Samsun Kent Haber köşe yazarı Ömer Süslü, adalet sistemine yönelik eleştiriler getirdiği köşe yazısında, "Bu yazı bir muhalefet metni değil bir uyarıdır. Çünkü adalet yıkıldığında, altında sadece muhalifler kalmaz" dedi.
Bu Artık Hukuk Değil, Bir Düzen Meselesidir
Bir ülkenin hukuk sistemi çöküyorsa, bunu anlamak için anayasa kitapçıklarına değil, adliye koridorlarına bakmak yeterlidir. Türkiye’de bugün yaşanan tam olarak budur: Hukuk işlemiyor, adalet dağıtılmıyor, yargı korunmuyor. Çünkü yargı artık bir devlet kurumu değil, siyasi bir alan haline getirilmiştir.
2010 yılında bu millete büyük bir yalan söylendi.
'Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü' denildi. O slogan, bugün geriye dönüp bakıldığında sadece bir propaganda cümlesi olarak tarihe geçmiştir. O gün anayasa değiştirilirken, bu değişikliğe en ateşli desteği veren yapının kim olduğu bugün herkesin malumudur. Daha sonra terör örgütü ilan edilen bir yapı, yargının dizaynı için canhıraş çalışmış, siyasi iktidar da o dönem bu yapıyla aynı yönde hareket etmiş ve maalesef devletin adalet mekanizması bir örgütün kontrolüne teslim edilmiştir.
Sonra ne oldu? Darbe girişimi yaşandı. Ülke büyük bir badire atlattı. İki yüz elli bir şehit verdik.
İktidar olağanüstü hal ilan etti ve KHK'larla yargı içerisine çöreklenmiş bu yapı temizlenmeye çalışıldı. Binlerce hakim ve savcı meslekten atıldı, bir kısmı cezaevine girdi, bir kısmı yurt dışına kaçtı. Ülkede neredeyse hakim ve savcı kalmadı.
Peki boşalan yerler nasıl dolduruldu?
Liyakatle mi? Hayır.
Bağımsızlıkla mı? Hayır.
Hukukla mı? Yine hayır.
Bu kez başka bir yakınlık türü devreye sokuldu. Referanslar konuşuldu, akrabalıklar normalleştirildi, siyasi sadakat örtülü değil, aleni hale getirildi. Kura törenlerinde bile 'kimin yeğeni, kimin yakını' sorusunun devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan biçimde gündeme gelmesi, artık çürümenin fotoğrafıdır. Bu, basit bir gaf değil; zihniyetin dışavurumudur.
Bugün adliyelerde konuşulanlar, hukuk fakültelerinde öğretilenlerle uzaktan yakından ilgili değildir. Uyuşturucu soruşturmalarına adı karışanlar, adli emanet depolarında olması gereken maddelerle partiler düzenleyenler, adliye binalarında yaşanan akıl almaz skandallar...
Bunların hiçbiri 'istisna' değildir. Bunlar, denetimin bittiği, cezasızlığın kural haline geldiği, liyakatsiz bir sistemin ürünüdür.
Bir zamanlar 'Yargı bizim elimizde değil' diye millete şikayet edenler, bugün yargıyı kendi siyasi arka bahçesi haline getirmiştir. Dün eleştirilen ne varsa, bugün daha hoyratça uygulanmaktadır. Dün mağduriyet anlatanlar, bugün bu ülkenin en büyük adaletsizliğinin mimarıdır.
Hukuk, sadakatle ayakta kalmaz. Adalet, talimatla işlemez. Yargı, korkuyla karar verirse, ortada ne devlet kalır ne millet. Bugün Türkiye’de sorun birkaç çürük elma değil; çürümeyi sistem haline getiren siyasi akıldır.
Bu ülke daha önce de zor dönemlerden geçti. Ama hiçbir dönemde hukuk bu kadar alenen itibarsızlaştırılmadı. Hiçbir dönemde adalet bu kadar savunmasız bırakılmadı.
Bu yazı bir muhalefet metni değil, bir uyarıdır. Çünkü adalet yıkıldığında, altında sadece muhalifler kalmaz. Eninde sonunda, onu yıkanlar da o enkazın altında kalır.
Atalarımız ne güzel söylemiş; "Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar" benden hatırlatması.









































