Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, Çerçeve Yasa kapsamında TBMM gündemine gelen 12 maddeye ilişkin yazdığı köşe yazısında "Elbette silahların susması istenir. Bu 12 maddeden sonra ne gelecek? Sonra ne olacak? Bu kaygının nedeni de anlaşılmaz değildir" dedi.
On Üçüncü Madde
On üçüncü madde mi? Ama önümüzdeki yasa zaten on iki maddeden oluşuyor.
Evet. Zaten mesele de tam olarak burada başlıyor.
Bugün Meclis’e sunulan on iki maddeyi, elbette okuyacağız.
Ama belki de asıl bakmamız gereken, o on iki maddenin ardından neyin gelebileceğidir.
Çünkü sözünü ettiğim on üçüncü madde, bugün metinde yazan bir madde değil.
Benim 'on üçüncü madde' dediğim, sonrasıdır.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı bir sorunun demokratik yollarla çözülmesini kim istemez?
Silahların tamamen susmasına kim karşı çıkabilir?
İnsanların kimlikleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği, çocuklarımızın artık terör haberleriyle büyümediği bir Türkiye’den daha değerli ne olabilir?
İtiraz bunlara değil.
Asıl kaygı, bugün yazılanlardan çok, yarın bunların ardından ne geleceğidir.
Bugün yürütülen sürece ilişkin tartışmanın düğümlendiği yer de tam burasıdır.
Mesele gerçekten yalnızca bugün önümüzde duran on iki maddeden mi ibaret?
'On üçüncü madde' tam da, burada ortaya çıkıyor.
Bugün metinde olmayan, fakat bugün atılan adımların devamında gündeme gelebilecek düzenlemeler...
Çünkü bir yasa yalnızca kendi maddeleriyle değil, içinde bulunduğu siyasi süreç ve ardından gelebilecek düzenlemelerle birlikte de değerlendirilir.
Üstelik adı üzerinde, bu bir çerçeve yasa.
Bu nedenle “Bunların hiçbiri bugün bu on iki maddede yazmıyor.” demek tartışmayı bitirmiyor.
Asıl soru başka:
Bu on iki maddeden sonra ne gelecek?
Bu kaygının nedeni de anlaşılmaz değildir.
Çünkü bu yasa siyasi bir boşlukta karşımıza çıkmadı.
Aynı dönemde yeni anayasa konuşuluyor.
Vatandaşlık tanımı tartışılıyor.
Yerel yönetimlerin yetkilerine ve devletin idari yapısına ilişkin farklı modeller dile getiriliyor.
Terör örgütü mensuplarının hukuki durumuna ilişkin çeşitli ihtimaller kamuoyunda tartışılıyor.
Bütün bunlar aynı siyasi dönemin başlıklarıysa, önümüzdeki on iki maddeyi bunların tamamından bağımsız okumak mümkün müdür?
Asıl belirsizlik burada başlıyor.
On üçüncü madde tam da budur.
Bugün yazılmamış olanın, yarın siyasi ve hukuki sürecin hangi noktasında karşımıza çıkabileceği...
Türkiye kırk yılı aşkın süredir terörün ağır bedellerini ödedi.
Şehitler verdi.
Ocaklar söndü.
Hayatlar yarım kaldı.
Elbette silahların susması istenir.
Ancak silahların susmasını istemek ile, silahlar sustuktan sonra kurulacak hukuki ve siyasi düzeni sorgulamak birbirine karşıt değildir.
Tam tersine, böylesine önemli bir süreçte yapılması gereken budur.
Terör örgütü liderinin veya örgüt mensuplarının hukuki statüsünü değiştirecek yeni düzenlemeler gündeme gelecek mi?
İnfaz rejiminde yeni istisnalar oluşturulacak mı?
Hak yoksunlukları, siyasi hayata katılım veya kamu görevlerine dönüş bakımından yeni hükümler getirilecek mi?
Bugün bu soruların cevabı açık değilse, toplumdaki tereddüdü yalnızca “Bunlar bu yasada yazmıyor.” diyerek gidermek mümkün değildir.
Çünkü insanların merak ettiği yalnızca bugün ne olduğu değildir.
Sonrasıdır.
Bu nedenle Cumhuriyet’in temel nitelikleri konusunda da aynı açıklık gerekir.
Üniter devlet yapısına ilişkin herhangi bir değişiklik gündeme gelecek mi?
Ortak yurttaşlık hukukunun yerine farklı hukuki veya siyasi statüler doğurabilecek bir yapı tartışılacak mı?
Bunların olacağını söylemek başka şeydir.
Bunların ihtimalini ve siyasi sürecin yönünü sorgulamak başka.
Bu soruları gündeme getirmek barışa karşı olmak değildir.
Belirsizliğe karşı dikkatli olmaktır.
Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir.
Barış aynı zamanda adalet duygusunun korunmasıdır.
Terör nedeniyle evladını kaybetmiş bir anneye, eşini kaybetmiş bir insana, yetim büyümüş bir çocuğa devletin söyleyeceği söz de bu sürecin parçasıdır.
Hukuk yalnızca failin geleceğini belirlemez.
Hukuk aynı zamanda mağdura devletin nerede durduğunu gösterir.
İşte bütün tartışmanın düğümlendiği yer burasıdır.
Bir ülkenin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda yalnızca bugünün maddelerine bakmak yetmez.
O maddelerden sonra açılabilecek yolları da bugünden düşünmek gerekir.
Siyasi ve hukuki süreçler çoğu zaman tek bir düzenlemeyle tamamlanmaz.
Bir düzenlemeyi başka düzenlemeler izleyebilir.
Bu nedenle bugünkü adımların yalnızca bugünkü sonuçlarını değil, devamında ortaya çıkabilecek hukuki ve siyasi ihtimalleri de değerlendirmek gerekir.
İşte bu yüzden mesele yalnızca on iki madde değildir.
On üçüncü maddedir.
Çünkü on üçüncü madde yazılı bir madde değildir.
On üçüncü madde, sonrasıdır.
Çünkü mesele barışa evet ya da hayır demek kadar basit değildir.
Mesele, barış adına atılan adımların yarın bizi hangi hukuki ve siyasi sonuçlara götürebileceğini de bugünden sorgulayabilmektir.
On üçüncü madde önümüzdeki en önemli sorudur:
Sonra ne olacak?









































