Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, Amerikanın Hürmüz Boğazı'nın Amerikan toprağı olduğu savunmasına tepki gösterdiği köşe yazısında "Allah aşkına, binlerce uzaktaki yer nasıl Amerikan toprağı oluyor? Şeytanın, Firavunların, Nemrutların düzeni" dedi.
Aslında iİnsanlık tarihi, hak ile batılın, adalet ile zulmün mücadelesinin ta kendisidir. Ve bu mücadele Hz. Adem’den bu yana yeryüzünde değişmeyen bir gerçektir. Bir tarafta Hakk'ın ve adaletin yolu, diğer tarafta ise Şeytan'ın kumandasında Firavunların, Nemrutların köleleştirme düzeni. Bugün dünyada gördüğümüz o kibir ve zulüm, tam da o binlerce yıllık Firavun sisteminin ta kendisidir.
Adamlar kalkıp binlerce kilometre öteden gelecek, sonra da utanmadan, çekinmeden "Hürmüz Boğazı Amerika’nın toprağıdır" diyecek. Allah aşkına, binlerce uzaktaki yer nasıl Amerikan toprağı oluyor? Bu ne demektir biliyor musunuz?
"Dünya bizimdir, nereye istersek çökeriz, size ne kadar yer, ne kadar özgürlük verirsek ancak o kadarla yetineceksiniz" demek istiyorlar.
Bütün dünya, tıpkı İran gibi, bu emperyalistlere karşı direnmeli ve asla boyun eğmemelidir. Önümüzdeki yol bellidir. Ya onurlu bir özgürlük ya da kölelik.
Tabii ki bu tabloyu okurken, eğer inanıyorsak bizim ölçümüz, pusulamız bellidir. Peki yüce Yaratıcı Kur’an-ı Kerim’de bizleri uyarmıyor mu?
Maide Suresi 51. ayette buyuruyor ki; "Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları veli (dost, amir, yönetici) edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır."
Ayet bu kadar netken, kalkıp da Amerika’yı, İsrail’i baş tacı edenlerin, onları kendilerine, amir kabul edenlerin hali ortadadır. Müslüman kardeşinin aleyhine kapalı kapılar ardında pazarlık yapanlar malesef bu ilahi ikazı bile bile görmezden geliyorlar.
Şimdi aramızda konuşalım; memlekette her gün birbiri ardına patlatılan suni gündemleri, siyasi çalkantıları falan sakın sadece içerideki sıradan meselelerden ibaret sanmayın. Tabii ki içerideki toz dumanın bir etkisi var ama bu kargaşaların temelinde ne yatıyor biliyor musunuz?
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra masaya oturup Türkiye'yi Ortadoğu'dan ve dünyadan tamamen silmek, köşeye sıkıştırıp bitirmek isteyen o emperyal ve siyonist aklın ortak planı yatıyor. Bu planın amacı ne? Dünyanın bütün malını mülkünü tek elde toplamak. Kendilerince ilahi bir emir kabul ettikleri, bütün insanlığı kul köle yapacak olan o Büyük İsrail (Arz-ı Mevud) hayalini gerçeğe dönüştürmek. Bugün insan hakları, özgürlük adı altında ne yapıyorlar? Bin yıldır bu topraklarda etle tırnak gibi, kardeşçe yaşayan halkları en hassas yerinden büküp ayırmaya çalışıyorlar. Oradan küçük küçük federe devletçikler çıkarıp büyük İsrail'in esaretine bağlayacaklar, Anadolu insanını güçsüzleştirip mat edecekler. Oyunun özü budur.
Yine bazı aklı karışıklar tarafından sürekli, şu algı üretilmeye çalışılıyor: "Amerika 11 bin kilometre öteden gelip Ortadoğu'da, İslam coğrafyasında sanki Allah rızası için mücadele veriyor; dünya özgürleşsin diye trilyonlarca dolar harcayıp ekonomisini riske atıyor."
Hiç öyle şey olur mu? Zaten onların inandığı değerlerle, bizim inancımız taban tabana zıt. Bizim inandığımız Hak katında tüm insanlığın kurtuluşu, adaleti ve merhameti vardır; onların arkasına sığındıkları zihniyet ise kendi çıkarlarından başka bir şeyi tanımaz. Peygamberimizi bile kabul etmeyen, inanç dünyaları ve hedefleri bambaşka olan bu odaklar bizimle asla gerçek anlamda dost olamaz.
Zaten Amerika kendi cebinden harcıyor değil; o harcanan trilyonlarca doları, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı'dan koparıp kendine bağladığı, birbirine düşman ettiği o çoğunluğu Müslüman halklardan oluşan devletlerin yöneticilerinden fazlasıyla tahsil ediyor. Sakın kimse çıkıp da "Amerika Hürmüz'e geldi de uçak kaybetti, asker kaybetti, ekonomisi battı" masalını da anlatmasın. Batan Amerika falan değil; Amerika'yı baş tacı eden, ülkesinin bütün petrol kaynaklarını ona peşkeş çeken o işbirlikçi yöneticilerdir.
İşte oyun bu kadar büyük. En acı olanı da ne biliyor musunuz? Bu oyunu açıkça görmesi ve itiraz etmesi gerekenlerin hâlâ bu düzende başrol oynamaya devam etmesi. Kesin hükümlerle bu oyunlara karşı uyanık olmak, kardeşlerimizi sırtından hançerleyen bu pazarlıklara dur demek zorundayız. İşimiz gerçekten çok zor. Allah bu millete, bu ümmete şuur, feraset ve uyanıklık versin.










































