Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, CHP'de yaşananlara ilişkin kaleme aldığı köşe yazısında, "CHP’yi kurtarmak ile “Türkiye’yi kurtarmak arasında bir çelişki yok. Mesele, hangisini öncelediğiniz. Önce Türkiye" dedi.
Partiyi Değil, Türkiye’yi Kurtarmak
Siyasette bazen saatlerce konuşulur ama, geriye akılda kalan tek bir cümle bile olmaz. Bazen de öyle bir söz söylenir ki, uzun uzun yapılan tartışmaların anlatamadığını birkaç saniyede anlatır.
Son günlerde CHP’de yaşanan tartışmalar arasında söylenen bir cümle, bana göre bütün tartışmaların önüne geçti:
"Bizim CHP’yi kurtarma gibi bir misyonumuz yok. Bizim Türkiye’yi kurtarma misyonumuz var."
Bu cümle, son aylarda yaşanan tartışmalara daha geniş bir yerden bakmamız gerektiğini hatırlatıyordu.
Cumhuriyet Halk Partisi uzun süredir, zorlu bir süreçten geçiyor. Hukuki süreçler, örgüt iradesi ve görev değişiklikleri, parti içindeki gerilimi daha da artırdı. Gelinen noktada parti içindeki kutuplaşma, neredeyse en üst seviyeye ulaşmış durumda.
Böyle bir ortamda CHP’lilerin seçilmiş iradeyi ve örgüt hukukunu savunmasını son derece doğal, hatta demokratik bir sorumluluk olarak görüyorum. Çünkü kendi içindeki demokratik işleyişi koruyamayan bir siyasi hareketin, toplum adına demokrasi talep etmesi de kolay değildir.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken daha büyük bir gerçek var.
Partiyi savunmak başka şeydir; bütün siyaseti yalnızca parti içi mücadeleye hapsetmek başka.
Çünkü hayat, parti binalarının dışında akmaya devam ediyor.
Vatandaş sabah uyandığında kimin hangi koltuğa oturacağını değil; geçimini, adaleti, çocuklarının eğitimini, iş imkânlarını ve geleceğe dair umudunu düşünüyor.
Mutlak butlan tartışması da yalnızca CHP’nin meselesi değildir. Seçilmiş iradenin hukuki süreçler üzerinden tartışmalı hâle gelmesi, hangi siyasi parti söz konusu olursa olsun demokrasinin işleyişini ilgilendirir. Çünkü demokrasi, sadece sandıkta değil; sandıktan çıkan iradenin hukuk içinde güvence altına alınabildiği ölçüde güçlüdür.
Fakat demokrasiyi savunmanın yolu, yalnızca kendi içine kapanmak da değildir.
Muhalefetin de iktidarın da asıl görevi, vatandaşın hayatını kolaylaştıracak çözümler üretmektir. İnsanlar artık bitmeyen iç çekişmeleri değil; ekonomiye, adalete, eğitime ve geleceğe dair umut veren bir siyaset görmek istiyor.
Aslında “CHP’yi kurtarmak” ile “Türkiye’yi kurtarmak” arasında bir çelişki yok.
Mesele, hangisini öncelediğiniz.
Önce Türkiye!
Çünkü Türkiye kazanırsa demokrasi de kazanır, hukuk da kazanır, siyaset de kazanır.
Belki de yeni dönemin en büyük ihtiyacı tam da budur.
Parti merkezli değil, Türkiye merkezli bir siyaset!
Koltuk mücadelelerinin değil, çözüm iradesinin öne çıktığı bir anlayış…
Geçmişe saplanıp kalmayan, geleceği inşa etmeyi hedefleyen bir siyaset!
Çünkü siyasetin değeri, kaç koltuğu koruduğunuzla değil, kaç insanın hayatına dokunabildiğinizle ölçülür.
Ve sonunda geriye tek bir gerçek kalır:
Partiler değişebilir. Yönetimler değişebilir.
Ama Türkiye kalır.









































