Samsun Kent Haber köşe yazarı Temel Armutçu, İslam dünyasının yaşadığı zulmün temelinde, ekonomik veya askeri yetersizlik değil, akıl tutulması ve irade parçalanmasının yattığını yazdı.
"Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır."
Bu kadim hakikat, sadece bir temenni değil, tarih sahnesinde defalarca teyit edilmiş sosyolojik ve siyasi bir yasadır. Bugün 57 İslam ülkesinin içinde bulunduğu tablo, bu ilkenin göz ardı edilmesinin acı bir faturasıdır. Dağınık, parçalanmış ve birbirinin ayağına basan bir yapının, küresel emperyalist bloklar karşısında kukla statüsünden kurtulması mümkün görünmemektedir.
Tarihsel Hafıza ve İbret Vesikaları
İslam tarihi, birliğin sağlandığı dönemlerde adaletin ve medeniyetin yeryüzüne nasıl hükmettiğinin örnekleriyle doludur. Medine Vesikası, farklı inanç ve toplulukların bir arada, bir üst kimlik ve ortak akıl çerçevesinde nasıl barış içinde yaşayabileceğini gösteren ilk anayasal metinlerden biridir. O dönemde Müslümanlar, ayrılığın fitneye kapı araladığını bildiklerinden, "tek bir vücudun azaları gibi" hareket etme iradesini göstermişlerdir.
Buna karşın, Endülüs Emevi Devleti'nin son dönemleri veya Selçuklunun ve Osmanlının çöküş sürecindeki beyliklerinin yönetimlerinin birbirine düşmesi, ayrılığın nasıl bir azap getirdiğinin en somut tarihsel vesikalarıdır. Birbirini zayıflatan, dış güçlerin taşeronluğunu yapmaktan çekinmeyen yerel yönetimler, nihayetinde kendilerini de yok eden o büyük yıkımı davet etmişlerdir. Tarih bize şunu fısıldar. İçerideki ihtilaf, dışarıdaki sömürgecinin en güçlü silahıdır.
Sömürgeci Akıl ve Günü Kurtarma Yanılgısı
Bugün Batı'dan Doğu'ya, ABD'den İsrail'e kadar uzanan emperyal bloklar, İslam coğrafyasını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek istemektedir. Bu güçler için İslam dünyası; bir ortak, bir müttefik veya bir değerler bütünü değil bir hammadde deposu, bir pazar alanı ve stratejik bir oyun sahasıdır.
Sömürgeci zihniyet, böl-yönet prensibi üzerine kuruludur.
Bazı İslam devletlerinin, günü kurtarmak adına bu siyonist ve emperyalist odaklar ile kurduğu stratejik ortaklıklar, onları asla hedeften çıkarmaz. Aksine; Güven kaybedilir: İşbirliği yapılan güç, sizi dost olarak değil, işi bittiğinde atılacak bir kullanışlı aparat olarak görür.
Hedefin merkezine yerleşilir: Kendi kardeşine sırt dönen devlet, aslında kendi meşruiyet zeminini dinamitlemekte ve nihayetinde o emperyalist bloğun bir sonraki hedefi haline gelmektedir.
Çözüm: Millet-i Vahide İradesi
İslam dünyasının bugün yaşadığı zulmün temelinde, ekonomik veya askeri yetersizlikten ziyade bir akıl tutulması ve irade parçalanması yatmaktadır. Kendi öz değerlerine dönmek, sadece dini bir ibadet değil, aynı zamanda siyasi bir kurtuluş reçetesidir.
Ortak Bir Vizyon: 57 ülke; ticaret, savunma ve teknoloji alanında kendi bloğunu kurmak zorundadır. Sömürgeci sistemin finansal ve askeri prangalarından kurtulmanın tek yolu, kendi alternatif sistemini inşa etmektir.
Zulme Karşı Tek Ses...
Eğer bugün Filistin'de veya coğrafyanın herhangi bir yerinde zulüm yaşanıyorsa, bu, Müslüman devletlerin ortak bir yaptırım gücüne sahip olmamasından kaynaklanır. Ekonomik ambargodan diplomatik tecride kadar uzanan ortak bir eylem planı olmayan her İslam ülkesi, zulmün ortağı veya seyircisi olmaktan öteye gidemeyecektir.
Sonuç olarak; Emperyalist güçler İslam dünyasının birleşmesinden değil, birbirini tüketmesinden hoşnuttur. İşbirliği yaparsam beni korurlar yanılgısı, İslam tarihinin gördüğü en büyük stratejik yanılgılardan biridir. Sömürgeci akıl, kendi varlığını sizin zayıflığınıza borçludur.
Güçlü bir gelecek; kukla olmayı reddeden, kendi değerlerine güvenen ve Millet-i Vahide bilincini siyasi bir akla dönüştüren devletlerin eseridir. Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır. Tercih; ya parçalanıp sömürülmeye mahkum kalmak ya da birleşip kendi kaderini tayin eden bir medeniyet havzası olmaktır.
Tarihin bu kritik eşiğinde, İslam dünyasının kendi öz kaynaklarına ve kardeşlik hukukuna dönmesi hayati bir tercihdir.









































