Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kurt, Suriye'de yaşanan gelişmeleri kaleme aldığı Suriye'de Neler Oluyor? başlıklı köşe yazında "Suriye’de son günlerde yaşananlar bir cephe savaşı gibi görünmüyor" dedi, olup bitenlerin ne anlama geldiğini yazdı!
Suriye’de Neler Oluyor?
Suriye’de son günlerde yaşananlar bir cephe savaşı gibi görünmüyor. Daha çok haritanın sessizce yeniden çizildiği, kimsenin yüksek sesle konuşmadığı ama herkesin sonucu gördüğü bir süreci andırıyor.
Ne büyük çatışmalar var ne de zafer ilanları. Buna rağmen son günlerde sahada ciddi bir çözülme yaşandı. SDG’nin Rakka’dan, Deyrizor’dan ve Fırat’ın doğusundaki geniş alanlardan çekilmesi, askeri bir yenilgiden çok “sessiz bir tasfiye”ye işaret ediyor. Silah patlamadan alan kaybedilen bir tasfiye bu.
PKK’nın “Rojava” adını verdiği yapı da zaten bu kırılgan zeminin üzerinde yükselmişti. Uluslararası hukukta karşılığı olmayan, kalıcı bir statü üretmeyen, tamamen ABD’nin askeri korumasına dayalı fiilî bir özerklik denemesiydi.
İdeolojik iddiası büyüktü ama varlığı dengeye bağlıydı. O denge bozulduğunda ayakta kalması mümkün değildi.
Uzun süre bu dengeyi ayakta tutan temel unsur Rusya’ydı. Esad döneminde Rusya sahadayken PKK çizgisindeki yapı, ABD ve İsrail’le temas kurabiliyor, ama aynı anda Rusya faktörünü de hesaba katarak hareket edebiliyordu.
Bu, üç ayaklı bir dengeydi.
Rusya sahadan çekilip etkisini kaybedince bu yapı çöktü. Manevra alanı daraldı, hatta ortadan kalktı. İnisiyatif tamamen ABD–İsrail hattına geçti.
Tam da bu noktada ABD’nin strateji değişikliği belirleyici oldu.
ABD, Suriye’yi uzun süre parçalı yapılar üzerinden yönetebileceğini düşündü. Ancak sahadaki maliyet arttıkça ve yeni bölgesel öncelikler öne çıktıkça bu modelden vazgeçti. Merkezi devlete dönüş kararı alındı ve Ahmet Şara’ya verilen yeşil ışık bunun ilanıydı.
Bu kararla birlikte SDG, ABD açısından bir “kazanım” olmaktan çıktı ve taşınması gereken bir yüke dönüştü.
Bu sürecin sahadaki uygulayıcısı ise ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack oldu.
Masaya konulan plan net: Özerklik yok, federasyon yok, siyasi pazarlık yok. Sadece bireysel entegrasyon. Yani yapı olarak değil, tek tek sisteme katılım. Bu, SDG’nin hem askeri hem siyasi olarak dağıtılması anlamına geliyor. Bir uzlaşmadan çok, kontrollü bir tasfiye süreci yaşanıyor.
İçerideki çözülme de bu tabloyu hızlandırdı. SDG’nin dayandığı Kürt–Arap ortaklığı çöktü. Petrol gelirleri, temsil krizi ve meşruiyet tartışmaları derinleşti. ABD’nin geri çekilen tutumu, Arap aşiretleri için son işaret oldu. Saflar hızla değişti, Şam sahaya büyük çatışmalar yaşamadan geri döndü.
Bu noktada yıllar önce söylenen bazı sözler, bugün yaşananları adeta özetliyor.
Hrant Dink’in şu uyarısı, olup biteni anlamak için hâlâ geçerliliğini koruyor:
“Emperyalizm aynen Ermeniler gibi Kürtleri de kullanır gider. Kürtler, bu noktada ya yegâne devletleri olan Türkiye’ye sahip çıkacak ya da Amerika, İsrail gibilerinin peşine takılarak elde olanı da kaybedecekler.”
Bu söz, bugün Suriye sahasında yaşananların kısa bir özeti gibi duruyor.
Aynı uyarıyı farklı bir dille, yıllar önce Beşar Esad da yapmıştı. 2019’da Kürtlere hitaben yaptığı konuşmada söylediği şu cümle, bugün yaşananları neredeyse birebir anlatıyor:
“ABD sizi korumayacak, sizi kalbine veya kucağına almayacak. Sizi kendi cebine koyacak ve takas için kullanacak.”
Türkiye açısından bakıldığında tablo oldukça açık. PKK çizgisindeki yapı siyasi ve askeri olarak tasfiye ediliyor.
Ankara’nın yıllardır itiraz ettiği model, sahada fiilen sona eriyor. Sınır güvenliği, iç politika ve bölgesel denge açısından Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşen bir süreç ilerliyor. Ancak bu tablonun tek kazananı Türkiye değil. Uzun bir aradan sonra Suriye merkezi devleti de devlet refleksini yeniden sahaya koymuş durumda.
İsrail cephesinde ise hesap daha dolaylı. Artık mesele Kuzey Suriye’de bir özerk yapı değil. Asıl soru, Türkiye ile olası temas hattının nerede şekilleneceği. Şam mı, Beyrut mu, Sayda mı, yoksa Şebaa mı?
İsrail şimdilik doğrudan müdahale yerine beklemeyi, izlemeyi ve yeni fay hatlarını ölçmeyi tercih ediyor.
Bütün bu tabloya İran dosyasını eklemeden resmi tamamlamak mümkün değil. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik baskıyı artırma ihtiyacı, sahada yeni araçlara duyulan ihtiyacı da beraberinde getiriyor. Bu yüzden Suriye’de yaşananları sadece bir çöküş olarak okumak eksik kalır. Ortada aynı zamanda bir yeniden konumlandırma süreci var. Rusya’nın çekildiği bir alanda, ABD–İsrail hattı oyunu yeniden kuruyor. PKK bağlantılı unsurlar ise bu oyunda giderek “takas edilebilir aktörler”e dönüşüyor.
Kürtler açısından ortaya çıkan bilanço ise ağır.
Askeri kazanımlar siyasete çevrilemedi. Özerklik iddiası zamanla belediyecilik düzeyine indirildi. İdeolojik hayaller, bölgesel gerçekliğe çarptı. Destek sanılan güçlerin, çıkar değiştiğinde ne kadar hızlı yön değiştirebildiği bir kez daha görüldü.
Sonuç olarak bugün Suriye’de mesele artık “Rojava” ya da Kürtler değil. Asıl mesele; Rusya’nın çekildiği, ABD–İsrail’in inisiyatif aldığı ve İran dosyasının yeniden açıldığı yeni bir Ortadoğu denklemidir.
Harita değişiyor ama asıl değişim, kimin kullanıldığı ve kimin kenara bırakıldığı sorusunda düğümleniyor. Ve bu soru, önümüzdeki dönemin en belirleyici sorusu olmaya aday.









































