Samsun Kent Haber köşe yazarı Osman Kandıra, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıldönümü ile ilgili yazdığı köşe yazısında, 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gece yaşananları ve yaşadıklarını yazarak "Hala içimizde kriptolar var" uyarısı yaptı.
Değerli dostlar, 15 Temmuz hain darbe girişiminin yine bir yıldönümü geldi çattı. Bunun önemi de, müslümanın aynı yerden tekrar tekrar ısırılmaması gereğini de hatırlatıyor. O gün Türk parasının arzını ve yönetimini sağlayan, bir kurumda yöneticiyim. TV'lerde gördüğümüz kadarıyla bunun bir darbe kalkışması olduğunu fark eder etmez evden çıktım.
Şehirde öyle bir ortam var ki, kime güveneceğinizi bilmiyorsunuz. Çok tuhaf bir durum var. Fakat en azından il emniyet müdürünü arayıp, havayı test etmek istedim. Emniyet müdür yardımcısı ile telefon teması kurabildim. Heyecanlı ve vatanımızın geleceği için ümitli gördüm. Ancak çok temkinliydim. Aynı zamanda evde misafirim var, onu da otogara götürüp Samsun'a yolcu ediyorum. Yolda gördüğüm manzara, içimi öyle bir ferahlattı ki, zira köylerden, şehirden ve ilçelerden taka veya lüks arabalarına, traktörlerine binen, şehirde yaşayıp sokağa çıkan binlerce kardeşimiz, Bozkurt işareti yaparak ve tekbirlerle sokakları adeta kilitlemeye devam ediyordu.
Ohh işte bu! Güvenecek güç burada dedim. Hepsinden Allah razı olsun. Tam o anda hainleri temizleyeceğimize, tam bir güven ve inancım iyice pekişti. Misafirimi otogara bıraktım. Tam beş dakikalık yolu, bir buçuk saatte işyerime gelebildim.
Mesai bittiği için sadece benim içeri girme yetkim vardı. İşyerinde silahlı güvenlik olsa da, o anda benim de orada olmam çok kıymetli idi. Evime çok çok yakında bulunan İl Emniyet Müdürlüğü'nün çevresinin, iş makineleri ile Büyükşehir Belediyemiz tarafından kapatıldığını ve geniş bir halk kitlesinin kelle koltukta, kum gibi kaynadığını görmüş ve sevinmiştim. Neyse, iş yerine geldim. Ortalık sakindi. Hainler de muhtemelen havayı kokluyor gelişmeleri takip ediyor olmalıydı. Güvenlik birimi, bir yandan canlı kamera ekranlarını takip ediyor, bir yandan bina içinde devriye atıyorlardı. Beni kameralardan görmüşler ve bir görevli kapıya gelmişti.
İçeri girdim ve şöyle dedim; "Arkadaşlar, bu hainler parayı çok sever, muhtemelen buraya gelmenin hayalini kurabilirler. Vatan için bir gün ölmek gerekirse, o gün işte bu gün. Ben buraya sizinle birlikte ölmek için geldim. Ölürsek beraber öleceğiz. Allah şehadeti nasip etmişse, o şehadet şerbetini birlikte içeceğiz" dedim.
Arkadaşlar tarifsiz bir duygu yoğunluğu ve coşku ile boynuma sarıldılar. Ve o vatan hainlerini uzun bir süre bekledik. Ortam hainler aleyhine şekillenmeye başlayınca, oradan ayrıldım. Oturduğum binadan komşum olan bir muvazzaf asker beni aradı.
"Abi beni birlikten komutan aradı, silahını al gel dedi, emniyet müdürüne sorabilir misin gideyim mi gitmeyin mi?" diye bana sordu. İrtibat kurduğum emniyet müdür yardımcısına sorduğumda, "Kendisi bilir isterse gitsin" dedi.
Ortalık karışıktı, kime tam olarak güveneceğimiz belli değildi. Ama güvenecek sadece üç unsur vardı. Önce Allah, sonra kendim ve sokaktaki gözyaşartan coşkulu ve hırslı, bozkurt işaretleri ile tekbir getiren canım insanlar. Hep şu duayı ettim:
"Allah'ım, vatanımı kurtarmada bana da bir pay ve görev ver ve şehadeti nasip et".
O gün şehit olmayı çok istedim. Ahiretim de kurtulacak ve kalanlarıma da mirasın en güzelini bırakacaktım. Arayan askere, beni bekle geliyorum dedim. Eve geldiğimde hazır vaziyette dışarıda bekliyordu.
"Abi bu Fetö'cü hainler beni infaz edecekler ne yapayım" dedi.
Arabası yoktu. "Seni birliğine ben götüreceğim, ancak silaha mermiyi sür, hazır ol, en ufak bir tereddütte hepsini gebert, zaten sen onların ne menem olduğunu biliyorsun" dedim.
"Hepsinin ciğerini biliyorum" dedi.
Bunun üzerine birliğe geldik. Yaklaşık beşyüz metre öncesine bir polis kontrol noktası oluşturulmuş. Polis de tedirgin vaziyette. Polis ile görevim icabı çok yakın çalışmıştık. Kendimi tanıttım ve geçtik.
Arkadaşa söyle dedim: "Durumu kontrol et, halin icabına göre o hainleri yere sereceksin! Silah sesi veya sorun olmadığına dair telefon bekliyorum" diyerek birliğe bıraktım.
Her yerde elektrikler kesikti. Araba ile nizamiye çıkışını kapattım ve kendim de içinde beklemeye başladım. Beş dakika sonra telefon geldi.
"Abi sen dön, burası sakin, gerekirse gereğini yapacağım" dedi.
Ve oradan ayrıldım. Bir ara eve uğradım. Cumhurbaşkanımızın TV kanallarında, araba radyosunda da dinlediğim, o çağrısı yayınlanıyordu. Allah'a defalarca hamdettiğimi hatırlıyorum. Sokaklar, caddeler, meydanlar ve tüm kamu binaları Aziz Türk Milleti tarafından tutulmuş, ortalık mahşer yeri gibiydi. O akşam o hain başı Fetullah soytarısı, o kalabalığın eline geçse, eminim en büyük parçası bir gram bile kalmazdı. Sabaha karşı, ben emniyet müdürlüğü ile iş yerim arasında mekik dokurken, emniyetten bir mesaj geldi.
Aynen şöyle yazıyordu: "Abi elhamdülillah başaramadılar".
Sevinçten göz yaşlarımı tutamadım. Ve bu gün, bu hainler nasıl bir zehir nasıl bir hap aldılarsa hala aramızda, sosyal medyada zehir saçmaya devam ediyorlar.
Hâlâ kriptolar var. Bu gün içimizde bir takım güruh, hâlâ ABD, İsrail, Avrupa, Yunan ve Rum ağzı ile ve aynı söylemlerle saldırıyor. Dünyanın hiç bir ülkesinde böyle bir şey yok. Avrupa ve ABD ülkü ocaklarını terör örgütü ilan etmiştir.
İçimizdeki bazıları da böyle davranmaktadır. Avrupa'da Bozkurt işareti yapmak suçtur. Düşmanın attığı okun yönü bellidir. İçimizdeki sözde milliyetçilerle beraber bazı sol cenahlar da aynı eylem ve söylem içindedir. Ortak akıl ve ortak ağız ile hareket etmektedir. Gerçeği görmek için fazla akıllı olmaya gerek yoktur. Zira her şey ortada gün gibi açıktır. Sayın Cumhurbaşkanımızı ve sayın MHP genel başkanımızı çok iyi anlamamız ve hiç bir menfaat gözetmeden yanında dim dik durmalıyız. Bunu anlayamayan, idrak edemeyen evine gitsin torunlarını sevsin, tavuklarını yemlesin.
15 Temmuz gecesi, Türk Milleti hiç bir organizasyon yapılmadan, tek bir vücut olmuş ve dünyada eşi benzeri olmayan şanlı bir savaşı, birkaç saat içinde vatanın her karışında kanıyla canıyla kazanmıştır. Bu yüce Allah'ın organizasyonudur. Bu vatan aşkını ve azmini yüce Allah o gece kalplerimize vahyetmiştir. O istemese olmazdı. Allah böyle nasip etti elhamdülillah.
Bunda da bir mesaj vardır. Bu mesaj, geleceğe dairdir. Herkes bu mesajı almalıdır. Bize falan hoca, filan efendi, şeyh, şıh lazım değildir. Cennetle müjdelenmiş uymakla emrolunduğumuz peygamber varken, orada burada, Allah'ın sevgili kulu olduğuna, delilimiz olmayan bir takım insanların peşinden koşmak cahil işidir.
Allah'ın kitabında aynen buyurduğu gibi; Bize Kur'an yeter, bize Peygamberimiz yeter, bize Allah yeter. Çok çalışıp tevekkül edeceğiz. Adaletten ayrılmayacağız. Yoksa bedeli olur. Bu güne kadar ödenen bedeller, yapılan hataların sonucudur. Allah yar ve yardımcınız olsun.









































