Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayhan Hamlı, TBMM'de kurulan Terörsüz Türkiye komisyonunda şehit dernekleri, Cumartesi ve Barış Anneleri'nin kayıtlara geçen konuşmalarını yazdığı yeni köşe yazısında, "Mesele bebek katili Öcalan'ın serbest bırakılması mı?" diye sordu
MESELE BEBEK KATİLİ ÖCALAN'IN SERBEST BIRAKILMASI MI?
Birileri şehit yakını kimliğimle ifade ettiklerimizi, sağa sola çekiştirip başka anlamlar yüklemek istese de, şehit yakınlarının ve gazilerimizin net bir şekilde talebi, Terörsüz Türkiye’dir. Bunun böyle olduğunu bilen, bizi tanıyan bilir, bilmeyen ya da anlamak istemeyen, dediğim dedik diyen istediğini söyleyebilir.
TBMM'de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun dördüncü toplantısında, biz şehit yakınlarını ve gazilerimizi ilgilendiren çok önemli konuşmalar yapıldı.
Konuşmalardan kısa özetler paylaşmak istiyorum;
Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı Mustafa Işık, "Teröristbaşı Öcalan’a kısmı af ya da genel affın gündeme gelmesini kabul etmiyoruz. Teröristbaşının fotoğraflarının sokaklarda dolaşmasına izin verilmemeli. Şehit ve gazilerimizin yakınlarının sabırları zorlanmamalıdır" dedi.
Meclis’teki komisyona gelen Türkiye Gaziler ve Şehit Aileleri Vakfı Genel Başkanı Lokman Aylar, protez gözünü çıkarıp konuştu, "Bu topraklarda yaşamanın bedeli için, bir böbreğimi ve bir gözümü kaybettim. 30 yıldır bu gözle yaşıyorum, bakın gözümü elime alıyorum. Devletimizin birliğine kastetmiş terör örgütü üyelerinin elini kolunu sallayarak ülkemizde gezmesi bizleri derinden üzer." dedi.
TBMM'deki süreç komisyonuna davet edilen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, komisyonda sunum yapıp "Bugün Bakanlık olarak, şehit yakınlarımız ve gazilerimiz adına buradayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi Türkiye'yi buraya, şehitlerimiz taşıdı, gazilerimiz taşıdı. Her birine minnettarız ve onların hatırasını asla çiğnetmeyeceğiz. Terörsüz Türkiye çalışmalarımızı şekillendirirken bu anlayışı temel alarak hareket ettiğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum. Burada paylaşacağımız her bilginin, komisyon çalışmalarına katkı sunacağına, Terörsüz Türkiye politikalarımıza yol haritası teşkil edeceğine inanıyorum" diyerek şehit aileleri, gaziler ve yakınlarına yönelik çalışmaları anlattı.
Sayın Bakan Göktaş’ın konuşması elbette çok kıymetli. Ama biz şehit yakınları için en önemli konuşmayı, bizim yaşadığımız şehit acısını en iyi bilen düşmanımız PKK terör örgütünü ve onun elebaşı bebek katili Abdullah Öcalan’ı tanıyan, dernek ve vakıf başkanlarımızın yaptığını ifade etmek istiyorum.
Şehit yakınlarından ve gazilerimizden gelen tepkiyi ve talepleri birinci elden harmanlayarak, yapılmış bir konuşma olması nedeniyle çok daha önemli buluyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ise, komisyonda yaptığı sunum ve konuşmada, şehit yakınlarına ve gazilere verdikleri bazı hakları hatırlatarak, işin siyasi rantına yönelik bir tavır sergilemiştir ki, bunu bir şehit yakını olarak gündeme taşımasını doğru bulmadım, bulmuyorum. Bu süreç komisyonunda bunlar konuşulmamalıydı. Hangi hak, hangi şehidimizi ya da hangi gazimizin yok olup giden organını geri getirebilir? Elbette devlet ve onu yönetenler, haklar konusunda bir vefanın göstergesi olarak cömert olacak.
Bununda reklamını siyasi saiklerle kimsenin yapmasına hukuken ve ahlaken müsaade etmeyecek. Şehit yakınları ve gaziler incinmesin, rencide olmasın diye hassasiyet gösterecek ki, bir değeri olsun. Açılım süreç komisyonu kurulduğu dönemde, şehit yakınlarına ve gazilere yıllardır verilmeyen doğal gaz indirimi başlatılmışsa, bu düzenleme her tarafa çekilir! Bunun yorumunu herkes kendisi yapsın. Bu yüzden akçeli konulardan uzak durulmalıdır. O tür konular başka bir yerde konuşulmalıdır. Aksi takdirde süreç başka bir yöne evrilir.
TBMM'de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun beşinci toplantısında, Cumartesi ve Barış Anneleri konuştu. İki barış annesinin konuşmasından kısa bölümler paylaşmak istiyorum.
Bakın Barış Anneleri ne diyor;
Barış Annesi Rebia Kıran, sözlerine Kürtçe başlarken, uyarılar üzerine Türkçe devam etti. Rebia Kıran, "Kim bu barışa vesile oluyorsa hürmetimiz, selamlarımız onlaradır. Bu barış sözü eğer, Sayın Öcalan’dan çıkmış ise biz Barış Anneleri olarak bu barışı destekliyoruz. Bu ülkede hak, hukuk, adalet olsaydı, çocuklar dağa çıkmazdı. Gerillalar neye dayanarak Türkiye’ye gelecek? Acaba hangi şartla Türkiye’ye gelecekler? Onları cezaevine tıkacaklar, 30 sene ceza verecekler. Böyle barış olmaz. Onlar da gelsin, siyaset yapsın." dedi.
Barış Annesi Türkiye Bozkurt ise şunları dile getirdi;
"Kızım 14 yaşındayken Diyarbakır'da gözaltına alındı. 27 gün haber alamadık, avukatı da Meral Danış Beştaş’tı. Kızım 18 ay sonra cezaevinden çıktı, ancak tekrar tutuklandı. Şimdi ise 27 yıldır cezaevinde. Artık adımlar atılmalıdır. Başta Öcalan olmak üzere, cezaevlerinde bulunan siyasi ve hasta tutsaklar serbest bırakılmadır."
Açık ve net söylüyorum herkesin şehit annelerinin de, Cumartesi ve Barış Annelerinin de bebek katili PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’la ilgili kırmızı çizgileri var. Şehit annesi olan annem Bedriye Hamlı, Komisyona davet edilmediği, muhatap görülmediği için, şehit annemizin söylediklerini kamuoyu ile şehit ağabeyi kimliğimle paylaşmak istiyorum.
"Bebek katili Öcalan benim ciğerimi söktü. 33 yıl 4 ay 5 gündür mavi gözlü paşamın yüzünü göremiyorum. Bütün ümidim cennette birlikte olmak. 33 yıl 4 ay 5 gündür Samsun Asri Mezarlık şehitliğine mahkumum. Yaşlı bedenimi zor taşıyorum, eski gücümde kalmadı. Artık üzüntüden, iki gözümde görmüyor. Ama biliyorum ki, İmralı'da gerçek bir cani var. Diğer şehitlerimizin olduğu gibi, benim oğlumun gerçek katili işte o dur. Öcalan davasının resmi müdahiliyim. Benim adıma kimse konuşmasın, onun davasında ne demişsem onu söylüyorum. Benim oğlum yaşamıyorsa o katilde yaşamasın. Öcalan’dan medet uman, ona merhamet eden benim için şehidimin katilinden farksızdır. Daha ne söyleyeyim."
Bu yeni açılım sürecini yürütenler, bu sürecin baş aktörü olanlar, pazarlık yok demeye devam ediyor. Umuyoruz öyledir! Eğer Öcalan’ın cezasının hafifletilmesi konusunda bir geri adım olursa, bu bir pazarlıktır. Yine aynı şekilde ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atacak konularda, bazı yasal düzenlemeler gündeme getirilirse, bu da bir pazarlık maddesidir. Pazarlık yok toplumsal rıza var gibi, konuşmalar yapılırsa bunun adı da arkadan dolanmadır.
Bu yüzden biz şehit yakınları meselenin Öcalan'ı serbest bırakma yolunda bir yürüyüş olduğunu görmeye devam ediyoruz. Komisyonda konuşan Barış Anneleri'nin Öcalan’la ilgili taleplerini, DEM Parti milletvekillerinin yaklaşık bir yıl önce TBMM'ye sundukları Öcalan’a Umut Hakkı isteyen, af tekliflerini birbirinden ayrı değerlendiremeyiz. Biz şehit yakınları Terörsüz Türkiye derken Öcalan’la ilgili talepleri duymadık, bilmiyoruz diyemeyiz. Umuyoruz ki toplumsal rıza adında, yeni bir masal kafa karıştırmaz.









































YAZILANLARI ONAYLAYACAKSINIZDA :) SORSANIZ DEMOKRASİ VAR.
Bu karanlık ittifakın oyunları artık meydandadır! Dini duyguları sömürerek oy devşirenler, PKK ile dolaylı pazarlıklar yapanlar, ülkeyi ekonomik iflasa sürükleyenler - hepsinin yüzündeki maskeler düşmüştür! Şimdi bu azgın ittifafa dur deme zamanıdır! Vatanını seven, şehitlerine saygı duyan, dini değerlerine bağlı herkesi bu karanlık oyunu bozmaya çağırıyorum! Allah'ın adını kullanarak siyaset yapan bu münafık zihniyet, İslam'ı katletmektedir! Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti yıkmak için terörle flört edenler, tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklardır! Bu azgın ittifakın kirli oyunlarına son vermek için milletçe tek yürek olma zamanıdır! Yoksa bu gidişat, Türkiye'yi uçurumun eşiğinden dönüşü olmayan bir kaosa sürükleyecektir!
Allah'ın adını kullanarak siyaset yapanlar, aslında İslam'ı bile katletmektedir. Milliyetçilik maskesi altında ülkeyi parçalayanlar, Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti yıkmak için her yolu denemektedir. Bu karanlık ittifak, Türkiye'nin geleceğini karartmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bu kirli oyuna dur demek, milletin en kutsal görevidir. Dini, vatanı ve milli değerleri istismar edenlere karşı uyanık olmak, bu karanlık ittifakın oyunlarını bozmak her vatandaşın borcudur. Yoksa bu gidişat, ülkeyi içinden çıkılamaz bir kaosa sürükleyecektir.
Bu karanlık ittifak, gençlerimizi dağlarda ölüme gönderirken, aynı zamanda dindar kesimin duygularını istismar ederek oy devşirmektedir. Laikliği hedef gösterirken, aslında tüm inançları siyasete alet etmektedir. Ayasofya'nın açılışını dini zafer diyerek pazarlayanlar, aynı anda PKK ile mücadele ediyormuş gibi yapıp terörle mücadele bütçesini lüks saraylara, gereksiz projelere aktarmaktadır. Bu üçlü sacayağı, Türkiye'yi dini, etnik ve siyasi olarak bölmüş, kardeşi kardeşe düşman etmiştir. Dindar görünüp dini istismar eden, milliyetçiyim deyip vatanı satan, terörle mücadele ediyorum deyip teröristlerle pazarlık yapan bu zihniyet, milletin belleğinde kara bir leke olarak yer edecektir.
Türkiye'nin bağrına saplanan bu karanlık ittifak, ülkeyi ateş çemberine çevirmiştir. AKP-PKK-MHP üçgeninde dönen kirli siyaset, milletin değerleriyle alay edercesine dini söylemleri istismar etmektedir. Camileri seçim meydanına çeviren, duaları siyasi propaganda aracı yapan bu zihniyet, inançları bile pazarlık konusu yapmıştır. PKK ile dolaylı pazarlıklar yapıldığı iddiaları, MHP'nin milliyetçilik iddiasındayken bu kirli ilişkiye göz yumması, AKP'nin ise "dindar" kimliğiyle dini duyguları sömürerek iktidarını sürdürmeye çalışması, Türkiye'yi uçurumun eşiğine getirmiştir. Terör örgütüyle mücadele ediyoruz diyerek trilyonlarca bütçeler harcanırken, aynı örgütle siyasi hesaplar için flört edilmesi vicdanları sızlatmaktadır.
Terörle mücadele iddialarına rağmen, terör örgütleriyle mücadelede kalıcı bir başarı sağlanamamış, askeri operasyonlar sürekli tekrarlanan bir döngü halini almıştır. Sembolik politika hamleleri (Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi gibi) toplumun temel sorunlarına çözüm getirmekten uzak kalmıştır. Muhalefet partileri üzerindeki sistematik baskı, seçim süreçlerinin adil olmadığı yönündeki eleştiriler uluslararası gözlemciler tarafından da kayıt altına alınmıştır. Türkiye, fiilen tek adam yönetimine dayalı, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı bir sisteme doğru evrilmiştir. Bu gerçekler ışığında, mevcut iktidar döneminin ekonomik kriz, demokratik gerileme ve toplumsal kutuplaşma ile karakterize edildiği görülmektedir. Siyasi iktidarın propagandasında yer alan iddiaların aksine, ülke ciddi bir yönetim kriziyle karşı karşıyadır.
Ekonomik veriler, ülkenin ciddi bir enflasyon ve döviz kriziyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Türk Lirası son yıllarda değerinin önemli bir bölümünü kaybetmiş, enflasyon resmi verilere göre P'nin, bağımsız ekonomistlere göre ise 0'nin üzerine çıkmıştır. Yoksulluk sınırı altında yaşayan vatandaşların oranı artmış, işsizlik özellikle genç nüfusta kritik seviyelere ulaşmıştır. Demokratik hak ve özgürlükler alanında ise durum iç açıcı değildir. Basın özgürlüğü endekslerinde Türkiye, dünyada 180 ülke arasında 160'ıncı sıralarda yer almaktadır. Onlarca gazeteci, akademisyen ve siyasetçi terör propaganda suçlamalarıyla tutuklu bulunmaktadır. Yargı bağımsızlığı uluslararası kuruluşlar tarafından sistematik olarak eleştirilmektedir.
ayhan bey akp nin pkk ile kolkola gezmesi bizleri derinden yaralamştır. zaten teşkilat içinde neler döndüğünü millet biliyor. şehitlerin kemikleri sızlıyor.
şer ittifakı yani akp-pkk-mhp ittifakı milleti perişan etti. belediyeleri yolsuzluktan geçilmiyor.
ÖMER HALİS DEMİR rumuzlu yazıcı hayal dünyasında yaşıyorsun. ekonominin sorumlusu benim diyen biri tüm olumsuzluklardan sorumludur. ev kirasının artısı çarşı pazar yangını ve daha niceleri ekonomiyi yönetememeliridir. eskiden 1 kişi çalışırdı kirasınıda öder hayatını yaşardı şimdi 5 kişi çalışıyor gene açlar. şimdi millet iradesine yapılan darbeler ile siz iktidarız sanıyorsunuz değilmi? gün gelecek sandıkta gereken cevabı lacaksınız. hayatınız rüşvet adam kayırma ve yasa dışı işler. herkes çok iyi biliyor sizi. en ufak belediyenize gidin sekreterden 5 kilo altın çıkıyor. milletin parasını yemek kolay tabi. ayasofyayı ,ibadete açtı diyorsun?ayasofyaya gittinmi hiç? her zaman namaz kılınırdı içerde içeri gir bakayım yukarı çıkabilecenmi:) bırak bu ayakları.başörtüsüne akp dönemindek,i kadar zulum uygulanmadı. başörtülü kardeşlerimizi sokaklarda yerde sürüklediniz. ayrıca senin bahsettiğin başörtüsü muhabbeti fetönün devlete sızmak için planladıgı bir operasyondu.imf ye borç bitmiş :)
ayhan bey sonuna kadar haklısınız. bugün akp-pkk-mhp ortak ittifakı ayn şeyi yaparak ülke aleyhine fiil gerçekleştiriyor. şehitlerimizin kemikleri yakınlarımızın yürekleri sızlıyor. bu şer ittifakının cezasını millet sandıkta verecektir.
Millet, şer itiifaklarina 2002den beri haddini bildiriyor, kardeş... Korona, enflasyon, ev kira artışları vs vs bunca olumsuzluğa rağmen yine de RTE ye, AKP ye destek veriyor. Niye mi millet, biliyor. İdam cezasına rağmen apoyu DSP MHP ANAP koalisyonun asamadigini, her ***lığı yapıp Atatürk'ün, laikliğin ardına sakladıklarını. Başörtüsünü yasaklayanlari, Ayasofyayi ibadete acamayanlari. Öbür tarafta RTE nin terörü bitme noktasına getirdiğini, başörtüsü yasağına son verdiğini, Ayasofyayi ibadete açtığını, IMF ye borçları bitirdiğini... Bu CHP ve muhalefetten hiçbir cacık olmayacağını bu millet çok iyi biliyor.
Ayhan abi bebek katili apo denilen mahluk, yakalandığında ve ülkeye getirildiğinde başbakan b.ecevitti. c.baskani Demireldi. Genel kurmay başkanı h.Kıvrıkoğlu idi. O dönem, ne RTE ne de AKP yoktu. Bağımsız yargı, kararını verdi ve apo idama mahkum oldu. Demek ki, aponun mahkeme kararına rağmen cezasının infazına engel olanlar önem sırasına göre o dönemin yöneticileri s.demirel, b.ecevit, h.kivrikoglu, vs vs. İktidarda anadil d denilen DSP, ANAP, MHP koalisyonu vardı. Zannımca aponun idam edilmesini istemeyenler perde ardında ABD, NATO, Avrupa ülkeleri ve İsrail dir. O dönemin yöneticileri de IMF den borç dileniyorlardi. ABD, ab, NATO, bize baskı yapar diye korkmuş olmalılar, zannımca. Apo, hala hayatta ise, o denli zalimligi, hainliği ve kafirligine rağmen asamayanlar, asıl suçlu ve sorumlu olanlar, onlardır. AKPnin, RTE nin bu konuda bir hatası olduğunu düşünmüyorum. Aynı kafa, yıllarca ülkeyi başörtüsü, laiklik vs vs diyerek milleti devletle karşı karşıya getirdi.