Türkiye siyasetinde en çok duyulan dört kelimeyi yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, "Türkiye’nin siyasetinde en çok duyduğumuz dört kelime, yerli, milli, din, ezan. Sıra hiç değişmiyor. Peki biz çocuklarımıza hangi sıralamayı miras bırakacağız? Sloganı mı, yoksa hakikati mi?" dedi.
Sloganı mı, yoksa hakikati mi?
Yerli, Milli, Din, Ezan…
Sıralama böyle gidiyor.
Bugün Türkiye’nin siyasetinde en çok duyduğumuz dört kelime bunlar.
Bir çeşit ritim, bir çeşit şifre:
“Yerli, Milli, Din, Ezan”
Sıra hiç değişmiyor.
Önce “yerli ve milli” diyerek aidiyet öne çıkarılıyor.
Sonra “din ve ezan” diyerek duygular harekete geçiriliyor.
Sanki bir siyasi program değil, bir “duygu yönetim taktiği.”
Yerli ve Milli
Ama sorun şu:
Gerçekten yerli misin?
Telefonunun yazılımını üretiyor musun?
Uçağının motorunu yapabiliyor musun?
İlacının molekülünü bulabiliyor musun?
Yoksa sadece ithal ürünlere milliyetçi etiket yapıştırıp
kürsüden nutuk mu atıyorsun?
Peki “yerli ve milli” olmak, sloganla mı olur, yoksa üretilen patentle mi?
Din ve Ezan
Bu milletin en kutsal değerleri…
Ama bu değerler, her fırsatta günlük siyasetin aracına çevriliyor.
Ezan, bu toprakların ortak sesidir;
din ise milletin ortak değeridir.
Ne ezan bir seçim sloganına indirgenebilir,
ne de din bir siyaset kürsüsünün malzemesi yapılabilir.
Eksik Sıralama
Aslında mesele çok basit.
Sıralamanın eksikliği ortada:
Ekonomi yok… Adalet yok… Üretim yok… Özgürlük yok…
Oysa bu kutsal değerler siyasete malzeme yapılırken, asıl unutulan şeyler çok daha hayati:
Önce adalet.
Sonra üretim.
Ardından özgürlük.
Ve refah.
Bunun içinde zaten yerli de var, milli de var.
Din de var, ezan da...
Ama içi boş slogan olarak değil;
hayatın içinde karşılığı olan değerler olarak.
Sorulacak Asıl Soru
Bugün kitleleri peşinden sürüklemek kolay görünebilir.
Ama yarın halkın sorusu değişmeyecek:
“Bizim işimiz, aşımız, geleceğimiz nerede?”
Çocuklarımıza hangi sıralamayı miras bırakacağız?
Sloganı mı, yoksa hakikati mi?










































Torunlara bırakılan miras hayatta en hakiki bilim gerçek müspet ilimdir