İskitlerin Samsun'a uzanan bilinmeyen hikeyesi! İskitler Samsun'da o iki ilçeyi yurt edinmişti! İskitlerin Samsun'daki izleri!
Samsun'un tarihinde İskitlerin yer aldığı ortaya çıkan kalıntılarla gün yüzüne çıktı. Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kurt, İskitlerin Samsun'un Salıpazarı ve Terme ilçelerindeki varlığını yazdı.
Karadeniz’in Hafızası, Samsun’un Tamgaları ve Anadolu’nun Unutulan Gerçeği: İskitler ve Taşa Kazınmış Tarih
Tarih her zaman yüksek sesle konuşmaz. Bazen sadece iz bırakır.
Bir kayanın yüzeyinde. Bir kroniğin satır aralarında.
Ya da yüzyıllar boyunca varlığını koruyan bir isimde. Anadolu’nun ve özellikle Karadeniz’in geçmişi de böyledir.
Bugün birçok anlatı, bu coğrafyanın tarihini belirli bir noktadan başlatır. Oysa hem antik kaynaklar hem de sahadaki somut bulgular, bu toprakların hafızasının çok daha derin olduğunu açıkça gösterir.
Ve bu hafızanın merkezinde, çoğu zaman görmezden gelinen bir gerçek vardır, İskitler.
Antik tarihçi Herodot, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu’nun büyük bölümünün İskitlerin hakimiyeti altında olduğunu açıkça yazar. Bugün birçok tarihçi, İskitlerin yani Sakaların Ön-Türk ve Turani karakterli bir bozkır topluluğu olduğunu kabul etmektedir.
Bu, sıradan bir akın değildir. Geçici bir yağma hareketi hiç değildir.
Herodot’a göre İskitler, yaklaşık 28 yıl boyunca Kuzey ve Orta Karadeniz, Batı Asya ve Anadolu’da fiili egemenlik kurmuştur. Bu hakimiyet, Med kralı Kyaxares’in İskitleri yenmesine kadar sürer. Yaklaşık M.Ö. 625 yılında yaşanan bu kırılma, sadece bir askeri yenilgi değil, Anadolu’daki bir siyasi dönemin sonudur.
Ancak bu, İskitlerin Anadolu’dan silindiği anlamına gelmez. Çünkü İskitler gelip geçen bir gölge değildi. Bu topraklara yerleştiler. Yurt edindiler. Ve geride silinmeyen izler bıraktılar. Bu izlerin en açık görüldüğü yerlerden biri Karadeniz kıyılarıdır. Herodot ve diğer antik kaynaklar, Yunanlıların yani Rumların Karadeniz kıyılarına koloniler kurmasından önce bu bölgede İskitlerin yaşadığını açıkça belirtir. Sinop’tan Kolhis’e kadar uzanan sahil hattı, İskit nüfuz alanıydı. Bu nedenle tarihsel bir gerçeği doğru koymak gerekir:
Yunanlılar-Rumlar Karadeniz’e gelen ilk halk değildir. Onlar kolonistlerdi.
Zaten yaşayan bir coğrafyada ticaret kolonileri kurdular.
Koloni kelimesi zaten bunu anlatır.
Sonradan geleni, yerleşeni.
Ama o toprağın kadim sahibi olmayanı.
Karadeniz’in gerçek hafızası ise çok daha eskidir.
Ve bu hafıza sadece kitaplarda değil, Samsun’un kayalarında yaşamaktadır.
Samsun’un Salıpazarı ilçesine bağlı Yeşilköy’de kaya yüzeylerine oyulmuş Türk damgaları bugün hala görülebilmektedir.
Aynı şekilde Terme ilçesindeki Ambartepe ve Tellipınar bölgelerinde de kaya üzerine işlenmiş damga örnekleri tespit edilmiştir.
Bu damgalar basit işaretler değildir.
Bunlar bir aidiyetin mühürleridir.
Bir halkın, “Biz buradaydık” diye taşa bıraktığı imzalardır.
Damga yani Tamga geleneği, Türk kültürünün en eski kimlik göstergelerinden biridir.
Her boyun, her obanın kendine ait damgası vardır.
Bu damgalar mülkiyeti, aidiyeti ve varlığı temsil eder.
Samsun’da kaya üzerine işlenmiş bu damgalar, Ön-Türk ve Turani kavim olarak bilinen İskitlerin bu bölgede Milattan önceki dönemlerde yaşadığını gösteren güçlü kültürel işaretlerdir.
Bu noktada artık mesele sadece bir yorum değildir.
Bu, taşa kazınmış bir gerçektir.
Karadeniz’in sadece bir geçiş yolu değil,
kadim bir yurt olduğunu gösteren bir gerçektir.
Bu tarihsel süreklilik, yüzyıllar sonra Bizans kroniklerinde de karşımıza çıkar.
Takvimler 1068 yılını gösterdiğinde, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, Selçuklu akınlarına karşı Anadolu’da savunma hazırlıkları yapmaktadır.
Bizans kroniklerinde dikkat çekici bir ifade yer alır:
İmparatorun, Kapadokya’da yaşayan ve “İskit” olarak adlandırılan yerli halkla anlaşarak ordu hazırladığı belirtilir.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken ifade şudur: Yerli halk.
Bizans, Kapadokya’daki bu topluluğu dışarıdan gelen bir unsur olarak değil,
bölgenin yerli unsuru olarak tanımlamaktadır.
Bizans literatüründe “İskit” kelimesi sıradan bir isim değildir.
Bu kelime, çoğu zaman Türk kökenli bozkır halklarını ifade etmek için kullanılmıştır.
Hunlar, Peçenekler, Kumanlar ve Oğuzlar, Bizans kaynaklarında sık sık “İskit” olarak anılmıştır.
Bu nedenle Bizans’ın Anadolu’daki bir halkı İskit olarak tanımlaması, Anadolu’daki Türk varlığının sadece Selçuklularla başlamadığını, daha eski tarihsel katmanlara dayandığını göstermektedir.
Bu tarihsel çizgi kesintisizdir.
M.Ö. 7. yüzyılda İskitler Karadeniz’e ve Anadolu’ya yerleşir.
Yüzyıllar geçer.
Hunlar gelir.
Sabirler gelir.
Peçenekler gelir.
Ve Bizans, Anadolu’nun kalbinde hala “İskit” olarak adlandırdığı topluluklardan söz etmeye devam eder.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, bir sürekliliktir.
Selçuklu akınları bu sürecin başlangıcı değildir.
Bir hızlanma ve siyasi dönüşüm noktasıdır.
Malazgirt bir başlangıç değil, bir dönüm noktasıdır.
Çünkü Anadolu’nun kapıları Malazgirt’te açılmadı.
O kapılar zaten açıktı.
Malazgirt, o kapıdan kalıcı olarak girilen andır.
Karadeniz bu sürekliliğin en güçlü tanığıdır.
Herodot’un satırlarında bu gerçek vardır.
Bizans kroniklerinde bu gerçek vardır.
Ve en önemlisi, Samsun’un kayalarında bu gerçek vardır.
Salıpazarı Yeşilköy’deki damgalar,
Terme Ambartepe ve Tellipınar’daki işaretler,
Karadeniz’in hafızasının taşa kazınmış halidir.
Bugün Karadeniz kıyılarına baktığınızda sadece denizi görmezsiniz.
Bir hafıza görürsünüz.
Binlerce yıl boyunca bu topraklarda yaşamış halkların izlerini görürsünüz.
Ve o izlerin arasında,
en eski ve en derin olanlardan biri İskitlerin izidir.
Sessizdir ama silinmemiştir.
Karadeniz bir koloni değildir.
Karadeniz bir yurttur.
Ve o yurdun kimliği,
Samsun’un taşlarında hala yaşamaktadır.









































