Samsun Kent Haber köşe yazarı Musa Uzunkaya, yaşanan afetleri yazdığı köşe yazısında, afetlerin nedenleri ve sebeplerine ilişkin Rum Suresi 41. ayete dikkati çekti.
Dünyada ve ülkemizde son yıllarda giderek artış gösteren bir kısım afet, semavi musibet, beşeri ihanet ve gafletin tabii tezahürü olarak yaşananlar kafamızda, acabaları ciddi boyutta oluşturmaktadır.
Toplum içerisinde insan iradesi dışında tezahür ettiği varsayılan bir kısım afetlere, sanki doğalmış gibi 'Doğal afetler' ismini veriyoruz. Doğal olduğu var sayılan bu afetlerin, meydana gelmesine sebep, bir kısım fiillerin sorumlusu bizatihi insan değil midir?
Rabbimiz Kur’an- ı Kerim, Rum suresi 41. ayette bakın ne buyurmaktadır;
* ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَاكَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذٖيقَهُمْ بَعْضَ الَّذٖي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ﴿٤١﴾
41﴿ İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden, karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.” ( Rum.41)
Yukarıda metnini ve mealini arz ettiğim Rum Suresi 41. ayetin bizi, bazı şeylerle ikaz ettiği ve hatırlattığı gerçeğini görmezden gelemeyiz. Allah celle celalühu, bize açıkça yaşadığımız bu felaketlerin kendi ellerimizle işlediğimiz cürüm ve kusurların, belki de kasıtlı isyanların bir bedeli olduğunu, başımıza gelen musibetlerin yaptıklarımızın tam karşılığı değil, sadece bir kısmı olduğunu, daha tadılacak dünyevi ve uhrevi nice azapların geleceğini açık bir şekilde ifade etmiyor mu?
Ayet, çok net bir şekilde karşılaştıklarımızın her birerlerinin farklı boyutlarda da olsa, işlediğimiz isyan, yanlış fiil ve davranışlarımızın bedeli olduğunu ortaya koyuyor.
En son (30.07.2025) Rusya, Japonya, Alaska ve ABD sahillerine doğru yayılan ve sonuçlarının şimdiden ne olabileceği bilinemeyen, 8.8 şiddetindeki deprem ve ardından muhtemel tsunaminin tezahürü ile, ülkemiz ve çeşitli ülkelerde yaşanan depremler, yangınlar ve seller insanoğlunun Allah’ın kevni ayetleri olan fizik dünyamıza, Allah'ın var ettiği, dünyanın kendi sistemi içerisinde varlığının devamına yaptığı müdahalelerin, tahribatlar ve işlenen cinayetlerin sonucu olmadığını kim iddia edebilir.
Biz, ne yaptık ve neyi yapmamamız lazımdıyı düşünmeye gerek kalmadan, hiçbir isyanımız, fıtrat kanununa aykırı davranışımızdan vazgeçmeden, gittikçe artış gösteren bu felaketlere karşı, alınması gereken tedbirleri farklı boyutlarda ve farklı zeminlerde aramaya çalışıyoruz. Mesela, yedi veya sekiz şiddetinde depremler, nazari itibari alınarak inşaatlar yapılabilir. Peki bu olayda olduğu gibi, 8.8 ve hatta 9 veya 10’u yakalayacak depremler karşısındaki önleminiz ne olacak?
Oysaki biz, fıtrata müdahale etmeseydik, bizim için emrolunan güzellikleri yapıp Allah’ın şiddetle reddettiği yasaklardan sakınsaydık, belki tedbirlerimiz çok daha hayırlı sonuçlar verebilirdi. Bir insan şunu düşünmeli, yürürken ayağı taşa takılıyorsa, mutlaka benim bir hatam ve kusurum var. Bastığım yere dikkat mi etmedim, istemeyerek de olsa, yürüyen bir masum insanın ayağına çelme mi takdım, birine benzer bir hıyaneti mi düşündüm? Ben acaba nerede ne yaptım da bu başıma geldi diye düşünmek gerekmez mi?
Yani her kul kendisini hesaba çekmeli, yanlış ve eksiğini görebilmelidir. Son yüzyılda meydana gelen teknolojik gelişmeler, fizik dünyamızın fıtrat kanunlarına rağmen yapılan müdahaleler, geçen tüm asırlara bedel bir değişim ve felaket boyutunda tabiata müdahaledir. Sünnetullah‘a ve fıtrata müdahale ister istemez bir kısım sonuçlar doğuracaktır. Bugün yaşanan da tam budur.
Ozan tabakasının delinmesi, yaşadığımız dünyanın oksijenden mahrum bir hale getirilmesi, azot ve diğer gazların dengesinin bozulması, güneş ışınlarının dünya üzerinde, daha yakıcı etkilerinin meydana geliyor olması, içilecek su kaynaklarının yok edilip, ormanların yanması veya yakılması, terörist gruplarla terörist devletlerin, başta İsrail ve ABD olmak üzere, insan katliamını meşru sayar ve dünyaya da kabul ettirir hale gelmesi, 8 milyar insanın gözü önünde on binlerce insanın silahlarla katliamı yetmemiş gibi açlıklarla, ölüme mahkum edilmesi, bunu dünyanın gözünün içine baka baka, 'Ben Gazze’de açlık ve sefalet görmüyorum, gayet sağlıklı görünüyorlar!' diyecek kadar, aşağılık bir devletin dünyaya egemen zalim başkanının ağzından çıkıyor olması, elbette ki gayretullaha dokunacak ve başımıza gelen bu felaketlerin, kıyamet sayhasına dönüşmesini vesile olacaktır.
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ
"Her bir insanın önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçi melekler vardır. Bir toplum, içinde bulundukları iyi hâli değiştirmedikçe, Allah, onlara olan nimetini değiştirmez. Fakat Allah, bir topluma kendi günahları yüzünden bir kötülük dilediği zaman, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onları, Allah’tan başka koruyacak kimse de bulunmaz." (Ra’d,11.)
Demek ki, insanoğlu içinde bulunduğu ahvali değişmedikçe Cenabı Hak, bizim istikametimizi değiştirmeyecek, kötü gidişimizi hayra tebdil etmeyecektir. Evvela biz kendimizi düzeltmeliyiz. Şu yaşanan ahlaki çöküşe, adeta anadan üryan, teşhirin, çıplaklık ve tefessühün zirve yaptığı, Allah’ın ve kulların hakkı konusundaki dikkatsizliğe, vurdumduymazlığa bakılacak olursa, başımıza gökten taş yağmadığına belki şükretmek gerekir. Bugün yaşadığımız şu dünyanın mahvolmasına, semavi bir afetle hak ile yeksan olmasına, sadece Filistin ve Gazze’de yaşanan bu zulme seyirci kalmak yeter de artar bile. Bu konuda hiçbir toplum ve devlet, zerre kadar masumiyet, günahsızlık, sorumsuzluk ve mazeret belgesi ortaya koyamaz! Kaldı ki koysa da, mahkeme-i kübrada zerre kadar itibar görmez.
Allah encamımızı hayr eylesin. Bir an önce yaşanan yeryüzündeki bütün zülüm ve zulümatın sonlanarak, yapılacak tövbe-i nasuh ile kullarının kendisine dönmesini nasip eylesin.









































Ülkedeki düzeni bozan kim kim acaba.onuda aciklasana
Sayn yazar siz hiç emekliyi savundunuzmu ?(tabiki gerçek emekliyi)
1400 yıllık kehanet yine bugünleri gördü. Çok şükür, 1400 yıl önce uyarıldık ama önlemini alamadık. Hayatını kaybedenler cennetin en güzel yeriyle ödüllendirilsin. Amin