Samsun Kent Haber köşe yazarı Ömer Süslü, CHP ile ilgili yazdığı köşe yazısında, "Bunu söylemek CHP’ye düşmanlık değildir. CHP umut üretmedikçe, AK Parti korku satarak iktidarda kalmaya devam edecektir." dedi.
Bugün Türkiye iki kutuplu bir siyasi zemine sıkışmıştır. AK Parti yirmi üç yıldır iktidardadır. İktidar alternatifi olarak görülen yapı ise yine yirmi üç yıldır CHP’dir. Bu tabloyu sevelim ya da sevmeyelim, gerçek budur.
Bir Türk vatandaşı ve bir İYİ Partili olarak, AK Parti iktidarının bu ülkeyi taşıyamadığını düşünüyorum.
AK Parti’yi değiştirecek güç, ancak ciddi, güven veren ve kazanmayı gerçekten isteyen bir muhalefetle mümkündür.
AK Parti yıllardır “Ben gidersem CHP gelir” korkusuyla seçmenini konsolide ediyor. Bugün bu kadar sıkıntıya rağmen AKP halâ anketlerde yüzde 30'larda çıkıyorsa tek sebebi bu korkudur.
Bu korku, CHP umut üretmediği sürece de işe yaramaktadır. Çünkü CHP, uzun zamandır seçmeni ikna etmeyi değil, seçmene mecburiyet dayatmayı tercih etmektedir.
Bunu en net aday belirleme süreçlerinde gördük.
İki bin on dört seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu aday yapıldı; itiraz eden seçmen azarlanarak susturuldu.
İki bin on sekiz seçimlerinde Muharrem İnce aday gösterildi; daha ilk günde “Gel bakalım Muharrem” denilerek kendi adayına mesafe kondu.
İki bin yirmi üç seçimlerinde tüm uyarılara rağmen Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığında, kazanma ihtimali yüksek seçenekler varken ısrar edildi ve toplumun hassasiyetleri görmezden gelindi.
Şunu çok net söyleyebilir; Bu bir isim meselesi değildir. Bu, kazanmayı ikinci plana atan, iktidar sorumluluğunu almak yerine anamuhalefetin dayanılmaz konforuna talip olan bir zihniyet meselesidir.
Yerel seçimlerde elde edilen başarı önemliydi. Çünkü AK Parti’nin yenilmez olmadığını gösterdi. Ama başarıyı kalıcı kılacak olan şey, tabelaların değişmesi değil; reflekslerin değişmesidir. İsimler değişip zihniyet aynı kalıyorsa, sonuç değişmez.
Bugün iktidarın CHP üzerinde yargı eliyle baskı kurmaya çalıştığı açıktır. Fakat CHP’nin bugün yaşadığı sıkıntıların önemli bir kısmı dış baskılardan değil, kendi iç zafiyetlerinden, kendi üyelerinin şikayetlerinden kaynaklanmakta, AKP'nin ekmeğine yağ sürülmektedir.
İkinci çözüm sürecinde takınılan tavır, tescilli vatan hainlerine oy kaygısıyla ses edilmemesi, geri kalmışlık, işsizlik ve demokrasi probleminin bölücülerin ve iktidarın ağzıyla "Kürt Sorunu" diye tanımlanarak, bin yıllık kardeşliğimizin sorun olarak tanımlanması geçmişte yapılan hatalardan ders alınmadığını göstermektedir.
Milletle kurulamayan dil, netleşmeyen duruş ve sürekli ertelenen yüzleşme, CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan uzaklaştırıyor.
Bunu söylemek CHP’ye düşmanlık değildir.
Tam tersine, CHP’nin taşıdığı tarihsel sorumluluğu ciddiye almaktır. Çünkü CHP umut üretmedikçe, AK Parti korku satarak iktidarda kalmaya devam edecektir.
Türkiye’nin AK Parti iktidarından kurtuluşu, CHP’nin gerçekten değişmesine bağlıdır. CHP Atatürk milliyetçiliği çerçevesinde milleti toparlamalı "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözünün kıymetini ve birleştiriciliğini yeniden hatırlamalıdır.
Bu değişim yukarıdan gelmezse, aşağıdan zorlanmak zorundadır. Sözüm CHP seçmeninedir; Ya partinizin kazanmayı gerçekten isteyen bir çizgiye gelmesini sağlayacaksınız, ya da iktidarın değişmesini samimiyetle isteyen başka bir siyasi iradeye alan açacaksınız.
Benim derdim şu parti yada bu parti değildir. Benim derdim, bu ülkenin daha fazla zaman kaybetmemesidir.
Ve zaman artık açık konuşma zamanıdır.










































Evet çok doğru?