabilmelidir.
Ancak farklı mesleklerden gelmek, görevin gerektirdiği temel bilgiyi gereksiz kılmaz.
Belediyelerde projeleri hazırlayan, değerlendiren ve uygulayan teknik personel zaten vardır.
Belediye meclis üyesinin görevi ise teknik projeyi hazırlamak değil; önüne gelen projenin gerçekten kamu yararına olup olmadığını sorgulamaktır.
Bunun için bütçeyi okuyabilmeli, kesin hesabın ne söylediğini anlayabilmelidir. Bir imar kararının yalnızca bugünü değil, bir mahallenin hatta bir şehrin geleceğini nasıl etkileyeceğini öngörebilmelidir. İhale süreçlerine de yalnızca sonuçlarıyla değil; hukuka, rekabete ve kamu yararına uygunluğu açısından bakabilmelidir.
Şu soruları sormayı bilmelidir:
“Bu karar gerçekten kamu yararına mı?”
“Daha ekonomik bir çözüm mümkün mü?”
“Hukuki riskler değerlendirildi mi?”
“Bu yatırım sürdürülebilir mi?”
Bir belediyeyi bazen verilen cevaplar değil, sorulmayan sorular yanlış yönetir.
Elbette her konuda uzman olmak mümkün değildir. Bu nedenle belediye mevzuatı, meclis üyelerine ve denetim komisyonlarına ihtiyaç duyduklarında uzman görüşünden yararlanma imkânı tanımıştır.
Ancak uzman görüşü almak tek başına yeterli değildir.
O görüşün dayandığı gerekçeleri sorgulayabilecek temel bilgiye de sahip olmak gerekir. Aksi hâlde kararı veren meclis üyesi görünür; kararı şekillendiren ise başkaları olur.
İşte bu nedenle belediye meclis üyeliği, öğrenmenin hiç bitmediği bir görevdir.
Hatta belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Belediye meclis üyeleri göreve başlamadan önce temel belediyecilik, bütçe, ihale, imar ve etik konularında bir uyum eğitimi almalı mıdır?
Bence bu soru demokrasiye aykırı değildir.
Tam tersine, demokrasiyi güçlendiren bir sorudur.
Çünkü seçilme hakkı herkes için eşittir.
Ancak millet adına karar veren herkesin, o görevin gerektirdiği temel bilgiye sahip olması da kamu yararının bir gereğidir.
Bugün belediye meclislerinin önüne yalnızca rutin hizmetler gelmiyor. Borçlanmadan imar değişikliklerine, büyük yatırımlardan iştirak kararlarına kadar uzanan dosyalar, yıllarca etkisini sürdürecek mali ve hukuki sonuçlar doğuruyor.
Böyle bir ortamda en değerli özellik her şeyi biliyor olmak değildir.
Öğrenmeye devam etmek…
Araştırmak…
Sorgulamak…
Ve gerektiğinde “Bunu bana biraz daha anlatır mısınız?” diyebilmektir.
Çünkü bilgi, belediye meclis üyeleri için bir ayrıcalık değil; halka karşı taşınan sorumluluğun en önemli parçasıdır.
Sandık temsil yetkisini verir.
O yetkiyi halka hizmete dönüştüren ise bilgi, vicdan ve sorumluluktur.
Demokrasi sandıkta başlar; iyi belediyecilik ise ertesi sabah.
Seçilmek başlangıçtır. Şehirlerin geleceğini ise seçim günü değil, o günden sonra verilen kararlar belirler.









































