Samsun Kent Haber köşe yazarı Doç.Dr. Zafer Şahin, düğün sonrası yaşanan klasik serzenişleri yazarak, düğünlerle ilgili sebeplerini açıkladığı radikal bir çıkış yapıp "Abartılı düğün törenleri olmasın artık" dedi.
Yaz geldi ve düğün sezonu başladı: Bir gösteriş yarışına dönüşen abartılı düğün törenleri olmasın artık!
Hani Siz Muhafazakardınız, Marjinal Olan Bizdik?
Kıymetli Samsun Kent Haber okuyucuları, bu yazımda artık Türk-İslam kültürünün özünden uzaklaşmış, abartıya boğulmuş düğün törenleri üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Konuya ikinci eserim olan "GERZEKLER PANDEMİSİ – Artık Her Yerdeler" adlı kitabımda da değinmiştim.
Malum, Yaz mevsimindeyiz. Aynı zamanda “düğün sezonu” olarak da bilinen bu dönemde, gelenek kisvesi altında sürdürülen, ancak özünde gösteriş ve tatmin aracı haline gelen düğün törenlerine sıkça tanık oluyoruz.
Abartılı kıyafetler, anlamını yitirmiş ritüeller ve lüzumsuz kalabalıklar arasında kaybolan samimiyetin yerini; yüzeysel ilişkiler, ekonomik kaygılar ve “el âlem ne der” korkusu almıştır. Özellikle kendini muhafazakâr olarak tanımlayan çevrelerin bile bu abartıya kapılmış olması, olayın ironik yönünü daha da belirgin hale getiriyor. Özünde eziklik olan bu tür güdüsel davranışları yadırgıyorum.
"Bu Da Kim Acaba?" Anları...
Düğün yapanlar iyi bilir: sahnede oynarken bir bakarsınız karşınızda yılan dansı yapan ya da göbek atıp, gerdan kıran biri belirir. Gelin, “bu kesin damat tarafı” der, damat da “bu kesin gelin tarafıdır” diye içinden geçirir. Kimse o figürleri yapanı kendi tarafına yakıştıramaz.
Takı töreninde boynunuza para iliştirip sizi şapur şupur öpen birini tanımaya çalışırken, içten içe "bu da kimdi acaba?" diye düşünürsünüz. Ardından gelen binlerce kez tekrarlanan kalıp sözler: “Sağ olun efendim, bizi mutlu ettiniz, teşekkürler...”
Gösterişin Sosyolojik Tablosu
Geleneksel olarak muhafazakâr toplumlar olarak tanımlanan Doğu ve Ortadoğu kültürlerinde, gösteriş her zaman daha belirgin olmuştur. Nişan ya da düğünlerde abartılı makyajlar, neyle uyumlu olduğu düşünülmeden giyilen kıyafetler, "ben buraya ait değilim" dercesine eğreti duran tarzlar… Tüm bu görüntüler bana hem komik hem de biraz garip gelir.
Düğün mü? Gösteriş mi?
Nikâh çoktan kıyılmış, insanlar resmen evlenmiştir ama bir de üstüne kına gecesi, ardından düğün ve hatta bazen farklı şehirlerde ikinci bir düğün... Her şey baştan sona tekrar edilir. Anlamını yitirmiş bu törenlerin amacı nedir gerçekten? Kutlama mı, yoksa yatırımın geri dönüşü mü?
Düğün sonrası ise klasik serzenişler:
“Sizinkiler daha az takı taktı”,
“Sizin taraftan az kişi geldi...”
Sahi, bu törenler iki kişinin hayatını birleştirmesi için mi yapılıyor, yoksa insan ve para toplama kampanyası için mi?
Kalabalıkla Güç Tatmini: Hani Siz Muhafazakârdınız, Marjinal Olan Bizdik?
Sosyal medyayla birlikte davetli sayısını artırmak artık çok kolay. Ne kadar kalabalık, o kadar güçlü hissetmek... Gösterişe dayalı bu düşünce, toplumun “biz muhafazakârız” söylemiyle ne kadar çelişiyor, bir düşünelim. Cem Yılmaz’ın dediği gibi: “Hani marjinal olan bizdik?”
Devlet Vergilendirmeli Bence!
Düğünlerde kilolarca altın, tomar tomar para toplanıyor. Aşiret düğünleri başlı başına bir ekonomi. Haliyle şu soruyu da sormadan edemiyorum: “Hayırdır, şirket mi kuruyorsunuz?” Bu yüzden belki de evlilik gerçekten bir “müessese”dir, hatta düpedüz “ticari bir müessese!” Ben, buradan devlet yetkililerine sesleniyorum: düğünlerde toplanan paralardan vergi alınsın!
Gelin ve damadın gece boyu oradan oraya savrulduğu, öpücük sarmalı içinde yorulduğu bir gösteride eğlenenlerin samimiyetinden şüphe duymamak zor.
Batı toplumlarının bizim kadar aklı yok demek ki. Olsaydı bu para kaynağını es geçmezlerdi veya asıl muhafazakâr onlardır. Bizim bu hallerimiz görünce eminim şaşırıyorlardır.
İnşallah, zamanla adına düğün denilen bu tür garip gösterişler azalır. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, esenlikle kalın.
Medeni insan sade olur.
Hocam bende 3 sene önce düğün yaptım. Bu dediklerinizi bir bir yaşadım. Kaç sene borç ödemeye uğraştım. Ne evlendiğimden bişe anladım ne de ev huzurumdan. Aman o ne der bu ne der diye işten çıktım mı ek iş yapmaya gidiyorum. Aile huzurumda bozuldu. 1 çocupum var ellerinizden öper. Evladımı bile çok az görüyorum çalışmaktan kredi ödemekten.
Biz Türk toplumu olarak eğlenceyi ve düğünleri severiz. İş evlenme ve aile kurma meselesine gelince söz, nişan, bekarlığa veda, düğün olmak üzere sırasıyla hepsini itinayla takip eder, elimizden geldiğince yaparız. Bu kısımlar hep iyi başlar ama iş maddiyat kısmına gelince eğlence başka bir duyguya evrilir. Özellikle düğün ve düğünde takılan takı meselesine gelince ortalık karışır. Bir gece eğlenir; bir ömür huzursuz olmayı göze alırız. Üstesinden gelemeyeceksek, gelebileceğimize razı olmalıyıda bilmeliyiz. Ekonomik durumuna göre isteyen Çırağan Sarayında düğün yapar, isteyen 50 kişi çağırıp eğlenir bana göre ikisi de düğün; yanlış olan 50 kişilik düğün yapabilecek durumdayken elalem ne der diyerek 500 kişilik düğün yapıp en güzel gün denilen günü, en sorunlu gün haline getirmek.
Kaleminize sağlık! Ne yazık ki düğünler artık iki insanın hayatını birleştirdiği sade ve anlamlı törenler olmaktan çıktı. Gösteriş uğruna yapılan harcamalar hem ekonomik hem de kültürel bir yozlaşmanın habercisi. Tespitleriniz çok yerinde, katılıyorum.
Nerde o eski düğünler! Demek istiyorum sadece.
Bizim milletimiz de bi tuhaf hem herkesten ailesini sakinir hemde okadar insanın karşısına çıkarır?
Belki de Batı toplumları bu kadar "akıllı" davranıp bu kaynağı vergilendirmediği için bizdeki bu gösteriş çılgınlığı bu boyutlara ulaştı! Gelin ve damadın kendi düğünlerinde yorgunluktan bitap düştüğü, tanımadığı yüzlerce insanı ağırlamak zorunda kaldığı, anlamını çoktan yitirmiş ritüellerle boğuştuğu bu gösterilerin, samimi bir kutlamayla uzaktan yakından alakası kalmadı. İnşallah bu garip gösteriş yarışı, yerini özüne dönmüş, samimi, mütevazı ve asıl amacını hatırlamış törenlere bırakır. "El âlem" korkusundan ve gösteriş tutkusundan kurtulup, evlilik denen kutsal müesseseyi merkeze alan bir anlayışa dönmek dileğiyle.
Bu törenler, artık iki gencin birleşmesi için değil, sosyal statü gösterisi ve bir nevi "yatırımın geri toplanması" için yapılıyor. Kilolarca altın, tomar tomar para toplanan bu organizasyonlar, adeta küçük bir ekonomik hareket. "Aşiret düğünleri" denilen olgu ise başlı başına bir sektör. Bu kadar büyük bir mali hareketlilik ve "hediye" adı altında para transferi söz konusuyken, akla ister istemez şu soru geliyor: "Hayırdır, şirket mi kuruyorsunuz?" Evlilik bir müessese olabilir, ama bu boyutuyla düpedüz ticari bir faaliyete dönüşüyor. Bu gerçek göz önüne alındığında, düğünlerde toplanan bu paraların vergilendirilmesi fikri hiç de mantıksız değil.
Binlerce kez duyduğunuz "Sağ olun, mutlu ettiniz" cümleleri ise samimiyetten tamamen uzak, otomatikleşmiş birer kalıp. Sahnede ne olduğu belirsiz figürlerle dans eden, "yılan kıvırması" yapan veya gerdan kıran insanlar... Kimse onu kendi tarafından saymıyor. Gelin "damadın yakını" diye düşünüyor, damat "gelinin akrabası" sanıyor. Kimlik bunalımı yaşayan makyajlar, uyumsuz ve gösterişli kıyafetler, ortama tamamen eğreti duran tarzlar... Tüm bunlar, törenin asıl amacını gölgeleyen, komik ve bir o kadar da garip bir sosyolojik tablo sunuyor. Sosyal medya, davetli listesini şişirmeyi kolaylaştırdıkça, "ne kadar kalabalık, o kadar itibarlı" yanılgısı da arttı. Bu, özellikle "biz mütevazıyız, muhafazakârız" diyen kesimlerin yaşadığı büyük çelişkidir. Samimi kutlamanın yerini, sosyal medyada paylaşılacak "kalabalık fotoğraflar" için insan toplama yarışı aldı. Düğün sonrası "sizin taraf az takı taktı", "sizin taraftan az kişi geldi" gibi hesap soruşlar da bu hastalığın doğal sonucu.
Yaz geldi, "düğün sezonu" açıldı. Etraf, geleneği, dini değerleri öne süren ama özünde gösteriş ve "el âlem" baskısıyla hareket edenlerin abartılı törenleriyle çınlıyor. Sözde muhafazakâr çevrelerin bu gösteriş çılgınlığına kapılması, durumun en acı ve ironik yanı. "Hani siz muhafazakardınız, marjinal olan bizdik?" sorusu, bu çelişkinin tam kalbine işaret ediyor. Nikâh kıyıldı, evlilik resmen başladı. Peki ardından gelen kına gecesi, devasa düğün, bazen başka şehirde bir "tekrar düğün" neyin nesidir? Kutlama adı altında tekrarlanan bu törenler, artık birer sosyal zorunluluk ve gösteriş mecrasına dönüşmüş durumda. Gelin ve damat, kendi düğünlerinde figüran gibi oradan oraya savruluyor. "Takı töreni" denilen sahnede, tanımadığınız biri boynunuza para iliştirip yüzünüzü şapur şupur öperken, içinizden "Bu da kimdi acaba?" diye geçiriyorsunuz.
Flörte hoş bakmayan muhafazakar insanlarımızın özellikle gençleri için düğünler güvenli ve kontrollü bir ortamda eğlenme ve tanışma imkanı sağlar. Her türlü eğlenceye olumsuz bakıp yasak koymuşsunuz zaten bırakın insanlar düğünde özgürce eğlensin. Bir işin olumsuz yönleri o işi toptan yararsız yapmaz.