Suudi Arabistan bunu başardıysa, Türkiye hayli hayli başarır..
Bir Vizyonun Futbol Üzerinden Okunan Hikayesi: Suudi Arabistan ve kaçırdıklarımız 2016 yılında Riyad’da düzenlenen tanıtım ziyaretinde, bugün herkesin konuştuğu Suudi Arabistan 2030 Vizyonunu yerinde görme fırsatım olmuştu. O gün orada şunu net biçimde hissetmiştim. Bu sadece bir ekonomik dönüşüm planı değil, aynı zamanda dünyaya “biz buradayız” deme biçimiydi.
Turizm, kültür, eğlence ve en önemlisi spor bu vizyonun taşıyıcı kolonlarıydı,
özellikle futbol.
Çünkü futbol, dünyanın en hızlı yayılan diliydi. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, petrol sonrası dönemi okuyan ve ülkesini bu yeni döneme hazırlamak isteyen bir lider profili çiziyordu. Turizmi çeşitlendirmek istiyordu ama klasik turizmle yetinmek istemedi. Bunun yerine spor turizmini merkeze aldı.
Dünyanın tanıdığı futbol adamlarını, yıldız oyuncuları, teknik direktörleri Suudi Arabistan Pro Ligi’ne çekmek; en pahalı ama en etkili reklam modeliydi.
Ve işe yaradı. Biz de o dönemde bu vizyonun yalnızca izleyicisi değil, aktif bir parçası olmaya çalıştık. Suudi Arabistan’ın en büyük kulüplerinden biri olan Cidde Al-İttihat FC’yi Türkiye’ye davet ettik.

Ardından Bursaspor yönetimi ile konuştuk ve o dönemin başkanı sayın Ali Ay Yönetim kurulu ve Teknik direktör Hamza Hamzaoğlu ile birlikte kardeş kulüp mutabakatı sağladık. 6 Eylül 2016’da Bursa’da oynanan tarihi dostluk maçı, aslında bir maçtan çok daha fazlasıydı; iki ülke futbolu arasında kurulan stratejik bir köprüydü. Bu adımların yankısı kısa sürede büyük kulüplere ulaştı.
Fenerbahçe’nin eski efsane başkanı Sayın Aziz Yıldırım, bizi davet etti ve çok net bir cümle kurdu, "Topuk Yaylası’nı Orta Doğu’ya tanıtalım."
Bu cümle, Türkiye adına kaçırılmaması gereken bir fırsattı. Çünkü elimizde her şey vardı. Tesis, iklim, ulaşım, otelcilik, futbol kültürü…
Eksik olan tek şey, devlet aklıyla kurgulanmış bir spor turizmi politikasıydı.

Aynı süreçte, dönemin A Milli Takım Teknik Direktörü Sayın Fatih Terim, Türkiye Futbol Federasyonu binasında bizleri ağırladı. “Milli takımlar düzeyinde çalışmalar yapalım” dedi. Bu çağrının ardından başta Katar, Suudi Arabistan olmak üzere birçok ülkenin milli takımı İstanbul’da ağırlandı. Sadece kulüp futbolu değil, milli takımlar seviyesinde de, Türkiye bir merkez olabilirdi.
2017 yılına geldiğimizde tablo daha da netleşti.
Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan, Irak, Fas ve Tunus’tan tam 18 kulüp Türkiye’ye getirmeyi başardık.
Bu kulüplerin önemli bir bölümü, Kızılca Hamam, Bolu ve Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri’nde kamp yaptı.
Oteller doldu, sahalar doldu, şehirler kazandı, Türkiye’ye inanılmaz döviz geldi. Bugün 2026 yılındayız. Ara transfer döneminin kalbi Suudi Arabistan’da atıyor olması kimseyi şaşırtmamalı.
Bu tablo bir gecede oluşmadı.
Hepsi yıllar önce yazılmış bir senaryonun, adım adım hayata geçirilmesiydi. Kamuoyunun “çılgın prens” dediği Muhammed Bin Selman, aslında futboldan ekonomiye uzanan çok net bir yol haritası çizmişti.

Dünya yıldızlarının Suudi Arabistan kulüplerinde toplanması, yalnızca o ülkeyi değil, Türk futbolunu da doğrudan etkiledi. Al-İttihat FC forması giyen N’Golo Kante, Avrupa ve Türkiye kulüplerinin radarına yeniden girdi. Darwin Nunez gibi yıldız isimlerin Suudi kulüplerinden transfer piyasasına yön vermesi, Fenerbahçe'den giden Yusuf Akçiçek, Türk Milli Takımı kaptanı Melih Demiral bu etkinin en net göstergesi oldu.
Fenerbahçe’nin dünya çapında yıldız futbolcuları Suudi kulüplerinden transfer etmesi tesadüf değil, sistemin doğal sonucudur.
Peki biz ne yapıyoruz?
Türkiye, spor turizmi konusunda hala parça parça işler yapıyor. Oysa bu alan, doğru planlanırsa her yıl turizm gelirini ikiye katlayabilecek bir potansiyele sahip. Kamp turizmi, hazırlık maçları, altyapı turnuvaları, milli takım organizasyonları...
Hepsi Türkiye’ye döviz, tanıtım ve sürdürülebilir gelir demek.
Suudi Arabistan bunu başardıysa, Türkiye hayli hayli başarır.
Yeter ki futbola sadece skor tabelasından bakmayalım.
Yeter ki sporu, stratejik bir ekonomik araç olarak görelim.
Ve en önemlisi, yıllar önce önümüze gelen fırsatları bir daha kaçırmayalım.








































