Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, patlak veren sahte diploma skandalı ile ilgili yazdığı köşe yazısında, "Sahte diploma skandalı, Türkiye’de liyakatin artık tamamen mezara gömüldüğünün bir göstergesidir. Kamu kurumlarına sızan yüzlerce kişi, başkasının e-imzasını kopyalayarak kendilerine diploma, uzmanlık belgesi, hatta hâkim-savcı kimliği bile düzenlemiş" dedi.
Türkiye’de her gün biraz daha çürüyen bir sistemin hikâyesini yaşıyoruz. Artık ne çalışkan olmak yeterli, ne de gerçekten bir başarıya imza atmak. Çünkü bu ülkenin bazı karanlık köşelerinde, 'sahte bir diploma' gerçek bir emeğin, gerçek bir liyakatin ve gerçek bir genç hayalin önüne geçebiliyor.
Yıllarca dershane kapılarında sürünen, ailesinin rızkını kitaplara yatıran, uykusuz gecelerin, sınav stresiyle geçen yılların çocuğu… Üniversiteyi dereceyle bitiriyor, dil biliyor, yazılım biliyor, sertifikası var, projeleri var. Ne oluyor sonra? Mülakata giriyor ve tek bir soruya bile muhatap olmadan eleniyor. Çünkü referansı yok. Çünkü CV’sinde abisinin ya da dayısının adı yazmıyor”. Çünkü belki de karşısında oturanlar, sahte diplomalarla geldikleri koltuklardan onu yargılıyor.
Sahte diploma skandalı, Türkiye’de liyakatin artık tamamen mezara gömüldüğünün bir göstergesidir. Kamu kurumlarına sızan yüzlerce kişi, başkasının e-imzasını kopyalayarak kendilerine diploma, uzmanlık belgesi, hatta hâkim-savcı kimliği bile düzenlemiş. Bu insanlar devletin içine yerleşmiş. Öyle ki, bazıları yıllardır akademik unvan taşıyor, ders veriyor, proje yönetiyor, hatta öğrenci seçiyor. Akıl alır gibi değil!
Peki, gerçek diplomalılar ne yapıyor? Onlar hâlâ “KPSS’ye gir, sonra mülakata gir, sonra bir de torpil ara” çarkının içinde ezilip gidiyor.
Bu artık münferit bir olay değil. Bu, devletin iç mekanizmasının çürümüşlüğünü gösteren açık bir çöküştür. Eğer bir kişi, bir belgeyi sahte yolla elde edip kamuda yükseliyorsa, orası artık kamu kurumu değil, organize suç alanıdır. Eğer biri, gerçek belgeleriyle başvurduğu görevden, “torpili yok” diye eleniyorsa; orada artık adalet değil, keyfilik vardır.
Ve ne acıdır ki bu düzen, en çok inananları cezalandırıyor: Gerçekten çalışanları, gerçekten hayal kuranları, bu ülkeye gerçekten katkı sunmak isteyenleri.
Bir ülke liyakati terk ettiğinde, aşağıdaki zincirleme yıkım başlar:
- En zeki gençler yurt dışına gider.
- Kalanlar sistemin içinde küser, kabuğuna çekilir.
- Kamu kurumları iş bilmeyenlerle dolar.
- Kriz anında, yetenek değil sadakat konuşur.
- Devlet yönetilemez hâle gelir, çünkü yönetenlerin yetkinliği yoktur.
Bugün yaşadığımız tam olarak budur. Sahte belgelerle gelenler bu ülkeyi yönetiyor, gerçek belgelerle çalışanlar ülkeyi terk ediyor.
Bu yozlaşmaya karşı sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Bu ülkenin gençlerine, “Çalışın, hak ederek yükselin” diyen herkes; sistemin sahtecilere göz yummasını görmezden gelirse, kendi sözünü çürütür. Akademisyen, hukukçu, gazeteci, öğretmen, politikacı...
Herkesin bu düzeni sorgulaması gerekir. Aksi halde biz sadece sessizce yok olan bir ülkenin tarihini yazıyor olacağız.
Artık bu ülkede en önemli belge, 'gerçek diploma' değil, 'sahte ilişki ağları' oldu. Artık referanslar, kütüphanelerden değil, koridorlardan toplanıyor. Ama bilinsin ki; Gerçek başarı bastırılsa da kaybolmaz. Gelecek, er ya da geç, gerçek emekle kurulur. Çünkü sahte diplomalar bir yere kadar gider. Gerçekler er ya da geç kapıyı çalar!
Bu ülkeyi yeniden inşa edecek olanlar; susturulan, ötelenen, dışlanan ama asla pes etmeyen gençler olacak. Ve o gün geldiğinde, bu sahtekarlık döneminin hesabı elbet sorulacak.









































Asıl yozlaşma emeklilerin yok edilmesidir?
yıllardır dilimizde tüy bitti. bunlar eşkiya bunlar hain diye. her seferinde bize küfür ettiniz. ne oldu ? bunlar para için herşeyi yaparlar. sizlere vatan millet din bayrak satarlar.din elden gidiyor derler, pkk ile masaya otururlar. bu siyonistler sizleri bizleri bölmek için her şeyi yaparlar.
Sayın yazar doğru yazmışsınizda geç kaldınız atı alan Üsküdarı geçeli çok oldu?