Samsun Limanına gelecek olan Arrhenius isimli LPG gemisinin gövdesinde patlamaya hazır mayın bulunması olayını köşe yazısına taşıyan Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kurt, Karadeniz'deki tehlikeye dikkati çekerek, "O gemi ya Samsun Limanında patlasaydı" dedi.
Tankerler, Mayınlar ve Hibrit Savaşlar
Karadeniz’de dolaşan artık sadece tankerler değil. Gövdesine mayın bağlanmış jeopolitik mesajlar da denizlerde dolaşıyor.
Rusya’nın Ust-Luga Limanı’nda, Samsun’a gelmeye hazırlanan Arrhenius isimli LPG tankerinin altında iki adet askeri tip manyetik mayın bulunduğu iddiası sıradan bir denizcilik haberi değildir. Bu olay, Karadeniz’in artık yalnızca enerji ve ticaret koridoru değil; hibrit savaşların, istihbarat operasyonlarının ve görünmez sabotajların sahasına dönüştüğünü gösteriyor.
Üstelik mesele yalnızca Rusya’nın iddiası ya da NATO tartışması değildir.
Asıl mesele şudur:
Eğer o tanker Samsun Limanlarına veya şehrin açıklarına ulaşsaydı…
Eğer o düzenekler İstanbul veya Çanakkale Boğazı geçişinde infilak ettirilseydi…
Bugün bambaşka bir felaketi konuşuyor olabilirdik.

Bir LPG tankerinde yaşanacak patlama sadece bir gemiyi batırmaz. Liman altyapısını felç eder. Enerji terminallerini etkiler. Deniz ticaretini durdurur. Çevresel felaket oluşturur. Boğazları kapatır. Sigorta krizleri başlatır. Türkiye’yi uluslararası bir güvenlik krizinin merkezine iter.
Daha önemlisi, bu tür operasyonlar artık klasik savaş yöntemi değildir. Kimliği belirsiz, izi bulanık, failin kolayca reddedilebildiği “gri bölge operasyonlarıdır.”
Bir dönem boru hatları hedefteydi.
Sonra enerji santralleri…
Şimdi ise tankerler ve limanlar.
Karadeniz’de yeni dönemin şifresi budur:
“Ekonomiyi vur, lojistiği kilitle, devleti baskı altına al.”
Samsun Limanı bu nedenle artık sadece ticari bir liman değildir. Karadeniz enerji trafiğinin kritik düğüm noktalarından biridir. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan yeni jeopolitik hatta Samsun; enerji, tahıl, LPG, konteyner ve askeri lojistik açısından çok daha stratejik hale gelmiştir.
Bu yüzden Türkiye’nin özellikle Samsun, Ceyhan, Marmara Ereğlisi, İstanbul ve Çanakkale hattında deniz güvenliği konseptini yeniden ele alması gerekiyor.
Artık sadece gemi evrakı kontrolü yetmez.
Su altı tarama sistemleri…
Liman çevresi sonar ağları…
Dalgıç timleri…
İnsansız su altı araçları…
Manyetik anomali taramaları…
Yapay zekâ destekli liman güvenliği…
Bunlar lüks değil, zorunluluktur.
Çünkü yeni savaşlarda bazen füze atılmaz.
Bir tanker sessizce yüzdürülür.
Ve bazen bir ülke, top sesleriyle değil…
Bir limandaki patlamayla diz çöktürülmek istenir.









































